Son 6-7 aydır belki de daha uzun süredir cocuğuna tavuk yedirmeyen yediremeyen bir anneyim. Okuduklarım, anlatılanlar  hatta viral olarak karşıma çıkan ve hayretler içinde seyrettiğim videolar yüzünden bu çok sevdiğim lezzetten uzak durdum. Aslında gidip görmeli, sorularımıza cevap bulmalıydık. Ve bir sabah kendimizi BirAdam BirBebek blogunun yazarı Cesur Doruk’un önderliğinde Bandırma feribotunda bulduk. Banvit’e gidiyoruz. Fabrika gezeceğiz.

Banvit A.Ş yönetim kurulu baskanı Ömer Görener tarafından kocaman bir gülümseme ve büyük bir misafirperverlikle karşılandık fabrikada.

Önce Banvit’in hikayesini dinledik sonra da soru bombardımanına tuttuk herkesi.

Ömer Görener Banvit’in hikayesini anlatarak başladı söze. Sonra da günümüze geldik. Büyük bir üretim var Banvit’te. Tavuklar nereden geliyor ? diye sorduk. Yaklaşık 600 kadar kümes ile çalışıyorlarmış. Bu kümeslerde beslenen tüm tavuklar soya, kanola ve mısır küspesi ile besleniyorlar. Düzenli veteriner kontrolündeki tavuklar daha sonra sepetler içinde fabrikaya getiriliyorlar.

Yemler ve GDO 

Soya ve mısır küspesini duyunca insanın aklına gelen ilk şey GDO oluyor. Ömer Bey, yerli üreticiden GDO’suz mısır aldıklarını belirtti. Soyayı da GDO’suz olarak sadece Hindistan’da bulabildiklerini ve şimdilik bütün yemlerin GDO’suz olduğunu ekledi ancak 5-6 sene sonra GDO’suz soya bulunur mu garanti edemiyorlarmış. Çünkü bugün dünyadaki soya üretiminin %75’i GDO’lu imiş.

Eski tavuklar

Hep duyarız ‘eskiden tavuklar 1.5 – 2 aya yakın sürede kesilecek hale geliyordu, şimdikilere ne veriyorlar da hemen büyüyorlar’ diye. Sorduk ne oluyor da bu tavuklar çabuk büyüyor? Eskiden bir tavuk 47-48 günde yaklaşık 2 kiloya ulaşırken günümüzde 36-38 günde büyüyor. Nedeni hormon veya ilaç değil. Sağlıklı, düzenli beslenme ve veteriner desteğiymiş. Üstelik tavuklarla ilgili şu bilgiyi de verdi:  Tavuklar yumurta tavuğu ve et tavuğu olarak iki türde oluryormuş ve bir yumurta tavuğu 1,5-2 kiloya ulaşmazmış. Et tavukları da genelde 1500 -1700 gr civarında olurmuş yediğimiz tavuklar.  Kesilip temizlendikten sonra da ortalama 1200-1300 gr’a düşermiş onlar.

Antibiyotikler

Gelelim antibiyotik meselesine. Et-tavuk tüketiminde kafamızı en çok kurcalayanlardan biri de bu konu ve öğrendik ki Türkiye’de hayvanları büyütmek için antibiyotik kullanımı yokmuş. Daha doğrusu dünyada sadece Avrupa ve Türkiye’de yokmuş bu uygulama. Antibiyotik hiç mi kullanılmıyor? Öyle bir şey mümkün değilmiş elbette. Çünkü sürüye hastalık bulaştığında uygun dozda ve veteriner reçetesi ile antibiyotik veriliyormuş. Hasta tavuk yiyecek halimiz yok ya… Hastalık tespit edilen kümes, sürü diğerlerinden ayrılıp ve veteriner kontrolünden hastalık ve ilaç takibi yapılıyormuş. Peki bu antibiyotik bizlere de geçiyor mu? Hayvanlarda antibiyotik kullanımının en önemli maddesi de ilacın geri çekilme süresi. Tavukların kesim gününden önce belirlenmiş kesin süreler var. Kullanılan ilacın dozuna göre bu süreler değişiyor. Eğer hastalık, kesim günü geldiğinde hala devam ediyorsa hasta olan grup üretim zayiatı olarak kabul ediliyor ve alınmıyor. Türkiye’de AB normları uygulanıyormuş. Amerikan FDA’a göre daha sert kuralları olan EFSA(European Food Safety Authority – Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu) kuralları geçerliymiş Türkiye’de.

