Dünyanın en çok okunan bloglarından biri olan sosyal medya haberleri veren Mashable’da ilginç ve bir o kadar da önemli bir yazı çıktı karşıma.

Ebeveynler ve dijital çağda gençleri desteklemek  için düzenlenen Wisdom 2.0 Youth Conference ‘ın organizatörü Soren Gordhamer’ın yazısını hızlıca okudum ve dikkatimi çeken noktaların da kısa kısa notlarını tuttum. Sizin için :)

 

Günümüzde çoğu ebeveyn hemen her gün şu soruyla karşı karşıya kalıyor: ¨Telefonunda oyun oynayabilir miyim?¨

Konu olan şey sadece telefon değil elbette. iPad, bilgisayar, PS3, Wii veya xbox gibi konsol oyunlar da başrolde. İşin aslı, sorulmak istenen şey: ¨Dikkatimi bir ekrana verebilir miyim?¨

Teknoloji bizim ve çocuklarımızın hayatında ne kadar yer almalı?

Bazı aileler bu konuda oldukça katı bir şekilde çocuklarının teknolojik aletlerden uzak durması için ellerinden geleni yapıyorlar. Açıkçası yasak koymak yerine teknolojiyi ‘akıllı ve bilinçli’ şekilde kullanmayı öğrenmek ve öğretmek esas yapılması gerekendir.

 

1. Teknolojinin sınırları yoktur

Yeni jenerasyonun çok çok farklı olduğunu artık fark etmemiz gerekiyor. Eskiden teknolojik oyunların bile bir sınırı vardı. Bilgisayarlar ve konsol oyunlar evde veya bir mekanda olmalıydı. Oysa bugün arabada, markette, yemek masasında, tuvalette bile herhangi bir cihaz ile haşır neşir olmak mümkün. Üstelik gençler teknolojinin öneminin oldukça farkında ve mükemmel şekilde de kullanıyorlar. Yetişkinlerin, gençlerin teknolojiyi anlama ve kullanma süratine yetişmeleri çok zor.

2. Fişi ne zaman çekeceğinizi bilin

Bilgisayar ve konsol oyunları gibi yeni teknoloji ürünleri çocukların kendilerini geliştirebileceği, strateji kurgulayabilecekleri ve el-göz koordinasyonunu geliştirebilecekleri harika oyuncaklardır. Ancak biz ebeveynler için en önemli nokta yeterli sürenin ne olacağının kararıdır. Yapılan bir araştırmaya göre günün iki saatten fazlasını ekran başında geçiren çocukların psikolojik problemlerle karşı karşıya kalma riski %60 daha fazlaymış.

İdeal süre ne olmalı? 2009’daki bir çalışmaya göre 8 ile 18 yaş arası çocukların günde ortalama 7.5 saati teknolojik cihazlarla geçiyormuş. Amerikan Pediatri Akademisi’nin önerdiği süre ise 1-2 saat. Aradaki fark korkutucu.

Ebeveynlerin anlaması gereken şey; teknolojinin kötü ve uzak durulması gereken bir şey olduğu değil, aksine ideal sürede ve bilinçli kullanımını sağlamasıdır.  

3. Tercih ile bağımlılık arasındaki fark

Bu iki kavram arasında büyük fark vardır. Bir çocuk sadece sevdiği ve arkadaşlarıyla dışarıda vakit geçirmekten daha fazla zevk aldığı için bütün bir akşamını internette geçirebilir. Herhangi bir cihaz olmadan da gayet rahat bir gün de geçirebilir ama işte tercihi bilgisayar olabilir. Oysa bağımlı biri, teknolojinin uzağında duramaz, rahatsız olur. Kolej öğrencileri arasında yapılan bir ankete göre gençlerin %38’i on dakikadan daha fazla ayrı kalamıyormuş. İşte bu bir bağımlılık.

Sadece gençler değil elbette, yetişkinler de aynı sıkıntıları yaşıyor. Yeni bir çalışmanın sonucuna göre yetişkinlerin %53’ü ‘online’ olmadıklarında kendilerini mutsuz hissediyorlarmış. Yetişkinlerin çoğu teknolojik cihazı başka bir aktiviteye tercih ederken, gençler tahminimizden çok daha bağımlı durumda olabilirler. Onlara örnek olmalıyız.

4. Çocuklarımızı bize bağlayan teknolojiye odaklanın

Çocuklarımızla ilişkimiz nasıl? Onlara tüm dikkatimizi verebiliyor muyuz? Yoksa birbirimizden tamamen ayrı mı yaşıyoruz?

Aile üyelerinin her birinin elinde bir cihaz, yanyana ama ayrı dünyalarda yaşamak veya uygun oyun ve uygulamalarla ortak bir aktivitede bulunmak. Seçim bizim. Önemli olan ebeveyn ile çocukları biraraya getirecek bir düzen bulmaktır.

5. Denge modeli olun

Son yıllarda Facebook ve Twitter gibi sosyal platformlar sayesinde müthiş bir bağlantı kuruldu kişiler ve hatta kurumlar arasında. Gelecekte bu işin çok daha geliçeceği ve çok daha önemli hale geleceği tahmin ediliyor.

Ebeveynlerin, genç neslin ‘online’ olarak bağlantı kurma gereksinimlerini görmezden gelmeleri oldukça anlamsız. Ancak, yine bu gençlerin 10 dakikadan daha uzun bir süre email, mesaj ve sosyal medya hesaplarını kontrol etmeden duramadıkları gerçeği de oldukça endişe verici. Ne zaman ki dışarıda kısa bir yürüyüşe çıkmak veya bir arkadaşıyle fiziksel olarak yanyana gelmek yerine vaktini bilgisayar veya telefonuyla geçirmek istiyor, işte o zaman tehlike çanları çalıyor demektir.

Biz yetişkinler çcouklarımız gibi bir konsol oyunundan zevk alabildiğimiz gibi dışarıda yürüyüşten de aynı zevki alabiliriz. Çocuklarımızla ‘online’ ve ‘offline’ olarak iletişimde olmayı sağlamalıyız.


Bu makale bence oldukça yararlı çünkü inkar edemeyeceğimiz bir teknoloji gerçeği var. Sadece çocuklarımız değil ki bundan etkilenen. Bizler de zaman zaman başımızı kaldıramaz durumda olabiliyoruz. Ancak bir avantajımız var: bizim neslimiz sokakta oyun oynayan, ağaçlara tırmanan son nesil sanırım. Geçiş sürecindeyiz ve eski ile yeniyi aynı anda hayatlarımıza sokabiliyoruz. Ne kadar süre ile TV seyredilmeli, ekran karşısında oyun oynanmalı? sorusuna doğru cevapları verebiliriz.

¨En iyisi hiç izin vermemek¨ cevabı çağa ayak uydurmaktan çok uzak bir yaklaşım olur bana göre. Çocuğun yapısına, karakterine ve yeteneklerine göre uygun oyun ve uygulamaları kontrollü bir şekilde önüne koymak, mümkünse de bireysel değil birlikte oynanacak oyunları tercih etmek hem onu hem de sizi tatmin edecek bir davranış.

Yanılıyor muyum?