Beklemiyorum aynı olmayı. Aynı hisleri, aynı fikirleri paylaşmayı… ancak biraz olsun empati yapabilmeliyiz. Kendimizi karşımızdakinin yerine koymalı, biraz olsun onun aklından neler geçebileceğini düşünmeliyiz. Daha kolay olur hayat. Hem de herkese.

Bundan seneler önce bizim dolu dizgin giden hareketli ilişkimizin başlarında okumuştum Kadınlar Venüs’ten, Erkekler Mars’tan adlı kitabı. İşte o zaman erkek bakış açısını biraz olsun kavrayabilmiştim. Kitabı bugün kocam olan adama okutamamıştım. ‘Sen oku bana anlat’ demişti ama beni dinleyecek sabrı ve anlatılanları anlayabilmek için zamanı hiç olmadı. Aslında o kitapta bunlar da yazıyor. Bazıları yazar John Gray’e karşı çıkıp insanları kategorize etmenin yanlış olacağından bahsediyorlar ama ben ilişkilerin düzeni, devamlılığı ve huzuru açısından bu farklılıkların bilincinde olmayı savunuyorum. Çünkü hiç bir ilişki mükemmel değil.

Ayrı Dünyaların İnsanlarıyız

Gerçekten de. Şimdi gözünüzün önüne getirin tartışma halinde bir çift. Kadın hararetle anlatıyor; erkek bir iki laf ediyor ama öylesine. Sıkılmış belli. Erkek sıkıntıda olduğunda kendiyle başa başa kalmak istiyor. Konuşmamak veya o konuyu konuşmamak, yokmuş gibi davranmak istiyor; oysa kadın üstüne üstüne gitmek, durmak bilmeyen bir enerjiyle dakikada 1000 kelime hızında konuşmak istiyor. Erkek sırtını dönüyor; kadın daha da sinirlenip daha çok konuşuyor. Erkek bunun üzerine odayı terk ediyor; kadın peşinde. Adam bu sefer kısa süreli de olsa evin dışına çıkmaya karar veriyor; kadın perişan oluyor ve ‘beni nasıl bu halde bırakıp dışarı gezmeye gider’ diyerek travma geçiriyor. Geçiriyoruz. Evet, bizde böyle iki dakikada travma geçirme kabiliyeti var.

Şimdilerde bırakıyorum kocamı. Ama gençlik yıllarımızda yukarıda anlattığım kadındım ben. Sorunlar hiç çözüme kavuşamadı çünkü ortada sorun da yoktu. Ben çok konuşuyordum ve hep haklı olmak istiyordum. O ise haklı olmadığım zamanlarda ‘hayır, haklı değilsin’ diyordu sert ve kesin bir ifadeyle ve konuyu kapatıyordu. Sonrası malum: benim sonuçsuz, sinir bozucu ikna çabalarım. Ne Sarp ikna oldu ne de ben çenemi tutabildim veya haksızlığımı kabul ettim. Şimdi bunları yazarken bile  bir kaç tartışmamız geldi aklıma, vallahi de billahi de ben haklıydım. Sorsam ‘ne içiyorsan bana da ver’ falan der.

Unut be kadın, bırak geçmiş geçmişte kalsın.

Bir de bu var. Unutmuyoruz. Biz kadınlar unutmuyoruz. Hele ki konu ilişkiyse, ’10 sene önce bilmem nerede kahvaltı yaparken sen mor kazağını giymiştin ve bana bunları demiştin’ deyiveriyoruz. Adam boş boş bakıyor bize haliyle. Acaba aklından ne geçiyor?!? Çünkü yine bir şey demiyor.

Çoluk Çocuğa Karışınca

Tüm bunlara rağmen ‘Biz Ayrılamayız’ diyerek evlenip de yuva(!) kuran çiftler, bir de çocuk yapınca işler iyice karışır. Karakterlerin çatışmasının yanı sıra anne  – baba olmanın dayanılmaz hafifliği ile ayrı alemlere savrulursunuz. Kadın, annedir artık. Sarıp sarmalayan, kollayan koruyan, her şeyi düşünendir. Aynı anda beş ayrı iş yapması beklenendir. Erkek ise gelecek kaygısı artmış olan Baba’dır bundan böyle. Daha çok çalışmalı, çocuklarına iyi bir gelecek sunmalıdır fakat sosyal hayatından, sporundan da eksik kalmamalıdır. Bizim aileden canlı canlı Anne – Bana Farkı’nı Milliyet.com.tr’de yazdım biliyorsunuz. SlingoMOM Facebook sayfasına da bir örnek sundum. Anneler döküldükçe dökülüyor. Bir kaç güne burada da Anne Oradan, Baba Buradan bir yazı geleceğe benziyor.

