Hayvanlara olan düşkünlüğümü bilmeyen yoktur.

Kedi, köpekle koyun koyuna yatabilirim. Evimiz biraz daha büyük bahçeli olsa 2-3 köpek, 2-3 de kedimiz olurdu kesin. Aslında var sayılır. Bizim değil ama bizim, sokağımızın köpekleri, kedileri, kuşları hatta kaplumbağaları. Zaten illa eve almak zorunda değil kimse. Bu büyük bir sorumluluk ancak kışın sıcacık bir yuva; yazın da taze su bulamayan sokaktaki hayvanlara sahip çıkabilir herkes. Bizim kapımızın önünde yaz kış mama ve su kapları vardır. Kuşlar için ekmek kırıntıları cam kenarlarına serpilir. Bir gün otoyolda giderken yolun kenarında şaşkın bir kaplumbağ gördük. Geri döndük, aldık ve sitedeki en yeşillik alana koyduk. İki sene olmuştur heralde, hala dolanıyor. Hamile sokak kedisi geldi bizim garajda doğurdu. O yavruları yalayıp yutmamak için zor tuttuk kendimizi.

Biz gösteriş için köpek beslemiyoruz. Luca’yı aileden biri olarak görüyoruz, onu çok seviyoruz. Rahatı ve sağlığı için endişe ediyoruz. Mamasına, aşılarına ve temizliğine özen gösteriyoruz. Varlığı huzur ve mutluluk katıyor hayatımıza. Evde kocaman mutlu bir aile olarak yaşıyoruz. Patisini gelip de dizime koyduğunda, istediği tek şey ona dokunmam. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Gülüyor. Evet, güldüğünü görebiliyorum. Hissedebiliyorum.

Bu, kocaman kalpleri olan hayvanlar malesef hak ettikleri sevgiyi, ihtiyaçları olan ilgiyi ve şefkati bulamıyorlar. Geçenlerde evin arkasındaki boş arazide Luca’yı gezdirdiğim için kapımıza dayanan kendini bilmez bir kadınla tartıştım. Köpek istemiyormuş kapısının önünde ki onun evinin önünden bile geçmiyoruz. Karşılıklı uzun süre söylendikten sonra vazgeçtim laf anlatmaktan ve arkamı döndüm eve girdim. Uzun süre elim ayağım titredi sinirden. Bugün de başka bir olaya şahit olduk. Hoplayan zıplayan sevimli mi sevimli yavru bir köpeğin kendilerine doğru geldiğini gören bir kadın, aldı eline kocaman taşı, fırlatmaya hazırlandı. Biz kuzenle arabadaydık bu esnada, kapıları açıp müdahaleye hazırlanıyorduk ki ufaklık kendi evine kaçtı. Biraz daha dikkatli bakınca, daha önce tartıştığım komşulardan biri olduğunu anladım. Bu sefer köpeğin sahibine gittik. Gördüklerimizi anlattık.

Şimdi aklıma başka korkunç bir şey geldi. Ya bu kendini bilmez kadın zehirli et atarsa sokağa? İmkanı yok Luca’yı kurtaramayız. İçime bi’kurt düştü.

Beni bu düşüncelere sürükleyen insansılardan(!) tiksiniyorum.

Dediğim gibi kimse hayvanları evine almak zorunda değil. Geçtim onu, sokaktakilere yemek veya su bile vermek zorunda değiller ama onların yaşam haklarına saygı göstermek zorundalar.

Hayvanları sevmeyen, daha da ileri gidip onlara kötü davranan insanların aslında hiç bir zaman gerçek ‘sevgi’yi öğrenememiş olduklarını düşünüyorum.