Şimdi nereden nereye. Cinsiyetsiz Çocuk Yetiştirmek yazısını yazarken de gelen yorumları cevaplarken de aklıma geldi hep, kadının ve erkeğin toplumdaki şekli. Yeri demiyorum şekli, görevleri belki de sorumlulukları.

Erkek önemli bir figür hep. Yeni toplum düzeniyle ilgisi yok. Hep böyleymiş. Görev dağılımı açısından erkek evini, karısını koruyan evine yemek getiren; kadın da ev işlerinden ve çocuklarının bakımından sorumlu, kırılgan, korunmaya muhtaç, tek başına dünyaya tutunamayacak bir varlık olarak.

Cinsiyetsiz çocuk yetiştirmek isteyenlerin bu düzene baş kaldırmak, çocuklarını kadın-erkek olmanın getirdiği sorumluluklardan arındırmak ve kendilerini keşfetmelerini sağlamaya çalışmaları takdir edilebilir ancak bu başkaldırı toplumun taşlarını yerinden oynatmayı gerektirir mi? Erkek çocuklarının etek giymelerine izin vermek midir toplum baskısına karşı durmak. Bana göre son derece sığ bir düşünce.

Bu çok şikayet ettiğimiz kadın – erkek formülleri nasıl bozulur biliyor musunuz? Görev dağılımları gözden geçirilerek. Erkek para kazanır, eve gelir, ayağını uzatır, yemeğini- kahvesini bekler. Belki biraz çocuklarla ilgilenir. Başka? Evde kadının yapamadığı(!) işleri toparlar bir de: tamirat, elektronik varsa arabayla ilgili işler, ödemeler, vergi takipleri, fatura takipleri vs. Kadın, çocukların bakımı ve ev düzeninden sorumludur. Ev işlerinden değil, ev düzeninden. Çünkü tutturmuşuz bir ‘saçımı süpürge ediyorum, yer gök temizliyorum bir de çocuk bakıyorum, çok yoruluyorum’ kalıbına, geri kalan her şeyi de erkek yapsın istiyoruz. İşimize geliyor. Uğraşmak, düşünmek, takip etmek en önemlisi öğrenmek istemiyoruz. Birileri yapsın. Neden? Kadın ev, yemek, ütü ve çocuktan ibarettir. Yeter de artar bile değil mi? Bence değil. Ben bir kadın olarak başımda erkek olmadan da hayatı geçirebilmeliyim. Sırtımı kocaya dayamadan hayatta kalabilmeliyim. Evdeki tamiratı da ben mi yapacağım, diyenler… siz ya da ben

yapmayacağız (ki ben yapabilecek gibi duruyorsa mutlaka el atarım) ama bir tamirci çağırma kararını da verebilmeliyiz. Koca figürü manevi olarak çok önemli. O olmadan hayat asla aynısı gibi olmaz ancak ben kocayı sevdiğim adamla beraber yaşlanmak arzusunda olduğum için istiyorum yanımda.

Şimdi bu yazıyı okuyup da ”bu kadar işin içinde bir de faturalar, tamiratlarla mı uğraşacağım. Adam bütün gün dışarda o yapıversin” diyecekler vardır. Ben de kocaya kızdığımda, yeri geliyor o şekilde düşünüyorum. Benim demek istediğim; biz bu yoğunluk, yorgunluk maskesinin arkasına sığınıyoruz. Kolay geliyor.Bence erkek de kadının evdeki işlerinin en az yarısını yapmalı. Neden bir erkek hem yemek yapıp hem de çocuklarla ilgilenemesin ki?!? Engelleri mi var? Fiziksel güç mü gerektiriyor? Hayır. Erkekler de ”o kadın işi, ben ne anlarım ki, çocuğu idare etmek çok zor…” gibi kalıpların arkasına kaçıveriyorlar. Hani istiyorlar da testesteron seviyeleri imkan vermiyormuş gibi bir hale sokuyorlar kendilerini. Bence pekala herkes, her işi yapabilir. İyi veya kötü, o ayrı. Kadın ve erkeğin yapabilecekleri kas güçleriyle sınırlı olmalı. Toplumun ezberlettikleriyle değil.

Öyle kadınlar gördüm ki eve yeni aldırdığı(!) ütüsünü çalıştırmak için bile kocalarını bekliyorlar. Faturalar ne zaman ödenir haberleri yoktur. Arabanın servise gitmesi gerekir, haberi yoktur. Hele hele lastiği patlasa ne yapacağını bilmez. Ben de lastik değiştirmeyi bilemem ama kimden yardım isteyeceğimi veya nasıl bir yol izlemem gerektiğini biliyorum. Sarp’tan önce yol yardımı ararım mesela. Kocaları ortadan bir an yok olsa ne yapacaklarını şaşırıyorlar çünkü kaldırıp kafalarını bakmamışlar dünyaya. Sadece kocalarını takip etmişler. Baskıdan falan da değil hani. Tembellikten. Son derece de modern aileler.

