Son zamanlarda aldığım boşanma haberleri ben iyice etkilemeye başladı. İlişki biter, sevgi biter, araya kaçak aşklar karışır, her şey insanlar için. Olur, oluyor. Benim derdim çocuklar. Özellikle de küçücük olanlar.

Haberini aldıklarımın çoğunun çocuğu ilkokula gitmiyor. Henüz 3 yaşında bile olmayan çocuğa anne-babasının ayrıldığını nasıl açıklarsın? Çocuğun hayatında izler bırakmadan nasıl sıyrılırsın bu işten? Neden boşanırsın? Sebep aldatma veya şiddet değilse tekrar düşünülemez mi?

Türkiye’deki boşanma oranlarını araştırırken daha çarpıcı bir çalışma buldum. Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, 2006 yılında Aile Yapısı Araştırması yapmış. Bu araştırmanın sonucunda eğitim seviyesine göre boşanma sebeplerinde oldukça fark olduğu ortaya çıkmış. Şöyle ki; eğitimli kadınlar aldatılma ve şiddete maruz kalma durumlarında boşanma yoluna gidiyorlar. Eğitim seviyesi düşük olan kadınlar ise çocuk sahibi olamama ve eşinin ailesiyle geçinememe gibi nedenlerle boşanıyorlar.

Araştırmanın  sonuçları:
* Erkekler için ilk evlenme yaşı 1990’da ortalama 26.1 iken 2000’de 26.9 olmuş. Kadınlarda, ilk evlenme yaşı eğitimsiz kadınlarda 18 yaş altı ve 18-24 yaş, eğitimli kadınlarda ise 18-24 ile 25-29.
* Eğitimli kadınlar aldatılma, şiddete maruz kalma ve madde bağımlılığı gibi nedenlerle evliliklerini bitiriyor. Eğitimsiz kadınlar ise çocuk sahibi olmamak, eşinin ailesi ile geçinememek, eşinin evin geçimini sağlayamaması gibi sebeplerden boşanıyor.
* Boş zamanlarında eğitimli kadınlar, kitap ve gazete okuyup spor yaparken; eğitimsiz kadınlar, sosyal eğlence olarak nitelendirilecek etkinliklerde bulunuyor.
* Eğitimli kadınların kişisel gelirleri 400- 1200 YTL arasında değişirken, eğitimsiz kadınlar 400 YTL’den az kazanıyor. Ancak eğitimsiz kadınların, müstakil ev sahibi olma oranı eğitimli kadınlardan daha fazla.
* Eğitimsiz kadının hemen hemen hiç otomobili bulunmazken, eğitimli kadınlar da eğitimli erkelerle karşılaştırıldığında çok az miktarda otomobil alıyor.
* Günlük, yiyecek, içecek alışverişini eğitimsiz kadının ailesinde erkek yaparken, eğitimli kadın bu işleri de üzerine alıyor.
* Kayınvalide ve kayınpederle en sık eğitimsiz kadınlar görüşüyor. Komşularıyla en fazla görüşenler de yine eğitimsiz kadınlar.

Elbette kimse boşanmak için evlenmez. Aile baskısı, kaçırılma gibi nedenlerle evlendirilmeye zorlananlardan bahsetmiyorum tabi ki. Gerçi bu durumda olan kadınlar ya intihar ediyorlar ya da öldürülüyorlar.

Ben modern, eğitimli kadını temsilen yazıyorum.
Düşünüyorum bir yandan da… Hayatının adamını bulmuşsun. Seviyorsun. Evlenmeye karar veriyorsun. İki kariyer, iki ayrı para kaynağı var. Nispeten rahat bir yaşam. Modern, iyi görünümlü, eğitimli, iyi hayat süren bir çift. Bir kaç sene sonra çocuk da yapıyorsunuz. Çocuğun doğumuyla beraber bazı sorunlar yaşanıyor. Normal. Kim yaşamadı ki?!? Hayat tepe taklak oluyor çünkü. Doğan da, doğuran da, doğmasına sebep olan da acemi. Bir de her şeyi çok bilen aileler… akıllıysan bu dönem kolay atlatılıyor. Hırslarına, endişelerine yenik düşersen ara soğuyor. Hayat, iş, evlilik devam ediyor ama eskisi gibi değil. Sinirler daha gergin, tahammülsüzlük gittikçe artıyor. Kavga gürültü, en azından ufak atışmalar, arada hakaretler, hiç olmazsa yatak ayırmalar… sonra da…

