Anne – Baba Farkı adlı yazıyı hatırlarsınız. Nisan ayında 5 maddelik bir yazı yazmıştım Milliyet.com.tr’deki sayfama. Sonra onu alıp Facebook’ta paylaştım ve diğer annelerden gelen maddelerle daha da komikleşen bir yazıya dönüştü. Ben de bu sefer SlingoMOM’da ‘Bir Anne Bir Baba’ adıyla paylaşmıştım. Ancak benim o Miliyet.com.tr’ye yazdığım ilk hali var ya… işte o, onbinler tarafından okundu altında benim imzam ile. Ve fakat belki de yüzbinlerce kişi de yazarının kim olduğunu bilmeden, belki de başkalarının imzalarıyla okudu, paylaştı.

Anneler Günü’nde bana, daha sonra da Babalar Günü’nde Sarp’a zincir mail yoluyla geldi. Düşünebiliyor musunuz? Bir sürü arkadaşım ”İrem bu yazı seninkine benziyor” diye sordu. Benzemiyordu gösterdikleri, ta kendisiydi.

Geçenlerde Blogcu Anne Forum‘da konusu geçmiş. Sevgili Elif yazıyı çok iyi bildiğinden ‘internet efsanesi’ olarak adlandırmıştı. Bugün anladım o efsaneyi.

Sıkı durun anlatıyorum.

Bugün bir mail aldım. Büyük ihtimalle gerçek olmayan bir e-mail hesabından. SlingoMOM’da görmüş yazıyı. Blogdaki hali biraz daha kalabalık olduğundan sanırım, ‘Anne – Baba Farkı’ adlı yazının adını ‘Bir Anne Bir Baba’ olarak değiştirdiğimi, olduğu gibi kopyalayıp üzerine yenilerini eklediğimi ve utanmadan(!) kendi imzamı atıp yayınladığımı dile getirmiş. Meğer kendisine çok yakın bir arkadaşından, anneler günü vesilesiyle bu yazı gelmiş mail olarak da hemen tanımış. Tabi ki yazıyı derhal silmem gerekiyor ya da ‘alıntı’ yaptığımı yazmalıyım. MIŞIM. Yoksa….

İşte böyle…

Maili okurken sinirden elim ayağım titredi. Bugüne kadar ‘Aman ne yapayım, millet okumuş beğenmiş. Etik davranmayı bilen altına yazarın adını ekler’ diyordum. Zaten bugün de yapacağım pek bir şey yok. Yazı Milliyet.com.tr arşivinde duruyor.

Şöyle bir araştırma yapayım dedim. Yazının ilk cümlesini google’a yazdım. Allah allah… nerelerden çıkmadı. Bloglar, forumlar, Facebook sayfaları, erkek portallarında bile var. Varsın olsun. Ne güzel. Bazıları ‘Irem Erdilek’ diye yazmış sağolsunlar. Bazıları ‘alıntı’dır demiş. Bir kısmı da kendi yazmış gibi gelen ‘çok güzel yazı’ yorumlarına da teşekkür etmiş.

Yapacak bir şey yok tabi ki. Ne diyeceğim, ‘bu yazı benim’ mi diyeceğim? Kim bilir, kimlerin yazıları alıntılanıyordur?! Blogcular, köşe yazarları… eminim bir sürü insan bunun sıkıntısını çekiyordur ama…

Bugün gelen mail…

Hayır yani… Neden böyleleri beni bulur anlamıyorum ki?!?!

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

2 Comments

  1. Bunun gibi ne hikâyeler vardır kim bilir. Yine bir blogcu anlatmıştı bir keresinde: Pek popüler olmayan blogunda yazdığı yazıları, kendisinden çok daha popüler bir blogcu sürekli kendi bloguna kopyalıyormuş. Başlarda sabır göstermiş, ama en sonunda dayanamayıp patlamış: “artık yeter” konulu bir email göndermiş. Aldığı cevap mealen şöyle diyormuş: “Senin başka yerlerden kopyalamadığını nereden bileyim?”

    Bir de bunun tersi durumlar var. Çok kişinn başına geldiğini sanmıyorum, fakat yazıları mail gruplarına en çok gönderilen köşe yazarlarından biri olan Can Dündar, bir ara kişisel web sitesinde “benim olmayan ama internette benim imzamla dolaşan yazılar” diye bir bölüm açmıştı.

    Kısacası, emeğe saygı duymuyoruz. Duyanları da küçümsüyoruz. Bunun eğitim sistemimizle çok yakından ilişkili olduğu düşüncesindeyim. Özgün düşünceyi değil ezberi merkeze alan bir sistemle ancak bu kadar oluyor.

Leave a Response