İlk hedef Doğal Tarih Müzesi-(National Museum of Natural History). Smithsonian Enstitüsü bünyesindeki müzenin benzeri ve bizce daha güzeli New York’ta. Yine de hayran kalmamak mümkün değil. Giriş ücretsiz. Sadece Smithsonian Müzeleriyle ilgili bir kitapçık almak isterseniz $2 ödüyorsunuz.

1910 yılında açılmış olan müzenin koleksiyonunda 500 milyondan fazla tür varmış. Bu dev koleksiyon bitkiler, hayvanlar, fosiller, mineraller, kaya parçaları, meteoritler ve kültürel miraslarla ilgili parçalardan oluşuyor. 2009 yılında sadece bu müzeyi 7.4 milyon kişi ziyaret etmiş.

Benim bir şey dememe gerek yok. Fotoğraflar müzenin düzeni, detaylara verilen önem ortada. Okullardan akın akın gruplar geliyordu biz oradayken. Hayvanlar sanki bir kaç dakika içinde canlanacakmış gibi duruyorlar. Bizim Koray efendinin ilgisini biraz zürafa çekti. Tavanlardaki lambalar, duvarlardaki borular daha cazip geldi bizimkine. Deliler gibi oradan oraya koşturuyordu. Biz de ‘hadi’ dedik, ‘bu kadar yeter, çıkalım.’

İkinci durak olarak Hava ve Uzay Müzesinde karar kıldık. Bizim eşkıya ile sanat müzesi falan gezilmez. Babamız da çok gönüllü değildi zaten. Uçak ve uzay mekiği ile dolu bir yerde çok eğleneceğinden emindik.

National Air and Space Museum (NASM), Amerikan Hava ve Uzay Müzesi, tarihi uçak ve uzay mekikleriyle dolu en büyük koleksiyona sahipmiş. 1976 yılında kurulan müzede sergilenenlerin çoğu orjinalmiş. Rusya’nın Soğuk Savaş döneminden sonra bazı parçaların sergilenmesine izin vermesiyle oldukça ilgi çekici bir koleksiyona sahip olmuş. Biz ağzımız açık uzay mekiklerine baka kaldık. Wright kardeşlerin 1903 Wright Flyer’ın orjinal olduğunu öğrenince daha bir heyecanlandık.

Koray, müzenin girişinde havada asılı şekilde duran savaş uçağını görünce bayağı bir heyecanlandı. Biz de bir sevindik ki. ‘Tam oğluma göre bir yer’ dedim. Pusetinden inmek istedi. İnmesiyle depar atması bir oldu. ‘Dur oğlum, nereye’ derken yakaladık. O mutsuz, biz kızgın. Bu arada ‘How Things Fly’ adlı bir
salona daldık. Eğitici bir alan. Nesneler Nasıl Uçuyor?u anlatmak için bir sürü deney alanı. Bizim Koç Müzesindeki ‘Nasıl Çalışır?’ gibi. Koray buraya bayıldı. Düğmeler var, basıyor, bir şeyler hareket ediyor, ışıklar yanıp sönüyor…’ iyi bari biraz eğlenecek’ dedik.

Dedik ve 5 dakika sonra koşmaya başladı. Adamın canı sadece koşmak istiyor. Biz peşine düşünce daha da eğlenmeye başladı. Ben artık iyice sinirlenmeye başlamıştım ki birden ‘silkelen ve kendine gel İrem’ dedim. Arkadaş henüz 2 yaşında. Üstelik dün akşam 10 saatlik yorucu bir uçak yolculuğuyla geldiği yeni dünyada. 7 saatlik farka alışmaya çalışıyor. Onu daha fazla üzmeden çıkmaya karar verdik. Yine de müzedeki simülasyonlardan birine girebilseydik çok sevinecektim. Görülmeye değer bir müze. Biz çok etkilendik. Sarp zaten uzun süre uzay mekiklerinin, misillerin olduğu alandan ayrılmak istemedi. Koray ilkokula başladığında tekrar gelmemiz gerektiğine karar verdik.

Air and Space Museum, U S Capitol’e çok yakın. İçine girecek kadar müsade alacağımızı düşünmüyorduk Koray’da o yüzden dışarıdan fotoğraflarını çekelim istedik. Capitol, Beyaz Saray ile karıştırılıyor çoğunlukla.

