Daha önceki seyahat yazılarından farklı olarak bebek&çocuk maceralarından ziyade gezi notlarımdan oluşan bir yazı dizisi olacak. Elbette çocuklu olmanın getirdikleri/götürdükleri de var. İlk durağımız Washington D.C.

Türk Hava Yolları’nın çok kısa süre önce başlattığı İstanbul-Washington D.C direkt seferleri var artık. Yaklaşık 11 saatlik bir uçak yolculuğuyla varıyorsunuz. Benim ilk gidişim. Az çok okuduklarım duyduklarım kadarıyla bilgim var ama gidip görmek başka bir şey. Benim ilk dikkatimi çeken son derece temiz bir şehir olmasıydı. Pırıl pırıl. İnsanlar da öyle. Başkent olması ve politikacıların, bürokratların varlığı hissediliyor her yerde. Kıyafet zorunluluğu -Dress-code- olmadığı söylense de herkes takım giymiş durumda. Belirtmeye gerek duymamışlar anlaşılan.

Ansiklopedik Bilgi: Kent bildiğiniz gibi Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti. D.C. kısaltmasının açılımı “District of Columbia” (Kolumbiya Bölgesi). Beyaz Saray, ABD Kongresi, ABD Yüksek Mahkemesi, dünya ülkelerinin elçilikleri, kabine sekreterlikleri (bakanlıklar) gibi bütün federal kurumlar bu kentte yer alıyor. Kentin belediye başkanı var ama valisi yok. Kendi başına bir eyalet olmadığı gibi ve hiç bir eyalete de bağlı değil. Bölge sakinlerinin 1961 yılına kadar Başkanlık seçimlerinde oy hakkı bulunmuyormuş. Kent son derece dar bir yüzölçümüne sahip ve genelde burada çalışanların evleri Virginia ve Maryland eyaletlerinde. Kentin bir diğer özelliği, benim için de en can alıcı olanı ise müzeleri. Dünyaca ünlü Smithsonian Institution‘a bağlı 10 müze ve bir hayvanat bahçesinden bahsediyorum. Smithsonian’dan başka müzeler de var. Üstelik tüm bu müzeler ücretsiz olarak geziliyor.

Otel ve Ulaşım: Kuzenimin evi Alexandria’da olduğu için oteli orada ayarlamıştık ama DC Downtown’da da çok güzel oteller var. Gidenlere buralara bakmaları önerilir. Toplu taşıma sistemi özellikle de metro son derece başarılıymış ama biz çocuklu bir aile olarak işin kolayına kaçtık, bir de biraz daha rahat gezelim istedik ve araba kiraladık havaalanından. Araba kiralamayacaksanız, havaalanında şehre servisler var.

Bizim üç günümüz vardı. Plana göre ilk gün National Mall‘ı biterecektik. Nasıl şuursuz bir plansa bu. 3 günde bile bitiremezdik biz orayı çünkü Capitol binası ile Dikilitaş arasında kalan müzeler bölgesinden bahsediyorum.

Bir de George Washington Anıtının- Dikilitaş taklidi yapı- diğer tarafında kalan Reflecting Pool ve Abraham Lincoln’ün ünlü heykelinin olduğu Lincoln Memorial var. Biz tüm bunları hem de 2 yaşındaki bir veletle, bir günde gezebileceğimizi düşünecek kadar saflık yapmışız.

Neyse biz arabayı Beyaz Saray’a yakın bir yerlere park ettik. Koray pusetinde uyuklar vaziyette. Yanımıza su-süt-bisküvi-meyve stoğu yaptık. Sabahın 9’unda gezmeye başladık. Müzeler 10’da açılıyor. Bunun üzerine Lincoln Anıtı, Reflecting Pool ve dikilitaş kopyası olan G.Washington Anıtından başlamaya karar verdik gezmeye. Yürü yürü bitmedi resmen. Kısaca yapılardan bahsedeyim.

Lincoln Anıtı, 1915-22 yılları arasında Henry Bacon tarafından Atina’daki Parthenon‘u anımsatacak biçimde tasarlanarak yapılmış. 36 sütun var. ABD‘nin Lincoln dönemindeki eyaletlerinin sayısı 36 olduğundan sütünlar da 36 adet. Lincoln’ın  heykeli 5,80 m yüksekliğinde. Her iki yanındaki duvarlarda onun sözleri var. Benim aklıma hep ‘Maymunlar Gezegeni’ filminin sonundaki sahne geliyor. Anıt, National Mall’a doğru bakıyor. Hemen önünde Reflecting Pool var.

Abraham Lincoln Reflecting Pool, yine Henry Bacon tarafından 1922-23 yılları arasında yapılmış. yaklaşık 620 metre uzunluğunda ve 51 metre genişliğinde bir yansıtma havuzu. Bir çok hollywood filminde ve dizilerinde görmüşsünüzdür. İnce uzun havuz iki yanındaki ağaçları o kadar güzel yansıtıyor ki görülmeye değer.

Washington Anıtı, Başkan George Washington onuruna yapılmış 1888’de halka açılmış. Yapının içi bir çok eyalet, ülke ve önemli kişiler tarafından bağışlanmış taşlarla süslenmiş.Dikilitaşın zirvesine asansör ile çıkılabiliyor ya da dileyen olursa(!) merdivenle de zirve yapabilir. Anıt akşam üstü ziyarete kapanıyor. Bu yapının bizimle ilgisi de var. İçeride bulunan taşlardan birinde Sultan Abdülmecid‘in tuğrasıyla beraber Türk Hat sanatının en büyük isimlerinden biri olan  Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin de bir yazısı yer alıyormuş. Biz içine girmedik veya çok yakınına gitmedik. Malum zamanımız az. ‘Zaten yalancı dikilitaş, kendi memleketimizde var’ dedik.

Bizim bu koştur koştur gezimiz 2 saat sürmüş. 11’di müzelere doğru yöneldiğimizde. Koray 9 buçuğa doğru uyuya kalmıştı ve 11’de hala mışıl mışıl uyuyordu. Artık müzeleri gezmeye başlamamız gerekiyordu. Elimizdeki şehir haritasına göre ilerliyorduk.  Smithsonian Enstitüsü 16 müze ve galerinin yanısıra Ulusal Hayvanat Bahçesini de içermekte. Büyük çoğunluğu National Mall’da.

Smithsonian Institution Building, the Castle

National Air and Space Museum

Natural History Museum

American History Museum

American Indian Museum

African Art Museum

Hirshhorn Museum and Sculpture Garden

Portrait Gallery

Anacostia Community Museum

American Art Museum and its Renwick Gallery

detaylı bilgiler başlık linklerinde veya Smithsonian Enstitüsü için http://www.si.edu/museums/

Smithsonian Müzeleri, Beyaz Saray, Pentagon, Georgetown, Alexandria ve Arlington’dan oluşan gezimizin ikinci bölümü bir sonraki yazıda…