İkinci senaryo kadının sadece ‘anne’ olması. Kadın değildir artık. Hayat veren, emziren, besleyen, büyütendir. Sadece çocuğunu değil, herkesi üstelik. Kocasına karşı da değişmiştir. Daha bir sevecen olmuştur. Daha kollayıcıdır ama işte kadın değildir. Sevişmek istemez. Kocası vücudunu şehvetle okşasın istemez. Gece giyer pazen pijamalarını. Yastığa başını koyarken, bir sonraki gün kızına/oğluna ne yemek yapacağını düşünür, kocasının gömlekleri hazırdır sabah için. Görevlerini yerine getirmiştir. Uykuya dalar. Kocası yanı başında. Karısından bir işaret bekliyor. Bir dokunuş, bir bakış, ufacık bir temas. Oysa dışlanmış durumda. Görmüyor kimse onu. Ne istiyor gerçekte, neye ihtiyacı var, kimse bilmiyor. Özellikle de karısı. Tüm cevaplar onda aslında… sonra aldatma-aldanma-en azından uzaklaşma… ve…

Daha bir sürü senaryo var aklımda ama benim en çok karşılaştıklarım bunlar. Diyebilirsiniz, erkek karısına daha anlayışlı olsa, ‘anne’ olduğu için değişen duygularını göz ardı etmese, o yaklaşsa karısına yumuşak yumuşak… sadece yatakta değil üstelik. Evet haklısınız, zaten böyle yapanlar sonunda ayrılmıyorlar. Evliliklerine yeniden başlıyorlar ama genelde erkekler çabuk pes ediyorlar.

Çevremdeki evliliklere, kendi evliliğime ve diğer ilişkilere bakıyorum ve şu sonuca varıyorum. İlişki-evlilik bir akıl işi. Akıllı olan kazanır, her istediğini elde eder. Baskın olan taraf, oyunu yöneten taraf kadındır. Kadın olmalıdır. Kadın akıllı olmalıdır. Hislerine, hırslarına yenilmeden davranmalı. Hele ki çocuk varsa. Ben hep akıllı bir kadın mıyım? Hayır. Olmaya çalışıyorum ama ayarım kaçıyor. Çenemi tutamıyorum. İnatçılığımı dizginleyemiyorum ama ipleri de elimden bırakmıyorum. ‘İnceldiği yerden kopsun’ demedim hiç. Bu, evlilik devam etsin diye her şeye göz yumulsun anlamına asla gelmiyor. ‘Şiddet, hakaret, aldatılmak’ kabul edilir değil. Söylemeye bile gerek yok. Ancak bu durumlar söz konusu değilse evliliğe bir şans daha verilemez mi? Sevgi gerçekten bitmiş mi? Belki derinlerde bir yerlerdedir.

‘Çok safsın İrem’ demeyin. Ben empati yapmaya çalışıyorum. Kendimi anne ve babası boşanmak üzere olan bir çocuğun yerine koyuyorum. Her ne kadar çocuklarımızın yanında kavga etmiyoruz, tartışmıyoruz diyorsak da kendimizi kandırıyoruz çünkü onlar her şeyi hisseder. Gülsem bile ağladığımı bilir Koray. Böyle zamanlarda iyice sokulur bana, gözlerimi öper. Gülmeye çalıştığımın farkındadır ve beni teselli eder kocaman kalbiyle. Sırf gözümde br damla yaş gördüğü için üzülen çocuk, ayrılığın eşiğinde ne hale gelir?!? Yapılan bir sürü araştırma var. Bunlardan birinin özetini okumak durumu kavramak için yeterli:

