Okuduğunu Anlama(ma)k ‘Kitap Okuma Alışkanlığıyla’ ilgili Olabilir Mi?

Haftalardır taslaklar kısmında ‘Okuduğunu Anlamamak’  duruyor. Bir türlü başlayamamıştım. Kimseyi de kırmak istemiyorum. Yanlış anlaşılmaktan korktum. Aslında benim bu korkum da okuduğunu anlamamak durumunu en iyi açıklayan olgu. Hem bloga hem de Milliyet.com.tr’deki yazılara gelen yorumlara şaşırıp kalıyorum bazen. Sınırı aşanlarınkini yayınlamıyorum zaten. Ancak en sonunda hem bu sınır aşanlardan bir tanesini yayınlamak zorunda kaldım hem de bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Konu ne olursa olsun başlığından son kelimesine kadar anlamaya çalışmak gerekiyor. Diğer türlü hem yazar hem de okuyucusu için son derece sıkıntılı durumlar çıkabiliyor. Her paragrafın sadece ilk cümlesini okuyarak yazı hakkında hüküm vermek, olur olmadık eleştirilerde bulunmak, acınacak hale sokar insanı. Elbette ‘herkes her an her yazılanı anlar, yazarı çözer’ demek istemiyorum. Zaman zaman dikkat ekslikliğinden, akılda kalan başka şeyler yüzünden insan bırakın okuduğunu anlamayı, söyleneni bile anlayamaz. Benim bu yazıyı kaleme almama sebep olanlar bu tip bir durumun üstüne kendilerinden oldukça emin şekilde yorum yapanlar.

Anladığım kadarıyla bu, okuduğunu anlayamayanların sorunu yazının konusu hakkında zaten olumsuz fikirlere sahip olmaları. Aslında yazar ne demiş, neden bahsetmiş fark etmiyor. Anlatılmak istenen ne olursa olsun yorumu yapmış oluyorlar çoktan kafalarında. Sonra da şöyle bir göz gezdirip daaann! yapıştırıveriyorlar cevabı, eleştiriyi. Sonra o cevaplar dönüp onlara yapışıyor.

Hem kimyamızda var fazla heyecanlı olmak. Türk dediğin sakin durur mu? Durmaz. İyi de o zaman doğru dürüst oku. Tam oku. Sonuna kadar oku. Madem söylemek istediklerin var, üstelik de dolmuşsun konuyla ilgili, önce hakim ol duruma ondan sonra ne yazacaksan yaz. Elbette çok kitap okumayan bir millet olmamızdan da kaynaklanıyor bu. Okuma bir alışkanlıktır. Bir paragrafı bile sonuna kadar okuyamayan bir insanın bir kitabı sonuna kadar hakkıyla okuduğunu zannetmiyorum.

‘Kitap okumamakla ne ilgisi var?’ diye soranlar da çıkabilir. Kitap okumak sözcük dağarcığını geliştirir. Bir yazıyı hem hızlı hem de her kelimesini anlayarak okumayı öğrenirsiniz. Ufkunuz açılır. Katılmıyor olsanız bile diğer insanların neler düşündüğünü, nasıl bir bakış açısına sahip olduğunu öğrenirsiniz. Dil bilginiz gelişir. Kitap okuyan kişi, bir kelimenin birden çok anlama gelebileceğini bilir. İşte bu okuduğunu anlamayanlar biraz da bu eksiklikle yüzünden yazarın neden bahsettiğini kavrayamazlar.

