Yazıya nereden başlasam bilemiyorum. Konuyu neresinden tutsam elimde kalıyor çünkü.

Blogger olmak, anne blogger olmak, annelik, eleştirmek, eleştirilmek, toplum hassasiyeti, beslenme diye başlayıp ayarı kaçırıp kişiselleştirme ve nefretini kusmaya kadar devam eden bir kaosun içindeyiz. En başa dönersek aslında her şey birkaç blogger olarak katıldığımız bir marka organizasyonu ile başladı. Yok, belki de daha eskiye uzanıyordur hikaye ama işte bu yazıyı yazmama sebep olanları anlatsam şimdilik yeter.

Cips  markası çağırdı, gelin anlatacaklarımız var dedi. Gittim. Anlattılar dinledim. Aklıma yatan da oldu, hadi canım dediğim şeyler de. İki bilgi paylaşalım dedik, sosyal medya müdürleri çıktı meydana. Bekliyorduk da kendi adıma söyleyeyim bu kadarını değil.

Abur cubur konusunda daha doğrusu beslenme konusunda herkesin bir fikri vardır. Benim tavrımı, katıldığım daveti beğenmiyor olabilirsiniz, ¨İrem cips markasının davetine nasıl katılırsın?¨ diyebilirsiniz. İçerikle ilgili her türlü eleştiriye kapım açık ama bunu fırsat bilip tüm bu hassasiyetlere dikkat çekiyormuş gibi yapıp klavye başında ağzından salyalar akıtarak olayı kişiselleştirip seviyeyi düşürüp alay ettiğini sananlara dönüp sorarlar, madem öyle sen neden mısır, çikolata, şeker veriyorsun çocuğuna; neden kavanoz mama veriyorsun bebeğine?  Beni ilgilendiriyor mu? Zerre ilgilendirmiyor. Bugüne kadar kimseye karışmadım. Soranlara fikrimi belirttim. Ben organikçi değil gerçekçiyim zaten.

Hadi konu sadece beslenme olmasın da blogger’ın duruşu olsun biraz da. Yine de eleştirinin bir ayarı vardır. Alaya almaya çalışırken sonra birisi çıkar bir şey söyler, bir yazışmanın görüntüsünü koyar önüne, alay konusu olursun. Eleştireyim derken öç almaya çalışacaksan da kendini bileceksin. Karşındakini iyi tanıyacaksın. Büyük büyük sözlerle, ukala tavırlarla düşmanı ezdiğini zannederken iki ürün için atılan taklalar, markaların aktivitelerine gitmek için yapılanlar anlatılır ortalık yerde. İşte o zaman ¨Neden ben?¨ diye ağlamayacaksın.

Annelik en kutsal görev. Yapışmış herkesin ağzına gidiyor. Çocuğum için her şeyin en iyisini istiyorum, saçımı süpürge ediyorum, kendimi oradan oraya atıyorum, beş çeşit yemek yapıyorum yeter ki iyi beslensin diyerek alkışlanmak güzel de canım madem çocuklar her şeyden önemli ki normali o, neden her gün onlarca pozunu paylaşıyorsun? Paylaş tabi bana ne, ben de çocuklarımın fotoğraflarını paylaşıyorum da soruyorum işte bir çelişki yok mu? Organik yumurta yedirdim, kendim yetiştirdiğim sebzelerle besledim, dedikten sonra yapılan paylaşımlar çocuğu sosyal medyada kullanmak olmuyor mu?

Irem mükemmel blogger, süper anne mi? Hayır. Hiç öyle bir iddiam olmadı. Hatta tam tersine kendimi çok eleştiririm, düzeltmeye çalışırım, değiştiremediğimde de kendimle dalga geçerim ki bu sık sık olur. Kısaca (-mış) gibi yapmam. Siz de deneyin, valla iyi geliyor.

Elinde akıllı telefonu veya tableti ile sosyal medyada kilitli kalmış arkadaşlar; benim zamanım değerli, kalemim de kuvvetli. Bu aralar tembellik yapıp pek yazmıyor olsam da slingomom.com’un dolu içeriği her gün şimdi sayısını veremeyeceğim kadar çok okunuyor. (Hemen hemen her gün gerçek(!) bir e-posta veya mesaj alıyorum yazdığım yazının nasıl iyi geldiğini söyleyen). O yüzden markalarla çalışmalar da yaparım, organizasyonlarına da katılırım. Blog üzerinden para da kazanırım. Ama kimse bana para verip markası ve ürünü hakkında inanmadığım bir şey yazdıramaz, buna da emin olun. Bugüne kadar başımı öne eğdirecek hiçbir işe bulaşmadım. Bilgim olmadığı konularda hiç fikir beyan etmedim, ahkam kesmedim. Ben içeriğe, bir de kişinin üslubuna bakarım. Kim ne yapmış, ne kazanmış, nereye gitmiş ilgilenmiyorum o yüzden kaç gündür İrem Erdilek olarak yediğim hakaretleri aynen iade ediyorum.

Babam bana derdi ¨Bildiğin yanıldığına yetmez¨ diye. İşte ondan. Ya da boşverin siz sosyal medyada delirmeye devam edin.

Buyrun.