Boşanmanın çocukların yaş gruplarına göre etkileri*
0–2 YAŞ: Henüz birçok şeyin farkında olmadığını sanarak bebeklik çağındaki çocukların boşanmadan en az etkileneceği düşüncesi yanlıştır. Bu yaştaki çocuklarda boşanma sonrası belirgin davranış değişiklikleri gözlenmiştir. Daha çok ağlama ve ağlama nöbetleri, uyku ve beslenme bozuklukları, oyuncaklara karşı ilgisini kaybetme gibi davranışlar en çok göze çarpanlar. Dolayısıyla bu yaşta dahi boşanma sonrası ayrılan eşler sorumluluk paylaşımı ve çocukla bir araya gelme planlamasını iyi yapmalıdır. Bu sırada çocuğun yanında ise asla kavga ve tartışma ortamına girmemelidir.
3–6 YAŞ: Okul öncesi çağındaki çocuklar belki de boşanmadan en ağır etkilenenler olarak görülebilir. Çocuklar bu yaşlarda kendilerini hayatın dolayısıyla ailenin odak noktası olarak görür. Bu düşünce onları olası bir boşanmadan sorumlu oldukları zannıyla suçluluk duygusuna iter. Çocuk aklıyla ‘ben akıllı durmadığım için anne ve babam kavga ediyor, bunun için ayrıldılar’ tarzında düşüncelere boğulabilirler. Sonuçta yeniden yatağını ıslatmaya başlatma, parmak emme, yatmak için çoktan rafa kalkmış pelüş hayvanını ortaya çıkarma sıklıkla görülen sorunlardır. Bu davranışlar çocuğun ne ölçüde korunmasız ve yardıma muhtaçlık duygusu içinde kıvrandığını gösterir.
7–12 YAŞ: Bu yaştaki çocuklar her ne kadar kendilerine sunulan boşanma sebeplerine anlayışlı davranıyormuş gibi görünse de aslında yoğun bir kaybetme duygusu içine bürünürler. Bununla birlikte bu yaştaki çocuklar küçük yaştakilerin aksine suçu kendi üzerlerine almaz ve anne-babalarını suçlarlar. Büyüklerine öfke duyar, hayal kırıklığı yaşar ve kendilerini reddedilmiş olarak görürler. Yer yer anne ya da babadan birinin tarafını tutmak zorunda oldukları düşüncesiyle diğer tarafa düşmanlık besleme gibi davranışlar da ortaya çıkabilir. Hemen hepsi boşanmayı takiben okulda sıkıntı yaşar ve ders başarıları azalır.
13–18 YAŞ: Bu da yine yanlış olarak boşanmanın en az etkili olabileceği düşünülen bir yaş grubudur. Oysa ki bu yaşlarda zaten ergenlik çağının problemlerini üzerinde taşıyan çocuk anne babasının boşanması ilave bir stres faktörü ile karşı karşıya kalmış olacaktır. İlk tepkileri genellikle anne ve babalarına daha mesafeli davranmaya başlamaları, ebeveynlerinden çocuk kendi arkadaşları ile vakit geçirmeleri ve aile içerisinde yaşanan bu olaydan dolayı çevrelerine karşı utanç duyusu beslemeleridir.

Yukarıdakiler oldukça çarpıcı. Yine de çocuk uğruna tahammül edemediği bir adam veya kadınla aynı evi paylaşmak, tüm bir hayatı geçirmek insan için ızdırap verici olmalı. Evde devam eden soğuk savaş çocuklar için çok daha büyük bir stres kaynağı olabilir. Bilemiyorum. Sadece üzülüyorum.

*Kaynak: http://www.hekimce.com

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

3 Comments

  1. ÇOK DOĞRU BİR YAZI ,ZEVKLE OKUDUM.ALLAH KİMSEYİ AYIRMASIN,ÇOCUKLARI ANNE YA DA BABLARINI SEÇMELERİ DURUMUNDA BIRAKMASIN.

  2. Çocuk olunca aileden niye gerginlikler yaşanıyor, anlamadım ki ben? Çocuk olunca eşler nasıl oluyor da birbirlerinden soğuyorlar? Tam tersi olması gerekmiyor mu? Bizde tam tersi oldu en azından. Demek ki ben şanslı azınlıktanmışım; kıymetini bileyim bari…

Leave a Response