Türkiye’deki kitap okuma alışkanlığının durumunu biliyor musunuz? Ben tahmin ediyordum da böylesini değil:

Bağımsız Eğitimciler Sendikası “Türkiye’nin Okuma Alışkanlığı” adlı bir rapor hazırlamış. (Rapor 3 sene öncesine ait ama çok bir şey değiştiğini zannetmiyorum.)Anlaşılan o ki ülkemizde ihtiyaç maddeleri sıralamasında 235. imiş. Okunan kitaplar genellikle siyaset, aşk ve cinsellik üzerineymiş. TV’ye günde ortalama 5 saat ayıran Türk halkı, kitap okumaya yılda sadece 6 saat ayırıyormuş. Yanlış okumuyorsunuz. YILDA 6 SAAT.
Bu ne demekmiş biliyor musunuz? Durum vahim. Çoğu Afrika ülkesiin ortalaması bizde yüksek. Japonya’da toplumun %14′ü, Amerika’da %12′si, İngiltere ve Fransa’da halkın %21′i düzenli kitap okurken Türkiye’de 10.000 /1 kişi düzenli kitap okuyormuş.
Gazete Tirajları nasılmış? İngiltere’de ortama bir gazete olan The Sun’ın tirajı Türkiye’deki tüm gazetelerin toplamına eşitmiş. Üstelik Türk gazete okurlarının %85′i yalnızca spor ve magazin sayfaları için gazete satın alıyormuş.

Birleşmiş Milletlerin yaptırdığı bir başka araştırmaya göre ise  kitaba ayrılan bütçeyle ilgili. Buna göre Norveçli $137, Alman $122, Belçikalı $100, Güney Koreli $39 dolar ayırıyormuş. Dünya ortalaması 1,3 dolar. Türkiye’de ise bir kişinin kitap almak için harcadığı  miktar ise 0,45 dolar.

Kaynak: www.ataturkcocuklarikutuphanesi.org

Üstelik kitap okuma alışkanlığı 30 yaşından sonra edinebileceğimiz bir şey değil. Çocukken hatta bebekken kitaplarla tanışmalı insan. Kitabın varlığını bilmeli. Onunla yaşamalı. Zaten bir süre sonra kitap vazgeçilemez bir parçası oluyor yaşamın. Zaman zaman şikayet ediyorum her yerimiz kitap oldu ama bizim Koray Efendi bazen yüzlerine bile bakmıyor diye. Şimdi bu yazıyı yazarken düşündüm de.  Olsun. Kitapları tanıyor. Her gece yatmadan önce şöyle bir göz gezdirse bile kapağını açıyor. Evimizde her yer kitap. Baş uçlarımız, çalışma masalarımız dolu. Salonda dergiler, gazeteler vardır her daim. Okuruz biz. O da okuyacak. Okuyacak, büyük adam olacak. Okuduğunu anlayacak, haksız yorumlar yapıp tuhaf durumlara düşmeyecek.

Etiketler

3 Yorum

  • Ayça says:

    Bence çocuğa kitabı sevdirmek ” al bak kitap okumalısın” diyerek odasını kitap doldurarak olmuyor.. evin içerisinde anne baba kitap okumuyorsa kitap için evin bir köşesinde kitaplar dolu değilse kitap hayatın içinde yoksa istediği kadar çocuğun önüne kitap koysun aile! bence olmuyor ..
    bırak okumasın ama siz okumayı bırakmayın :) ve okuduğunu anlamamak dediğim gibi kitap okumamakla alakalı bence de.

  • Size katılıyorum. OKumak çok faydalı bir alışkanlık. Hayatı güzelleştirmek için okumalıyız. Çocuklara da ancak elimizde kitap gördükleri sürece örnek olabilirz. Eğer vaktimiz yoksa okumak istemiyorsak bile elimizde görmeleri okuyormuş gibi yapmamız bile önemliymiş bunu bir doktordan duymuştum.

  • Tayfun says:

    Üniversite için derslere çalismam gerektiğini anladiğimda Türkçeden kitabini açtım uzun uzun paragraflı soruları çözüyorum evet ama 2-3 defa okuyarak doğru düzgün anlayamiyorum.Paragrafin başını okuyorum ama uzadıkça hafızamda ki yerini kaybediyor.Teknolojik aletlerle ilgilenip okuma
    yapmamak oldukça eskitmiş beni.
    Sorulari oldukça yavas çözuyorum sizce uzun paragraflı soruları çözersem hizlanirmiyim.

Leave a Reply