Aylardır merak içinde bekliyorduk bu macerayı. Tekne seyahati ve Koray. Üstelik motoryat da değil yelkenli. Nasıl olur? Olur mu? Ne çeşit önlemler almalı? gibi türlü türlü sorularla hazırlandık. Bu kadar problem etmemin iki sebebi vardı. Birincisi,  deniz tutması sonucu bulantı ve diğer yan etkilerle benim perişan ve rezil olma ihtimalim; ikincisi de düz duvara tırmanma kabiliyetine sahip, ‘fırtına’ lakaplı Koray’ı bir kaç metrekarelik alanda nasıl zapt edeceğimiz kısmı.

Koray ile (ve tabi benimle) ilk sefer olacağı için 3 günlük kısa bir gezi planlandı dedemiz tarafından. Ben kendi önlemimi eczaneden bulantı ilacını alıp da şortumun cebine atarak halletmiş oldum bi’nebze. Koray’ı seyir boyunca oyalayabilmek için de ne gerekiyorsa yanımıza aldık. En sevdiği arabaları, çıkartmaları, Benekli ve Luca (küçük hayvan figürleri), boya kalemleri. Ancak en önemli parça, güvenliğini sağlamak için bir küçük can yeleği. Aslında bizim aldığımız küçük çocuklara yüzmeyi öğretme amaçlı satılan bir yelek. İçindeki ceplerde köpük bloklar var. Çocuk yüzmeyi öğrendikçe bloklar teker teker veya ikişer ikişer çıkartılıyor. En sonunda çocuk su yüzeyinde kalmayı kendiliğinden öğrenmiş oluyor.

Tekneye minimum eşya ile gittik. İyi de yaptık. Spor ayakkabı bile götürmedik. Zaten teknede çıplak ayak dolaşmak kuralı vardı ya da sadece tekne içinde giymek üzere bir şeyler gerekiyordu. Yelkeni de ben açmayacağıma göre bir terlik ve bir düz sandalet aldım. İnternetin olmadığı bir dünyaya gidiyorduk. O yüzden yanımıza okuyacak bol bol dergi ve kitap aldık. Buraya kadar her şey tamam.

Koray tekneye adımını atar atmaz keşfe başladı elbette. Ona kuralları sakince ama kararlı bir ses tonu ile anlattım. Teknenin ön kısmına gitmek istediğinde mutlaka can yeleğini takacaktı ve anne-baba olacaktı yanında. İnanır mısınız, Koray sözümüzden çıkmadı. Daha doğrusu devamlı olarak teknenin içinde ve güvertede dolanmak istedi ve can yeleğini itiraz etmeden her seferinde giydi çıkardı. ‘Balıklara bakmak için sarkmak yok, bana söyle beraber bakalım’ dedim. Aynen öyle yaptı. Bir kaç sefer ‘ben gidiyorum, balıklara bakacağım’ dedi ama tabi ki yetiştim. En etkili uyarımız ise ‘Koray’cığım, buralarda koşarken ayağın kayar da denize düşersen, seni bulamayız ve çok üzülürüz’ dedim. Bir an ağzımdan çıkıverdi. Çok etkilendi. Sanırım anne-babasının onu bir daha bulamayacağı fikrinden çok korktu. İyi mi yaptım bilmiyorum ama ‘boğulma’ sözcüğündense bu ‘kaybolma ve çok üzülme’ hikayesi daha uygun gibi geldi.

Koray’ın rahatını düşünerek küçük bir kumsalı olan Marathi adasına gidecektik. Yolculuğumuz rüzgarın tersten esmesi yüzünden biraz dalgalı ve uzun geçti. Koray sallantı yüzünden uyuyakaldı kucağımda. Onun uyanmasıyla yelkenleri açtık ama sallantının şiddeti azalmadığından kendimi iyi hissetmediğimi fark ederek(!)  ilacımı aldım. Koray’ı da havalı havalı teknede gezinen Sarp’a teslim ederek koltuklardan birine gidiş yönüne doğru uzandım. Ters şekilde arkaya baka baka giden Sarp’ın hali içler acısıymış da haberim yokmuş bu arada.

Ben bir saatten fazla uyuyup da yenilenmiş olarak kalktığımda Sarp ile Koray’ı aynen bu şekilde buldum güvertede:

Sarp ilaç almış olmasına rağmen daha fazla dayanamamış ve kusmuş. Koray da bir türlü kafasını kaldıramaz halde, ‘anne kötü bi’şey oldu karnıma, masaj yap’ demez mi?! Öyle üzüldüm ki haline. Kaptığım gibi içeri rehabilitasyon köşeme götürdüm. Biraz toparlandı, karnı acıktı. Demek ki gidiş yönünde oturmak en doğrusuymuş. Kendini iyi hissedince oyuncaklarıyla oynamaya, kitaplarına bakmaya başladı. Sonra bir anda o da kustu. İkinci demek ki: kafanı öne eğip de bir şeylerle meşgul olmayacaksın, kitap okumayacaksın, telefon veya ipad gibi aletlere elini sürmeyeceksin. Bu sadece Koray için değil deniz tutması derdi olan herkes için geçerli.

