Şimdi ne ilgisi var SlingoMOM ile? Çok aslında. Seyrettiğim film cinayet ile suçlanan bir kadının kocası tarafından hapisten kaçırılma hikayesi ve bu hikayenin esas kahramanı ise çocukları Luke idi bana göre.

Zaten bebek ve çocukların üzüldüğü, hayvanların zor durumda kaldığı sahnelere sahip filmlerden oldum olası hoşlanmamışımdır. Bir de anne olunca daha bir sinir oluyorum. Film elbette biliyorum ama işte insan etkileniyor. Çünkü olmayacak hikayeler değil. Kim bilir belki de bir yerlerde yaşanıyor seyrettiklerimiz. Bizim ülkemizde değil mi 13 yaşında kısa cinsel tacizde bulunan 70’likler; eşeklere, köpeklere tecavüz edenler…

Neyse, filmin orjinal adı The Next Three Days. Sanırım Türkçeye ‘Kaçış Planı’ olarak çevrilmiş.

Baş rolünde üniversitede ders veren bir profesörü canlandıran Russell Crowe var. Adı John. Karısı, kariyer basamaklarını tırmanan hırslı bir kadın Lara. Bir de Luke adında şirin mi şirin oğulları var. Bir sabah evi polisler basıyor. Kadını patronunu öldürmek suçuyla hapse atıyorlar. Deliller Lara’nın aleyhine ama o ısrarla kendisinin yapmadığını iddia ediyor. John da karısına güveniyor ve onun masum olduğuna tüm kalbiyle inanıyor.

Her hafta Luke ile hapishaneye gidiyorlar. Lara mektuplar yazıyor oğluna. Luke annesine hiç cevap vermiyor, ona bakmıyor, onu öpmüyor. Lara bir gün kocasına soruyor ‘sence Luke beni bir daha öpecek mi?’ Luke içine kapanık bir çocuk haline geliyor her geçen gün. Zoraki bir gülümseme var dudaklarında.

Üç sene geçiyor ve Temyiz Mahkemesi de kadının suçlu olduğuna karar veriyor. Avukatları John’a ‘Lara asla içeriden çıkamayacak’ diyor. Bu herkes için korkunç bir yıkım oluyor. Lara intihara kalkışıyor. İşte o anda bizim aşık koca John bir karar veriyor ve karısını hapishanede kaçırmak için planlar yapmaya başlıyor. Akademisyen bir adam yavaş yavaş suçluya dönüşüyor çünkü hapishaneden birini kaçırmak için güçlü ve kötü olmak gerekiyor. Ancak yapılacak şey belli, bir şekilde ülkeyi terk etmek zorundalar ve bir daha da asla dönmeyecekler.

Film boyunca bunu sordum kendime. Bir anne-baba çocuğuna böyle kaçak yaşamı nasıl sunar? Elbette annenin varlığı çok önemli. Bir çocuk için annesinin hapiste olması ve uzunca bir süre oradan çıkamayacak olması tarif edilemez bir acı olmalı ancak diğer yandan da evinden, sevdiklerinden uzakta, her an yakalanma korkusuyla yaşamak… değer mi?

Film bitti, Sarp’a döndüm ‘kocacım allah korusun hapse mapse girersen; kaçırmak için uğraşamam seni. Oğluma kaçak hayatı yaşatamam.’  dedim. O da aynı şeyleri düşünmüş belli. ‘Ben de’ dedi gülerek.

Belki seyretmek isteyen olur diye filmin sonuna dair ipucu vermeyeceğim ama Luke annesine bir öpücük konduruyor sonunda :)