Yolculukla ilgili yazdığım yazıdan sonra yorumlar dışında tüm sosyal ağlardan mesajlar geldi ‘geçmiş olsun’ diye. Sanırım seyahate çıkmakta kararsız kalan annelerin gözünü korkuttum. Korkmayın, tamam biraz korkmakta haklısınız ama ümitsizliğe kapılıp da ‘en iyisi evde oturmak’ diyerek kendinizi ve ailenizi eve hapsetmeyin. Başa gelen çekilir. Hem belki seyahatlerde oldukça rahat edersiniz. Burada tek hata benim yanlış hareket planım.

Gelelim uçaktan indikten sonra arabada sızan Koray’ın maceralarının devamına…

Otele vardığımızda Doğu yakası saatine göre akşam 6 olmuştu. Koraycık aç bilaç kollarımda baygın şekilde, burnu tıkalı olduğundan ağzı açık uyuyordu. Uyandırsam mı diye düşündüm bir an. Bir sesleneyim bakayım, dedim. Yok, mümkün değil. Altını değiştirdim, pijamalarını giydirdim, iki damla da su içirmeyi başardım. Aynen uykuya devam. Ben de bayılmak üzereyim artık. Bıraktım kendimi. Sarp için açlık uykudan önemli olduğu için gelişimizi dört gözle bekleyen kuzeni aradı buluşmak için. İnanır mısınız, odadan çıktığını bile hatırlamıyorum.

Bu arada Koray için yatak taşımadık. Odaya hijyenik sebeplerden dolayı bebek yatağı da istemedik otelden. Büyükçe bir çift kişilik yatağı(king size) olan oda tuttuk ki bir kaç gün beraber aynı yatakta rahatça yatalım.

Gözümü açtığımda Koray tepemde ‘çıkar anne çıkar’ diyordu. Tokam başımda sızmışım. Onun da benim saçımda toka, lastik görmeye tahammülü yok. Uyanmış, yatakta doğrulmuş, saçlarıma takılmış gözü. O kadar güzel bir his ki.. minicik, sıcacık eller saçlarımı okşuyor, alnıma bir öpücük sonra. İçime soksam diyorum. Bir gün önceki uçak yolculuğunu hatırlamıyoruz bile artık. Herkes dinlenmiş, mutlu, rahat. İyi de sabahın 5’inde ne yapabiliriz ki?!? Koray Bey’e ılık ballı süt ve Mickey Mouse Playhouse kanalı ilaç gibi geldi. Tabi bize de. Böylece bir yarım saat hatta 45 dakika daha yatarak son kalan uyku kırıntılarını da almış olduk.

Washington D.C’deyiz. Ben ilk defa geldim. Esas şehre gitmeden önce burada yaşayan kuzeni de görelim istedik ve 3 günlük aktarmayı buradan aldık. D.C izlenimlerim için ayrı bir yazı hazırladım ama kısaca söyleyebilirim bir kaç şey. Başkent işte. Pırıl pırıl, düzgün, insanlar şık. Müzeler göz kamaştırıcı ama 2. günü sonunda Gerorgetown dışında sıkıcı. Esas varış noktamız Los Angeles. Hem de 5 saatlik uçak yolculuğu ve 3 saat farkıyla.

En sonuncu Amerika seyahatindeki kaka problemimizi okuyanlar biliyor. Kaka+Acı+Gözyaşı yazımı buradan okuyabilirsiniz. Korkunç günler ve atlatması aylar süren bir kabızlık travması geçirmişti Koray. Bu sefer hazırlıklıydık. Hem laksatiflerimiz vardı hem de kuru kayısı ve taze armutlarımız. Her gün bir tane armut yedirmeye kararlıydık. O kadar yerinde bir karar vermişiz ki, Koray’ın tuvalet derdi bu gezide olmadı. Uykudan daha önemliydi. Zaten bu seyahate çıkmadan önce uyku konusunda dertsiz bir anne olmaya karar verdim. Ne zaman,  nerede isterse öyle uyutacaktım.

Ben böyle rahatım diye midir nedir oğlum bizi öyle rahat ettirdi ki teşekkür ettim her sefer. Biraz da jetlag etkisiyle gündüz 2-3 saat uyuyordu pusetinde, akşamları da 6-7 arası uyuyakalıyordu yine pusette veya otomobil koltuğunda. Kucağımıza alıp odaya götürüyorduk 8-9 gibi. Sabaha karşı 2 gibi uyanıyordu. Biraz da açlıktan sanırım. İlk birkaç gün verdim. Dün gece 4’e doğru uyandığında ‘henüz çok erken Koray’cığım. Biraz daha uyuyacağız, sonra süt içeçeğiz. İstersen su içebilirsin’ dedim. Bozuldu önce ama biraz su içip iki mızırdanmayla uyumaya devam etti.

Beslenmeye gelirsek. Son 2-3 aydır kavga dövüş geçiyordu sabah kahvaltılarımız. Omlete bayılan çocuk yumurtaya tahammül edemiyordu sofrada. Burada tam tersi. Memleketinin yumurtaları mı iyi geldi, nedir Koray omlet ve türevleri, pancake, ballı sütlü doyurucu bir kahvaltı ile güne başlıyor. Çoğunlukla öğün saatlerimiz çok düzenli olamıyor ama öğlen oldukça güzel yemek yiyor. Akşam yemekleri uyku ağırlığıyla iyi geçmiyor.

2 yaş sendromu tepe yapmış durumda. Daha doğrusu sinirlenmelerinin, küsmelerinin, her şeye itirazının nedeninin 2 yaş sendromunun doğal gelişiminden kaynaklandığını biliyorum. Arabaya biniyoruz, bir sinir. Vay efendim kendi koltuğundan bağlanmadan oturacakmış. Veya direksiyon başına geçecekmiş. Takıldığı bir kaç çorap var. Devamlı onları giymek istiyor. Pismiş, lekeliymiş umrunda mı? ‘Olmaz Koray’cığım.’ Bas yaygarayı gitsin. Zaman zaman vuruyor eğer istediğini yerine getirmezsem. O zaman da hiçbir şey demeden bakıyorum suratına. Hemen yumuşuyor, gözlerimden öpüyor. ‘Öyle bakma anne’ demek istiyor sanırım.

Washington D.C sonrası yolculuk yukarıda da yazdığım gibi Los Angeles’tı. 5 saatlik uçak yolculuğundan ödümüz patladı ama bizimki 3.5 saat uyudu. Daha doğrusu ben zorla kaldırdım. 3 saatlik fark yüzünden akşam uykusuna geçmek üzereydi. Normale döndük sanırım. Yolculuk harika geçti. Eve vardığımızda Koray uyumuştu bile yeniden. Uyandırdım, sütünü verdim. Banyo yaptı ve uykuya daldı güzel güzel. Kalk borusu sabah 5’te öttü. İyiyiz ama. Arada ana-oğul inatlaşsak da 2 yaş sendromu yüzünden zor anlar yaşasak da iyiyiz. Mutluyuz.

Yani neymiş? Çocuğunuza ve kendi içgüdülerinize güvenecekmişiz. Bir sefer kötü bir yolculuk geçirdik diye diğerleri de öyle olmak zorunda değilmiş. 3 gün sonra bir 5 saatlik uçuş ile New York’a gidiyoruz. 1-2 gün sonra da Türkiye’ye döneceğiz. 10 saat. Nasıl geçer? Bilmiyorum. Rahatım ama :)