Geleli bir hafta oldu ben pek bir şey yazmadım. Bilgisayar başına oturacak zaman bulamadım desem en doğrusunu söylemiş olurum. Açıkçası memlektte ne olup bitiyor hakim değilim. Merak de ediyorum ama takip etmiyorum. Kendimi bol bol fotoğraf çekmeye verdim. Şimdi en baştan kısa kısa anlatacağım.

Uçakta geçen 12-13 saat beklediğimden kat be kat iyiydi. Koray artık tuvalet işini hallettiği için hem mutluydum hem de biraz tedirgindim. Yol boyu ne yapacağız, uyur kalır ve de altına kaçırırsa ne yaparız diye endişe etmiştim ama hepsi boş çıktı. Uçak yine öğlen saatindeydi ve Koray tam zamanında uykuya geçti. 2 saate yakın uyuduktan sonra yoğun bir maraton başladı. 2 yaşını geçtiği için kendine ait bir koltuğu olsa da bir bana, bir babasına saldırdı durdu. Elimizdeki tüm oyunları, filmleri, atıştırmalıkları tükettiğimiz anda uyuya kaldı. Kalan 4 saati bu şekilde geçirdik. Açıkçası uyandırmak çok zor oldu çünkü gece uykusuna yatmıştı ve neden kalkmak zorunda olduğunu anlayamadı. Şikayet de etmedi ama adapte olmakta zorlandı. Tuvalet meselesi ise mesele olmadı. Bazen biz fark ettik, bazen de kendisi söyledi çişini. Hala inanamıyorum:)

Aylardır beklediğimiz an gerçekleşti ve Kerem’e yani kardeşime kavuştuk. Koray zaten yol boyu daydayını sayıkladı, havaalanında görür görmez boynuna atladı.

Bir kaç saat sonra gerçekten de yatmamız gerektiğinde bizim küçük(!) ‘Inci gelsin’ demez mi?!? 6-7 gündür okyanusun öbür ucundayız, Koray hala ”ben Çeşme’ye gideceğim” diyor. En sonunda neden bu kadar ısrarcı olduğunu çözdük. Meğer trafik halısı ve kalan bütüüün arabaları orada olduğu için geri gitmek istiyormuş. ”Ben Çeşme’ye gidicem, arabalarla oynicam” dedi de anladık.

Zaman bol. Koray’a göre program yapıyoruz. Jet-lag dolayısıyla gündüzleri de uzun uzun uyuduğu o 2-3 saatte bizimkini koyuyoruz pusetine kendi kafamıza göre geziyoruz. Herkes rahat.

Evde pek oturmadığımız için ev yemeği yapmaya vakit olmadığından dışarıda hazır gıdalara dayanmış durumdayız. Bizi kurtaran ise taze ve çiğ sebze meyvele oluyor. Bir de yanımda taşıdığım kuru kayısılar.

 

Los Angeles değişik bir şehir. Öyle insanı ilk bakışta kendine çeken bir yer değil. Çarpıcı bir mimarisi, kendine aşık eden doğası yok ama biraz zaman geçirince seviyorsunuz. Haraketli bir yaşam var. 24 saat canlı. Gece yarısı açık bir sürü market var mesela.  Okyanus kenarı bir de.  Beyaz kumlu plajları var. Su çok soğuk ama. Sörfçüler dışında pek giren olmaz, daha çok güneşlenmeye ve sörfçüleri seyretmeye gelir herkes buralara. Koray’ı zor tutuyoruz suya girmesin diye. Soğuktan falan anlamıyor :)

Bu tatilde kalan günlerin tadını çıkarmaya kararlıyım. Daha önce yaptığım gibi ‘ay 10 gün kaldı, off 5 gün kaldı’ derdine düşmeyeceğim. Söz kendime. Zaten daha 17 gün var :)

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

Leave a Response