Anladığım odur ki genel çizgi değişmiyor. Çocuklu evlerde yaşananlar üç aşağı beş yukarı aynı. Kadın ve erkekler olarak böyle kodlanmışız.

 

Biz kadınlar;

unutmayız

unutturmayız

hormonlarımızın esiriyiz

konuştukça konuşuruz

bazılarımız daha da çok konuşur (bkz. ben. Yazdığımın 8 katı konuşurum. Anlayın)

pratik zekamız erkeklere göre 10.000 kat fazladır

Multitasking(aynı anda birden fazla işi yapma) özelliğimiz vardır

daha sabırlıyız

daha güçlüyüz (ruhsal olarak)

daha çabuk sosyalleşiriz

buzdolabının içini gözümüz kapalı biliriz  (Mesela ben Nutella’nın en alttan ikinci rafta sağda durduğunu, annemin ev yapımı salçasının en üst rafta solda olduğunu, Sarp’ın sodalarının en üstten ikinci rafta solda, benimkilerin ise aynı rafta sağda durduğunu biliyorum. Düzen hiç değişmez ama sorsam koca kişisine, yerlerini bilmez.)

 

Erkekler;

erkek işte, kadın değil.

 

Yukarıdaki son cümleyi yazınca fark ettim. Tamamlıyoruz birbirimizi. Sadece kadınlardan oluşan bir dünyada ben yaşayamazdım, itiraf ediyorum.

Aman, hayat zor be… çocuklu da çocuksuz da; bekarken de evliyken de; beraberken de ayrıyken de.

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

2 Comments

  1. Bence de ilişkileri zorlaştıranlar kadınlar. Zira annelerimizden gördüklerimizi uyguluyoruz, oysa bugün dünya da kadınlar olarak bizlerin istekleri de değişti. Ben şahsen kendimi zorluyorum. Vicdan azabı da çeksem bebeğimi babasıyla bırakıp, çıkıp gidiyorum. Bebekle 1-2 saat geçiren baba, sonunda anneyi anlar kıvama geliyor. Hasta olunca saçımı süpürge etme moduna giriyorum “Hastayım, iyileşebilmek için dinlenmem lazım” diyorum, baba ile bebeği başbaşa bırakıyorum. Yemeğini yediren, banyosunu yaptıran ve bebekle oynamak zorunda kalan baba, anneyi daha da bir anlar hale geliyor. Vs vs…

    Her insanın almaktan çok vermesi gerektiğini düşünürüm. Ammaaa burada ince bir detay var: Karşınızdaki istemiyorsa vermeyeceksiniz. Adama zorla verip de sonra da “ben çok yoruluyorum ama” deyip, empati beklmeyeceksiniz. Akşam eve gelip yemek mi soruyor: Bugün yorgunum, ya sen yap, ya da dışardan söyleyelim; deyivereceksiniz. Bu durumda karşınızdaki de sizinle empati krumak zorunda kalmadan yorgunluğunuzun derecesini anlayabilir.

    Erkekler aslında çok basitler. Önemli olan kadınların da onlara karşı, onlar kadar basit davranmayı becerebilmeleri.

  2. Çok bilmiş..ne güzel yazmışsınız.. Ben de bebişim olunca böyle yapmayı düşünüyorum.. Basitlik konusunda katılıyorum.

    Mars Venüz kitabını ben de okumuştum. John Gray… ve o zaman çok gençtim sevgilim yoktu. Kafama yazmıştım mağara olayını.. ama gel gör evlenince..özellikle ilk yıllar adamı mağarasına girip zorla:) konuşturma çabalarım, çıldırtmalarım çoktu.. şimdi daha sakinim. bugün 5 yılımız bitti. girdik 6 ya…. haydin hayırlısı…
    en güzeli artık “biz” anlayışı, takım anlaışı… sorunlara böyle yaklaşmaya çabalıyorum..

Leave a Response