Ntvmsnbc’de ilgimi çeken bir haber vardı dün.

TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği komisyonu bünyesinde oluşturulan ”Çocuk Cinsiyeti Nedeniyle Kadın Üzerinde Oluşturulan Psikolojik Şiddet, Başlık Parası ve Geleneksel Evliliklere” ilişkin alt komisyon raporunu tamamlamış.

Rapora göre, az gelişmiş bölgelerde;

– kadınların erken yaşta evlenmelerinin zorunluluk olarak görülüyor

– kadının doğurganlığının özellikle de erkek çocuk doğurmasının kadının yararına olduğuna inanılıyor

– kadın erkek çocuk doğuramadığı için psikolojik şiddete, kuma getirilmesine veya boşanma tehdine maruz kalıyor

– erken evlilik, zorla evlilik ve nişanlılık, başlık parası, berdel ve kumalık yasak ve insan haklarına aykırı olmasına rağmen oldukça yaygın

İşin bir de toplum sağlığı yönü var. Kadının bedenine verilen zarar ve buna bağlı olarak gelecek nesillere aktarılacak olumsuz özellikler. Erkek çocuk doğurmak için erken yaşta ve arka arkaya gebe kalmak, sık sık düşük yapmak kadının bedenine son derece ağır hasar veriyor. Raporda da buna dikkat çekilmiş ve bunlara benzer zorlayıcı davranışların yasaklanması gerektiği belirtilmiş.

Bana göre en can alıcı nokta şuydu:

”Çocuğun cinsiyeti kadın için önemli, çünkü erkek çocuğu olduğunda kocası ile bağının daha güçlü olacağına, kocasının ve ailesinin gözünde statü ve değerinin daha yükseleceğine inanılmaktadır. Erkek açısından ise çocuk cinsiyeti, erkek çocuk istemi kadına göre çok daha önemli, ‘erkek adamın erkek oğlu olur’ inancı, baba soyunun devamı ve aileye kaynak sağlamaları gibi beklentiler bu önemi artırmaktadır.”

Yukarıdaki çarpıcı ifade, Türkiye’de kadın olmanın, özellikle de geleneksel toplumlarda kadın olmanın zorluğunu, bunalımlarını anlatıyor. Kadın, hem ailesinin hem de kocasının gözünde değerli olabilmek için doğurmak zorunda. Bir çocuk veremiyorsa kocasına, işe yaramaz o kadın. Üstelik de erkek çocuk doğurmak zorunda. Söz sahibi olabilmek, varlığını hissettirebilmek için erkek çocuk getirmeli dünyaya.

Yazık ki bebeğin cinsiyetinin babadan gelen kromozomla belirlendiğini bilmiyorlar ya da kısırlığın tek suçlusunun kadın olamayacağını. Anlatmaya kalksan, laboratuarda canlı canlı göstersen anlamaz, anlayamaz, anlamak istemez. Eksiklikleri, hataları kadınlara yüklemeyi alışkanlık haline getirmiş bir toplum nasıl kabul edebilir ki bunu?!?

İşin gerçeği, bu erkek çocuk baskısı toplumun her kesiminde var. Eğitim seviyesi yüksek olan ailelerde baskı değil de özleme dönüşüyor sadece. Karnımdaki ufaklığın ‘erkek’ olduğunu öğrenip de aile büyüklerimize haber verdiğimiz zaman aldığım tepki aynen şöyleydi mesela:

– ‘İlk çocuk erkek oldu ya, artık ikincisi kız da olsa fark etmez’ derlerdi bize. Artık rahatsın sen İrem.

Yani bana doğrudan söylemiyorlar da, böyle bir söyleyiş olduğundan bahsediyorlar. Demek ki ilk çocuk kız olsaydı bu sefer herkes ikincinin erkek olması için dua edecekti. Ben anlayamıyorum bu erkek çocuk özlemini. Soy sop meselesi desek, kızlar da soylarının genetik kodlarını taşımıyorlar mı? Bu kutsal[pullquote]Oğlumun oğlu!![/pullquote] görev erkeklere mi verilmiş sadece? Soyadının devamı için gerekliymiş. Soyadın devam etse ne olur, devam etmese ne olur. İnsan ol, iyi insan ol. Bu özelliklerin geçsin kendi nesline.

‘Oğlumun oğlu’ diyorlar ya bir de…

Kadının yeri yok yine farkındaysanız bu resimde. Doğuranın, can verenin, büyütenin önemi yok. Damızlık gibi kullanılıyor önce sonra da üstün varlık(!) erkek çocuğun bakıcısı oluyor. Üstelik bu sözler de bir kadının ağzından çıkıyor. Büyük ihtimalle o da bu erkek çocuk baskısı altında kalmış ve kendi yaşadığı sıkıntıları sonraki nesile aktarıyor.

Yani neymiş, ‘erkek çocuk doğurmak’ kadının yararına. Hem de nasıl…

Erkek doğuramayan kadına saygı da göstermemeli. Aşağılamalı, ne kadar beceriksiz ve işe yaramaz olduğu yüzüne vurulmalı her fırsatta. Oysa biz erkek anaları ne kadar önemliyiz. Başımız her zaman dik gezeriz. Kolay değil erkek doğurduk ERKEK.