5.5 saatlik zorlu yolculuğun sonunda cennetten bir yere geldik. Küçücük bir ada. 3 tane restaurant var sadece. Her birini de bir aile işletiyor. Yazları 4 ay boyunca anne, baba, kardeşler, çoluk çocuk çalışıyorlar. Kışları ise Avrupa’da yaşıyorlar. Biz iki günü de Pantelis Restaurant‘ta geçirdik. Yemeklerin lezzetini kelimelerle anlatmam imkansız. Adanın her yerinden gelen çıngırak seslerinin sahipleri keçilerin sütünden günlük olarak yapılan peynir ve yoğurtlarla kendimizden geçtik. Balıklar da iyiydi ama ben memleketimin balığının tadını başka yerde bulamam hiç.

Koray gün boyu kumsalda oynadı, biz de palmiye ağaçlarının altındaki masalardan birine yayıldık ve onu seyrettik. Tekneye dönme vakti geldiğinde kıyametler kopuyordu. Sudan çıkarmak ne mümkün. Uzun uğraşlar ve ikna çabaları sonunda kovasını küreğini toparlayıp dönüyorduk. Bıraksam 10 saat suda kalırdı. O durumdaydık.

İşte size bir kaç karede teknedeki iki günümüz:

Sonuç olarak, biz çok eğlendik. Çok zevk aldık. En önemlisi Koray çok mutluydu. Deniz ve kum ona yetti de arttı bile. Akşamları yıldızlara bakarak uyuyacağım numarası ile 9 hatta 10’lara kadar bizi kandırdı. Daha fenası o kadar geç yatıp da sabah 6.30’da kalkması sonra da güverteye çıkıp Marathi koyuna doğru ‘ben uyandııımm’ diye bağırmasıydı.

Teknede çok uzun süre kalmak zor oldu ona. Denize atlamak istiyordu hep. Yine de bizi hiç üzmedi oğlum.

 

Kısa kısa notlar….

Dönüş yolu 3 saat sürdü. Nasıl geçti anlamadık.

Deniz tutmasına karşı yanınıza ilaç almayı unutmayın.

Küçük çocuklarıyla tekne gezisi yapmak isteyenlere önerim 4-5 saati aşmayan kısa yolculuklar yapmaları. Biz aldığımız kötü bir haber nedeniyle bir gün erken dönmeseydik, 2 saatlik uzaklıktaki başka bir adaya gidecektik.

Çocuklar kuralları uygulamakta zorluk çekmiyorlar çünkü alışkın olmadıkları bir yer tekne. Denizi ne kadar çok severlerse sevsinler büyüklüğü korkutuyor ve ciddiyeti anlıyorlar. Kalabalıkta çocuğun kiminle olduğu her an kontrol edilmeli. Herkes, birileri nasıl olsa ilgilenir zannedebilir.

Uyku konusunu asla dert etmeyin. Her zaman yapılmayacak bir gezi olduğundan bırakın gece yarısı uyusun. Biz öyle yaptık. Zorlamadık. Sabahın köründe kalkacağını bildiğim halde, gözünden uyku aktığı halde götürüp kamaraya koymadım. Onun için son derece farklı bir tecrübeydi ve her anından zevk almasını istedim.

Yakın bir zamanda yelkenleri tekrar açmayı düşünüyoruz :)

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

24 Comments

  1. ağustos ortasına doğru doğcak kızımla ekimde antalyaya gitmeyi planlıyoruz,deli olduğumuzu düşünürler mi :)

    1. Sana öyle diyebilirler ama yol boyu hep ‘küçük bebekle çok daha kolay bir gezi olur’ diye düşündüm. Hele yenidoğan ile çocuk oyuncağı :)

      Git ve kimseyi dinleme.

  2. Bence çocuklu aile için teknede tatil ideal…orada kurallara uyma konusunda hiç problem yaşanmıyor nedense..

  3. Kesinlikle. Zaten bence tespit konusunda üstün bir yeteneğin var :))

  4. Çocuklu ailelerin teknelerinde teknenin cevresine file gerilmis oluyor, uzun seyirlerde iç rahatlatıcı olabilir.

  5. Bizde bu yıl Agustos’ta ilk tekne tatilimizi yaşayacagız, boyle bir yazıyı okudugum iyi oldu…Sahsen cok endiseleniyordum, eline sağlık!!!Koray’ı benim icin op lutfen…

  6. Bizde bu yıl Agustos’ta ilk tekne tatilimizi yaşayacagız, boyle bir yazıyı okudugum iyi oldu…Sahsen cok endiseleniyordum, eline sağlık!!!Koray’ı benim icin op lutfen…

  7. İrem, biz de bir aksilik olmaz ise Ekim gibi tekneye çıkmayı planlıyoruz. En son Mira karnımdayken çıkmıştık. Şimdi iyi bir zamanlama olur diye düşündük. Bu seneyi kaçırırsak gelecek sene Ada yeni yürümeye başlayacağı için otomatik olarak bir sene daha atlamak durumunda kalacağız.