İç organlar-ayaklar-kemikler

Sorduk, peki etler, butlar, kanatlar çıktı, iç organlar, ayaklar, kemikler ne oluyor? Ayaklar, yemeği çok sevdikleri için Çin’e gidiyormuş. Diğerleri ise un haline getirilip kedi-köpek maması olmak için gönderiliyormuş. Yani pişmeye hazır ürünlerde veya şarküteri ürünlerinin içinde bunlar yok.

 

 

Sorularımıza aldığımız cevaplar bizi tatmin etti ama insanın gözüyle görmesi başka elbette. Biz de fabrikayı didik didik ettik. Kesimhane, ileri işlem, pişirme, hazırlama, paketleme, baharat deposu, soğuk zincir deposu, laboratuarlar, AR-GE mutfağı…

Elbette öyle elinizi kolunuzu sallayarak ‘biz misafiriz’ diye giremiyorsunuz her yere. Önce uyulması gereken kıyafet ve hijyenik kurallar var. Boneden çizmeye giyindikten sonra dezenfekte suların icinden geçtik ve fabrika turumuz başladı. Ellerimizde fotoğraf makineleri her yere girdik. Her şeyin fotoğrafını çektik.

 

Tavukların kesilmesinde hem dini kurallar gözetiliyor hem de hayvana saygı ile yaklaşıyorlar. Strese girmesini engellemek amacıyla bir işlem sıraları var. Pişirme, Paketleme, paketlerin üzerindeki barkod sistemine kadar kontrol ettik.

Pırıl pırıl bir tesis.

Pişmeye hazır ürünlerle ilgili aklımız karışıktı. Örneğin içinde ne olduğunu bilmediğimiz nugget’ların sadece beyaz etten yapıldığını gözlerimizle gördük. Bu küçük parça etler önce una bulanıyor, sonra gerçek baharatlarla karıştırılmış ekmek kırıklarına bulanıp 3-4 saniye yağda kalıyor. En son da buharlı fırında pişiriliyor. Yani yağda kızartma değil. Üstelik pişmeye/ısıtılmaya hazır ürünlerin içinde katkı maddesi ve koruyucu madde yok. Mutfaklarımızdaki malzemelerle Ar-Ge mutfağında geliştiriyorlar lezzetleri. Katkısız üretmek demek hem raf ömrünün kısalması demek hem de maliyetlerin artması demek ama Banvit kaliteden ödün vermeden gerçek ve taze lezzetleri raflara çıkarmak istiyor.

 

Et,tavuk, yumurta derken fabrikayı gezerken gördük ki %50’si kadın bir işletme. Kadın istihdamının bu kadar yüksek olması harika bir şey peki ya çocukları? Banvit, çalışanlarının cocuklarının bakımını da üstlenmiş ve fabrikada kocaman bir alanda 0-6 yaş için kreş açmış. Yaş gruplarına göre ayrılmış olan kreşten ben çok etkilendim. Anne dostu şirket bu oluyor sanirim.

Tavuk konusunda tatmin oldum mu? Piyasadaki tüm tavukları bilmiyorum ama Banvit büyük, eski, güvenilir bir şirket. Tüm sorularımıza samimiyetle cevap verdiler. Olanı, olmayanı, ideali anlattılar. Benim için önemli olan hayvanın nasıl bir yemle beslendiği, veteriner kontrolünde olup olmadığı ve tesislerin temizliğiydi. Gördüğüm kadarıyla da ben tatmin oldum. Beni ikna etmeyi başardılar.

Fark ettiğim tek sıkıntı özellikle büyük baş hayvan çiftliğinden gelen kokuydu. Bu koku yüzünden civardaki mahalleler sıkıntıdaymış. Bu durumun farkında olduklarını ve çalışmalarının olduğunu, özel bir havalandırma sistemi kuracaklarını belirttiler. Umuyorum istihdama bulundukları katkı kadar çevreye de aynı katkıyı yapıyorlardır.

Sonuç olarak tavuk yemek bir seçim. Organik tavuk gibi bir derdim olmadı çünkü organik sebze/meyve/ete inanmıyorum ben. İçime sinmiyorsa almıyorum. Tavuk da aynı şekilde.

Banvit iyi, temiz ve güvenilir mi diye soracak olursanız, cevabım evet olur.

 

Fabrika gezisi sırasında çekilmiş bütün fotoğrafları Ayça Oğuş’un yazısının altında bulabilirsiniz.

BirAdamBirBebek – Cesur Doruk’un yazısı için şuraya 

Dorikus – Sena Baran’ınki için buraya

Yeşim Mutlu’nun yazısı için de buraya tıklayabilirsiniz :)