US Capitol senato ve temsilciler meclisinin toplandığı binalar kompleksi. Amerikalılar Capitol binasını gücün sembolü olarak tanımlarken, Beyaz Saray’ı ise ihtişamın sembolü olarak görüyorlarmış. Linkte detaylı bilgileri, ziyaret saatleri hakkında her şeyi bulabilirsiniz. http://www.visitthecapitol.gov/

Capitol binasının önünden bulvara çıkıp Beyaz Saray’a doğru yürümeye karar verdik. Bu arada Koray süt-bisküvi-meyve üçlemesini dibine kadar tüketmiş ve yeniden uykuya geçmişti. Biz ilk gün Downtown’ı bitirmeye kararlıydık. Geriye Beyaz Saray kalmıştı. Zaman daralmıştı tabi. Havanın kararmasına az kalmıştı. Koray’ı 20.dakikada uyandırdım çünkü gece uykusuna geçme niyetindeydi. Uyandırdığım için çok kızdı ama elindeki bizküvi için yolumuzu kesen sincapları görünce tüm neşesi yerine geldi. Bizde kedi-köpek olur, Amerika’da özellikle de doğu yakasında sincaplar var sokaklarda. Buradakiler daha bir cana yakınlar. Korkmadan yaklaşıyorlar insanlara. Koray ‘cincap’  kelimesini böylece öğrendi.

The White House – Beyaz Saray‘ı ziyaret etmeyi çok istiyordum. Eskiden arabayla çok daha yakınlarında geçebiliyorken güvenlik sebebiyle yakın çevredeki tüm yollar araç trafiğine kapatılmış. Bahçesinin  bir ucunda ziyaretçi girişi var. Beyaz Saray’ın içine de ziyaretçi turları var biliyorsunuz ama Koray’ın Başkan Obama’yı rahatsız etmesinden korktuğumuz(!) için bahçede takılmaya karar verdik. Sırf bunun için bile sonu görünmeyen bir kuyruk vardı. Beyaz Saray adı resmi yazışmalarda ilk kez Theodore Roosevelt tarafından kullanılmış 1902 yılında ama Beyaz Saray adını alması daha eskilere dayanıyormuş.

Açıkçası ben daha büyük, bu fotoğraftaki kadar göz alıcı bir bina olduğunu zannediyordum. Meğer şehrin ortasında diğer binaların gölgesinde kalan bir başkanlık konutuymuş. Zaten hiç bir resmi kaynakta Beyaz Saray’ın çevresindeki yapılar gösterilmiyor. Filmlerde bile böyle. Çok mu önemli sanki? Bana ne oluyorsa?!? Bizimkilerin görgüsüzlüğüne öyle alışmışız ki çok daha farklı bir şey bekliyormuşum demek ki.

Akşam üstü 4 olduğunda biz Beyaz Saray’a yaya olarak yaklaşabileceğimiz yerlerden bir kaç kere fotoğraf çekmiştik ama hava karardığı ve doğru düzgün ne olduğu anlaşılmadığından resmi sitesinden aldığım bir fotoğrafı yerleştirmeyi daha uygun buldum. Zaten bilmediğimiz bir yapı değil.

Akşam yemeğini Pensilvanya Bulvarı üzerindeki The Capitol Grille‘de yemeğe karar verdik. Kimse önermedi. Biz yürürken gözümüze kestirdik sadece. Acaba turistleri içeri alıyorlar mı? diye de endişe etmedik değil ama biz ortamın ağırlığına ayak uyduracak kadar yorgun ve sessizdik. Koray da öyle. Yemekler 5 yıldız alamadı bizden. Et kültürü oldukça gelişmiş olan kocam ‘bizim Bursa’da etler daha güzel’ lafını yapıştırıverdi. Yine de ortam, içkiler, dekorasyon, müzik insanı etkiliyor.

Restorandan çıktığımızda akşam 5 buçuktu. Arabaya kadar yürümemiz gereken 3-5 blok sonunda Koray çoktan akşam uykusuna geçmişti bile. Downtown, National Mall, White House’ı görmedik diyemeyiz. Eh tam da gördük sayılmaz. 2 yaşında biriyle ancak bu kadar oluyor. Olsun :)

2.gün Georgetown’dayız.