Bakteriler, virüsler, mikropla yaşayan organizmaların olduğu her yerde var olacak. Bunu kabullenmeli ve rahat bir nefes almalıyız. Önemli olan hastalık kapmadan yaşamayı öğrenmek. Bazı ebeveynler durumu abartıp çocuklarını  bakterilerden arındırılmış bir dünyada büyütmeye çalışıyorlar. Fakat çocuk okula gitmek zorunda. O güne kadar herhangi bir mikropla karşılaşmamış olan çocuk -ki ona çocuk denir mi bilmiyorum- uzun süre yataktan kalkamayacak şekilde arka arakaya hastalanmaya başlar. Şimdi otur çocuğuna antibiyotikleri daya. İşin kötüsü yetişkinliğinde bile sık sık ve çabuk hastalanacaklar.

Ben rahat bir anneyim. Pis değilim tabi ki ama çocuğumu dış dünyadan uzaklaştırmadan evcil hayvanlar, bitkiler, parklar, bahçeler içinde büyütmeye çalışıyorum. Emziği yere düştüğünde sudan geçirip veriyordum, yerlerde emeklemesinin benim için bir sakıncası yoktu. Fakat babamız hem benden iki kat titiz hem de sekiz kat pimpiriklidir. Koray yolda sokakta düşse, yara bere yoksa hemen panikle ellerini yıkamaya çalışır. Önce bir sakinleştir çocuğu sonra mümkünse elini yüzünü yıka ama önce sen bir sakinleş, değil mi? Değil. Bizim en çok tartıştığımız konuların başında bu geliyor. İstemiyorum Koray’ın takıntılı bir tip olmasını. Temiz olmak başka bir şey, takıntılı olmak başka çünkü. Çocuk parkında kumla oynamasına izin vermeyeceksem çocuk doğurmamam lazım!

Konu bu kadar basit değil elbette. Bu bakteri-fobik annelerin ve babaların haklı oldukları noktalar var. Çocuğumuza temiz olmayı öğretmek hastalıklardan korunmanın ilk ve en önemli aşaması. Peki neler yapılması gerekiyor? Nerelere, neye dikkat etmemiz gerekiyor? Bir kaç makale okudum, bilimsel yayınlara göz gezdirdim ve buyrun size MİKROP DOSYASI:

Mikroplar herkesin ortak kullanımında olan yerlerde daha çoktur. Tuvaletler, asansörler, kapı kolları, telefonlar, bilgisayar klavyesi, merdiven korkulukları, toplu taşıma araçlarında tutunacak yerler… bunlar daha da çeşitlendirilebilir. Hele şimdi küçük bir çocuğum var ve toplum içinde temiz kalabilmeyi, hastalık kapmadan yaşamasını öğreteceğim.

TUVALETLER. Normalde mümkün olduğunca dışarılarda, umumi tuvaletlere girmemeye çalışırım. Fakat gelin görün ki bezini attığınız ufaklık, günde beş kere ‘çişim geldi’ diyebilir. Eee ne olacak şimdi? Önceleri Koray’ı tuvalet kabinine sokup ”Eller havaya, hiç bir yere değme, hiç bir yere yaslanma, elleme” krizine giriyordum. Çünkü boyu da tam olarak yetmediğinden ellerini lavaboya değdirmeden doğru dürüst yıkamam imkansız. O lavaboların pisliği çoğu zaman tuvaletlerden farklı olmuyor çünkü. Şimdilerde koltuk altıma sıkıştırdığım tuvalete atılabilir ıslak mendillerden yardım alıyorum. Koray’ın yine de sağı solu ellemesini engelleyerek çişini yaptırdıktan sonra çıkıp onun ellerini ıslak mendille iyice siliyorum. Çok içime sinmediyse pürellerden kullanıyorum ama onlarında sağlığa ne derece yararlı olduğu bir başka tartışma konusu. Tuvaletteki mikroplardan teğet geçmenin yolu sadece el yıkamak değil aslında. O kapı kolları, kilitler ve en önemlisi sifon kolu. O sifonun temiz ellerle çekilme ihtimali?!?! Okuduğum makalelerden birinde ‘ayağınızla ittirin’ diyordu. Elbette en akıllıcası tuvalet kağıdı koparıp onunla bu tip yerlere dokunmak. Tuvaletten Koray ile çıktığımda kan ter içinde kalıyorum. Ne kadar rahat bir anne olursam olayım binlerce hatta milyonlarca kişinin kullanımında olan mikrop yuvasına çocuğumu sokmak başlı başına endişe kaynağı benim için.

ASANSÖRLER. Milyonlarca kişi basıyor o düğmelere. Haliyle bizimki yeni heves basmak istiyor. Gözüme temiz gözüktüyse izin veriyorum sonra bir bahane ile ellerini ıslak mendille siliyorum. Evet, ıslak mendil fabrikamız var :) her çocuklu ailenin olduğu gibi. Baktım çok pis, daha bizimki teklif etmeden düğmeye basıyorum ve Koray’a ”aaa sen mi basacaktın, tüüh ben bastım” diye geçiştiriyorum.

TELEFONLAR. Eskiden kartlı telefonlar vardı. Artık onlar pek söz konusu değil. Açıkçası kendi cep telefonlarımızın da pek farkı yokmuş onlardan. Özellikle de elimizden düşürmediğimiz akıllı olanlarından. Bir pazarlama miti de olabilir bu ama bu telefonlar için özel temizlik mendilleri jelleri çıkarmışlar. Ben hala ıslak mendil-kuru mendil ikilisiyle temizliyorum.