    1. Ada yürümeye başlasa da idare edebilirsin gibime geliyor. Tekne, farklı bir yermiş meğer :)

  8. tamamen katılıyorum,hele yasları buyudukce,birazda zekiseler, insanı parmaklarına takıp,oynatıyorlar:)

  9. irem merhaba,

    Basınız sagolsun oncelikle.

    Mide ile ilgili olarak: benim arabada, vapurda bile midesi tutan kuzenim var. Mavi yolculuga cikacakken tam da emin olmadan bir bileklik takti, mide bulantisini onluyor diye tavsiye etmislerdi. Ondan takmisti. İnanilmyacak derecede etkili oldu. Ama turkiyede yok sanirim. Ne oldugunu sorabilirim eger hic denemediysen. Belki iyi gelir sana da.

    Meltem

    1. Kayınpederim almış benim için yurt dışından ama o bana verene kadar ilaç almıştım gerek kalmadı:)
      Bir dahakine takacağım sanırım. Belki de alışmış olurum bakarsın.

  10. muhtemelen o bilekliktir. Yurtdisindan bulmustu. Ama binmeden takmisti sanirim. Artık uzun araba yolculugunda bile takiyor..
    bilgine:)

  11. Merhaba İrem,
    Seni slingohikayeler zamanından biliyorum. Ben de sıkı bir sling kullanıcısı olduğum için başka kimler kullanıyor diye aklımın köşesinde hep bilirim kullanıcıları. Ancak kötü bir blog okuyucusuyum ne yazıkki. Arkadaşlığım bulunanlar dışındakileri okuyamıyorum çok fazla :( Geçenlerde LeiLeo Zeynep söylemişti de buluştuğunuzu, bir bakayım dedim sitene ;) Bu arada sitenin çok güzel bir hale geldiğini de söylemeden edemeyeceğim! Eline sağlık!!
    Ben sana Marathi Adası’nı soracağım: Bizim kayınpederin de tekne merakı var da. Ancak hem büyük kız sıkıldığı, küçük de bizim daha çok küçük ve pek hareketli olduğundan pek rağbet gösteremiyoruz onun bu merakına :( Marathi’de de karaya çıkılabilinmesi bana çekici geldi. Siz de mi Çeşme’den gittiniz diye soracaktım? Biz de Ağustos’ta Çeşme’de olacağımızdan belki bir atakta bulunabiliriz de :)
    Sevgiler ;)

    1. Zeynep,
      Teşekkür ederim öncelikle güzel sözlerin için.

      Marathi’ye Bodrum’dan çıktı. Tekne Bodrum’daydı çünkü. Açıkçası çocuklu ilk tekne tecrübemimizdi ve beklediğimin tam tersi harika geçti. Çocuk ne kadar küçük olursa olsun teknede kurallara uyum sağlıyor. Denizin büyüklüğü korkutuyor sanırım. Marathi’de uzun bir iskele var. Oraya da yanaşabilirsiniz veya bizim yaptığımız gibi botla da çıkabilirsiniz oraya. Çocuklar gün boyu deniz kenarında oyalanır siz de onları seyrederken güzel yemeklerin keyfini çıkarabilirsiniz.

      Sevgiler.

      1. Hay Allah, ben de ümitlenmiştim Çeşme’den gidilebilen bir yer diye. Neyse, konuşuruz bi kayınpederle :)
        Bilgiler için çok teşekkürler!!!

  12. Deniz’de zaten çocuklar için sonsuz derecede keşfedecek şeyler olduğundan sıkılmaları biraz zor. Yazılarınızda en çok yanınıza ipad almanıza güldüm. Eminim hiç dokunmamıştır. Denizlerin bir lafı varmış “kendine güvenen benimdir” diye. Hiçbir şekilde taviz vermeden, tekne ve deniz kuralları çocuğa anlatılırsa yıllar boyunca verilen kurallardan dışarı çıkmıyorlar. 6 yaşındaki oğlumun teknemizde misafir ettiğimiz sınıf arkadaşına benim ona anlattığım kuralları tek tek anlatması, can yeleği kullanımını göstermesi beni çok şaşırtmıştı. Dışarıdan onları seyretmiştim. Ben yelkenli kullandığımdan, rüzgar ile yol alma, yelken çeşitleri ve kullanımlarını da oğluma anlattım. Ben dışarıdayken bazen annesine yapmaları gerekenleri o anlatıyor. Deniz ile çocuklar arasında bence güçlü bir bağ var. Oğlum daha 2 yaşındayken açıkdenizde yüzmeyi öğrendi. Bu sayede kıyıda zorluk ta çekmiyor. Biraz daha geliştikten sonra 12-14 yaşında gibi scuba dalışı da göstermek istiyorum. Kısacası, bir tutkudur tekne….Hel sevdikleriniz ile….

Leave a Response