1800 yıllarda Amerika’lı Esther Howland‘ın ilk Sevgililer Günü kartını göndermesiyle başlayan daha sonra gittikçe büyüyen toplumsal ve de ticari bir olaya dönüşmüş olan 14 Şubat artık insanların sadece harcama yaptığı bir dönem haline geldi. Oysa efsaneleri var. İnanırsınız inanmazsınız. Aziz Valentine diye bir din adamı gerçekten de evlenmeleri yasak olan Roma askerlerini gizlice evlendirdi de mi çıktı ortaya bu? Yoksa hristiyan olduğu için öldürüleceğini öğrenen Valentine, idamından bir gün önce gardiyanın kız kardeşine “Valentine’ninden” imzalı bir aşk notu mu vermişti?

Yoksa bunların hiç biri önemli değil mi? Asıl olan onu ne çok sevdiğini göstermek için döktüğün paralar mı?

Neyse…

Romantik yazacağım bugün.

Sevgililer Günü anlam olarak yine de sevimli. Biz her ne kadar içini aşk yerine; pırlanta, pasta, kalp şeklinde gösterişli kutularla doldurmuş olsak da sevimli işte. Sevgili hatırlandığı için sevimli. Hatırlamak için illa bir güne mi ihtiyaç var? Var valla. Çünkü sevgilin, her gün sevgilin olmuyor. Bazen çok kızdığın bir adam/kadın oluyor. Bazen ev arkadaşın oluyor. Bazen tanımadığın yanından geçip gittiğin birine dönüşüyor. Oysa bu tip özel günlerde ki benim için en çok doğum günü önemli ve özeldir, ister istemez yakın hissedersin kendini. Bir gece önce edilmiş kavgalar unutulur, unutulmak zorundadır. Mutlu olmak, beraberliği devam ettirmek, yaşam için gereklidir bu.

İlk görüşte aşka inanır mısınız? Veya ‘bir ömür boyu mutlu oldular’a ?

Ben inanırım. İlk görüşte aşkın tarifi de farklı benim için: Aşkın kokusudur o.

Biliyor musunuz iki insanın birbirini beğenmesini sağlayan şey doğal kokularıymış. Aynı hayvanlarda olduğu gibi. Kokusunu sevmediğimiz biriyle asla beraber olamazmışız. Bizi çeken, o an gözümüzü kör eden, başımızın dönmesini sağlayan sevgilinin kokusuymuş. Hani diyoruz ya bazı çirkin aşklara ‘bu adam bu kadının nesini seviyor?’ Cevabı artık biliyorsunuz: Kokusunu. Ten uyumu dedikleri de bu olsa gerek.

Bizim hikayemizde de kokunun yeri var; Bir kaç gündür tanıyor olduğum ancak bir araya hiç gelmediğimiz kocamla en sonunda bir akşam yanyana düştük. Bir anda ona doğru çekildiğimi hissediyordum. Acaba parfümü ne? diye de düşündüm. Hiç aklımda yokken karşıma çıkmıştı. O Amerika’da yaşıyordu, ben Türkiye’deydim, üstelik ertesi sabah geri dönüyordu. Ama bağlandık bir kere ve ben kokusunu aklımdan çıkaramıyordum. En sonunda sordum bir kaç hafta sonra ‘parfümün nedir? diye. O yokken gidip alayım yastığıma sıkayım, koklayayım onu yanımda hissedeyim istedim. Ama bahsettiği, kullandığını iddia ettiği parfümlerim, traş losyonlarının, deodorantların hiç biri değildi aradığım. 3 ay sonra Türkiye’ye beni görmek için döndüğünde yine üzerindeydi o koku. Havaalanına onu karşılamaya gitmiştim. Saatlerdir yoldaydı. Yorgundu ama parfümü üstündeydi işte ‘Tamam işte bu! Bu parfüm ne?’ diye çığlık attım. ‘Parfüm sürmedim ki ben?’ dedi.

Böyle acayip başladı bizim ilişkimiz bundan 12 sene önce. Seviyorum ben çok seviyorum. Birbirinden tamamen zıt karakterler olsak da, çoğu zaman anlaşamasak da seviyoruz işte. Ben çok konuşurum, hızlı konuşurum, neşeliyimdir, hareketliyimdir, rahatımdır; o ise az konuşur, sakindir, karamsardır, titizdir. Olsun biraradayız. Aynı evde herkes çok konuşsa veya kimse konuşmasa? Hiç zevkli olmaz. Birbirimizi tamamlıyoruz biz. O benim sakinliğim, ben de onu neşeyisim.



Peki Evlilik Aşkı Öldürür Mü?
Konu kadın-erkek ilişkileri olunca kesin bir cevabı olabilir mi böyle bir sorunun? Evlendikten sonra yaşamın değiştiği, rollerin farklılaştığı aşikar. Aşkın ölüp ölmemesi bizim elimizde. Seviyorsundur ama heyecan kalmamıştır belki. Heyecanı da sen yaratacaksın. İnsan gençken hep heyecanlıdır, kıpır kıpırdır. Duygularını çoğu zaman kontrol etmekte zorlanır. ‘Aşk’ını da tam bu kontrolsüzlük anında bulur. İlişki ilerler. Alışırsın, hep onunla olmak istersin. Sonunda olursun da. İster evlen, ister aynı evi paylaş. Artık gece ayaklarınız birbirinize değiyordur. Bir süre sonra sıkılabilirsin bundan. Nefes almak istersin ama itiraf edemezsin. Bazen yalnız uyumak istersin hatta. Dile getiremedikçe bunalırsın. Soğursun, pişman olursun. Tartışmaların rengi değişmiştir zaten. Barışmak için uğraşmak da gelmemeye başlar içinden. Oysa eskiden miden ağrırdı küs olduğunuz zamanlar. En sonunda da ‘evlilik aşkı öldürüyormuş’ dersin. Deme. Eğer gece aynı yastığa başını koyduğun adamın kokusunu içine çektiğinde kalbin daha hızlı çarpıyorsa aşk bitmemiş demektir.

Ya Çocuktan Sonra Aşk Biter mi?
Bilmem. Bite de bilir. Bu bence doğrudan kadına bağlı. Çocuktan sonraki yaşamı kadın yönetiyor. Kocanın annesi olmaya kalkmaz, onun seninle birlikte çocuğun sorumluluklarını üstlenmesini sağlarsan ve de adamı unutmazsan aşk bitmez. Aksine artar.

Herkesin sevdiği insanla birlikte mutlu olması dileğiyle…

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

6 Comments

  1. Evliliğimin 5. yılındayım. Ve hala çok aşığım ve biliyorum ki eşim de öyle. Diliyorum ki Allahımdan bebeğimiz olunca da aşkımız böyle güzel sürer..
    Aşk emek istiyor. Başta var diye hep olacak diye salmamak lazım.. özen, çaba..aşka saygı lazım.
    Aşkınız , aşkımız, aşklar daim olsun :)
    seviyoruuuuuuuuuuummmm :)

  2. Bu yaziyi okuyup bititince suratimda kocamaan bi gulumseme olustugunu fark ettim :D

Leave a Response