BİLGİSAYAR KLAVYESİ. Yapacak bir şey yok. Kütüphane, iş yeri gibi herkesin kullandığı bilgisayarlar da diğer her şey gibi mikropların cirit attığı yerlerden biriymiş. Biriymiş diyorum çünkü daha önce aklıma gelmemişti açıkçası.

Püreller, ıslak mendiller geçici çözüm elbette. En doğrusu çocuğa doğru şekilde el yıkamayı öğretmek ve evin dışında herhangi bir yerde ellerimizin temizliğine iki kat fazla dikkat etmemiz gerektiğini anlatmak. Ben devamlı anlatıyorum ama bazen abartıyor muyum acaba diye düşünmeye başladım. Çünkü deniz kenarında kumla oynarken elinin içine yapışan kumları çıkarmak için yoğun çaba sarf ediyor ve sinirleniyor. ”Yok oğlum kumdan bir şey olmaz, silkele ellerini” diyoruz ama ikna olmuşa pek benzemiyor. Sonra, ayağı takıldı düştü diyelim. Yerden kalkarken ellerini koymamaya çalışıyor. Bu sefer bir daha düşüyor. Aaa tabi bu arada kedi köpek ne varsa eller ve bıraksam yalar.

Temiz olalım derken elini hiç bir yere değdiremeyen takıntılı manyaklardan biri haline getirmek istemiyorum oğlumu. Ufff!!!

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

2 Comments

  1. yazın güzel olmuş ellerine saglık.
    Benim en korktuklarım cocuk parklarindaki kum havuzları, icinde izmarit var en basit olarak. Sinir bozucu bir durum. Özellikle İstanbulda cocuk kum havuzlarının sıfır hijyen içerdiğini düşünüyorum, hep icine köpeğini sokan var hissi ile yasıyorum ve maalesef kumla oynamak için denizkenarina gideceğimiz günleri beklemek zorunda kalıyoruz.

    Birde kız cocuğu sahibi olarak dışarıda tuvalet konusunda daha fazla stres ile yasiyorum

  2. Merhabalar İrem,
    Bir anne, veteriner hekim ve mikrobiyolog olarak yazını ilgiyle okudum.
    Öncelikle rahatlığından ötürü seni kutlamak isterim. Çocuklar ve mikroplar konusunda sürekli pimpiriklenmek yorgunluktan başka pek bir şey getirmemekte maalesef…
    Hiç köy gördünüz mü bilemiyorum ya da bir gecekondu mahallesi, çocukların yüzü gözü kir pas içinde ellerindeki ekmeği yere düşürüp alan, üzerindeki çamurlardan birazcık arındırarak yiyen ve ne çocukluğunda ne de ilerleyen zamanlarda pek de hasta olmayan insanların yaşadığı ortamlar…
    Bu konuda aşırı titiz davranan annelere hep bu örneği veririm. Tabi ki “çocuklarınızı böyle yetiştirin” değil! demek istediğim =oD
    O çocukların hastalanmayışındaki asıl etkenin BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ olduğunu bilmek gerek. Bizim “şehirli” çocuklarımız bazı konularda onlardan üstün olsalar da bağışıklık konusunda inanın solda sıfır kalırlar! Yani azar azar alınan mikroplar bizi / çocuklarımızı hasta etmez, sadece immun sistemi uyararak daha sonraki ve yoğun mikrop girişlerinde savaş için asker hazırlar ;) (Aşı da aynı mantıkla hazırlanıp verilir)
    Şunu bilmek de önemli. Vücudumuzda tahmin edemeyeceğiniz kadar MİKROP zaten var! Tüm vücudunuzu mikroplarla kaplı olarak da düşünebilirsiniz hatta, size gülen minik tatlı bakteriler :) Tatlılar çünkü orada olmalarının bir sebebi var: SİZİ KORUMAK. Bu işi pek çok şekilde yapıyorlar, mesela bunlardan birisi bulundukları yere ZARARLI mikropların yerleşmesini önlemek.
    Tuvalet, asansör, klavye ve telefonlardan çocuğu uzak tutamayacağımıza göre, “aman elleme”ci de olmamak için bence en basit çözüm su ve sabunla tanıştırmak. Obsesyon durumuna getirmeden, belirli kurallar dahilinde (her eve gelişte / tuvalet kullanımında) su ve sabun kullan(dır)arak zararlı organizmaları uzak kalabiliriz…. Minik sabunlar ve bir miktar su taşımak da bir çözüm olabilir.
    Islak mendillere gelince; alkollü mü alkolsüz mü kullanıyorsunuz, içeriği nedir bilemiyorum ama çoğu zaman temizleyici (kirlerden arındırıcı) olmaktan öte geçmezler. Antisepsi amacıyla kullanıldıkları için de bu tip ürünler alkollü de olsa genelde vücuda zararlı olmaması için dilüe edilirler, dolayısıyla bakterisid (bakteri öldüren) etki değilde bakteriyostatik (bakteri üremesini durduran) etkileri ortaya çıkar. Kimyasal içerikleri de cilde uzun vadede zarar verebilir.
    Bir yorum için fazla uzun oldu öyle değil mi, alamadım hızımı =oD
    Özet olarak: Bırakalım çocukları yaşam alanları içinde kendi ekosistemlerini kursunlar. Ara sıra minik minik hastalıklar da geçirsinler. Yazdıklarına katılıyorum ve yaklaşımın için içten tebrik ediyorum ;0D
    Sevgiyle…

Leave a Response