Çoğu erkeğin iddia ettiği gibi kadınların kafasının elektronik aletleri kullanmayı basmaması gibi bir durum olduğuna ben katılmıyorum. Kadın yapamaz, kaldıramaz, götüremez, bilemez, bulamaz, halledemez. Hem kızıyoruz hem de ”iyi o zaman artık senin görevin” dendiğinde yine başa dönüyoruz: ”o kadar işin üstüne bir de bunları mı yapacağım?”

Harekete geçme zamanı…

Geçenlerde mail kutumu ”AMORTİSÖR TEST GÜNLERİ” başlıklı bir basın bülteni geldi. Şimdi benim bununla ne ilgim var diyerek tam siliyordum ki fark ettim o an. İşte aynı şeyi yapıyordum ben de… kadının ne işi olur arabanın amortisörünün testiyle. Koca kişisi ilgilensin. Niye? Benim ne eksiğim var. Gerizekalı mıyım?

Şimdi konu şu, aynen kopyalıyorum basın bültenini:

 

”AMORTİSÖR TEST GÜNLERİ”

TÜRKİYE’ DE İLK DEFA

SPEEDY-MONROE İŞBİRLİĞİ İLE BAŞLIYOR…

Dünyanın en büyük amortisör üreticilerinden Monroe ve Avrupa’nın hızlı araç bakım servisindeki lider markası Speedy işbirliği ile Türkiye’deki 20 servis noktasının 12’sinde “Amortisör Test Günleri” düzenlenecektir.Başta Fransa, Almanya, Hollanda olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde büyük başarıya ulaşan “Amortisör Test Günleri”ne Türkiye’de de araç sürücülerinin yoğun ilgi göstermesi beklenmektedir.

“Amortisör Test Günleri” Carrefour Speedy Bayrampaşa noktasında 03 – 12 Haziran tarihleri arasında başlayacak ve sırasıyla Carrefour Ümraniye Speedy, Carrefour İçerenköy Speedy, Carrefour Bursa Speedy, Speedy Bodrum, Speedy Ankara, Carrefour Speedy Haramidere, Speedy Gaziosmanpaşa, Speedy Kahramanmaraş, Speedy Sivas, Speedy Kastamonu, Speedy Eskişehir, Speedy İzmit, Speedy Düzce, Speedy Van’da sona erecektir.

Test günleri boyunca Carrefour müşterileri amortisörlerinin değişiminde %50 işçilik indirimi fırsatından yararlanacaklardır.

Türkiye’de ilk olarak bu organizasyonda kullanılacak olan, Monroe ve üretici firma Actia-Muller tarafından geliştirilen ve sadece amortisörü test edebilen test cihazı ile araç sahiplerinin yol sürüş güvenliğini sağlayan ve tekerleğin hareketlerini kontrol eden amortisörün nedenli önemli olduğu konusunda bilinçlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Her marka araca, randevusuz hizmetin yanı sıra orijinal ve garantili ürünler kullanan Speedy’de sadece gereken parçaların değişimi yapılıyor, ücretsiz kontrol ve kesin fiyat imkanı sunuluyor. Speedy’nin faaliyet gösterdiği servislerde tüm lastik markalarının satış, kontrol ve bakımları, motor, vites kutusu ve hidrolik yağı, periyodik bakımlar, akü ve elektirik, fren, amortisör, egzoz, klima kontrol ve bakımları gerçekleştiriliyor.

Bence ezber bozmalı, kocaya da bir sürpriz yapmalı…

Hem sırası geldiğinde ”ben arabanın amortisörlerini kontrol ettirdim sen de bugün çocukla ilgilen” deriz övüne övüne.

 

Önemli not: arabasını servise götüren, yağını kontrolünü yapan ve zamanı geldiyse yağ değişimlerini yaptıran, lastiklerin havasını kontrol eden bir kadınım. O yüzden çok meraklıysa sen git demeyin bana :) Giderim.

 

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

6 Comments

  1. Yazıyı okuyunca düşündüm de… Kocamın arabasını muayeneye götürdüm, servise götürdüm kilidi bozulunca. Lastiği patladı, lastiği şişirip, lastikçiye götürdüm (şehir dışındaydı kendisi). İkimiz de çalışıyoruz bu arada. Kızım da daha 8,5 aylık… Fena değilmişim hani…

Leave a Response