11 saat oldu bize 111 saat.

Korktuğum başıma geldi. Millete “aman canım ne var, en kolayı uçak yolculuğu” diye ahkam kesiyordum ya… Meğer 2 yaşında öyle olmuyormuş. Yanlış plan yapmışım. Koray’ın gündüzleri tek kısa uyku uyuduğunu unutarak saçmaladım resmen.
Yolculuk sabahtı. Bir gün önce Koray, akşam üstü arabada uyuya kaldı. Nasıl olsa düzen falan kalmayacak diye ben de uyandırmadım. 6’ya doğru uyanınca elbette akşam 7.30’da tekrar uyuması imkansızdı. Sonra aklıma geldi: bu akşam geç yatırayım, sabah da erken kaldırayım. Yolda uyusun. İnince gündüz olacak. Akşam 7-8’e kadar dayansın.
Ama akıllı(!) anne oğlunun tek uyku uyuduğunu unuttu.

Koray uçağa uykulu bindi. 1-2 saat sonra ZORLA uykuya geçti. Yüz üstü yatmaya alışık çocuk ne kucakta ne de koltukta rahat edemedi. Tam o anda pratik anne-baba zekası çalışmaya başladı. Kabin içine aldığımız küçük valizi Koray’ın koltuğuna yerleştirdik. Palto, yastıklar ve battaniyelerle de rahat bir yatak haline getirdik. Koray o kadar rahat bir uykuya geçti ki “3-4 saat uyur artık” dedik. Bu arada benim gece uyumamış bir anne olarak süründüğümü söylememe gerek yok. Uyusun da ben de biraz uyuyayım. Tam gözlerimi kapadım “annii”.
Nasıl yaa??? Kaç saat geçmişti ki? Ben o kadar çabuk uyumuş olabilir miydim? Tabi ki Hayır!
Bizimki beni sinir eden kısa öğle uykusunu uyumuş ve kalkmıştı. 45 dakika. Moralimi bozmamaya çalışıyordum ama gözlerimi açık tutmakta da zorlanıyordum. Bir de yetmezmiş gibi migren atağı geldi mi bana!?! En son Koray’a hamileydim bu kadar şiddetli geçirdiğimde. Birisi beni bayıltsa duacısı olurdum çünkü Koray’ın sesini duyduğumda uykuya geçemiyorum ben. Nerede olursak olalım o ayaktaysa ben uyuyamıyorum. Beni aradığından, bir problem çıkardığından değil. “Annelikten” diyeceksiniz şimdi. En mantıklı açıklama o zaten.

Neyse Koray ile yeni bir maraton başladı. Uçak içi eğlence sistemindeki çocuk filmlerini bitirdik. Kendi dvd player’ımız da vardı. Biraz da onları seyretti. Akşam uyku saatine yaklaştığımızda doğru dürüst yemek yememiş, saatlerdir uykusuz bir de üstüne kakasını yapmayan bir çocuk vardı kucağımda. Delirmeme az kalmıştı. Bazen dişlerimi gösterecek gibi oluyordum.

Yanımızdaki oyuncaklar, hamur, hayvanlar, arabalar, boya kalemleri, kitaplar sonuna kadar kullanıldı. Saate baktık. Hala 6 saat vardı inmeye. 5 saat geçmişti sadece. Bir babaya bir bana derken hepimiz uykusuzluktan sürünmeye başlamıştık. Koray’ın gözler kan çanağı, başını tutamıyor ama uyumamak için nasıl bir çaba. Sinirler gerilmeye başladığında ağlama numarasıyla beni geri püskürtüyordu. Bas-bariton sesi bütün uçağı inletebiliyordu çünkü.
Bir süre sonra kafası da çalışmamaya başladığından her söylediğime böğürerek bir damla gözyaşı ile karşılık vermeye başladı. Benim yolculuklarda “melek” olan oğlum yoktu artık. Sırayla bir ben, bir de Sarp “bir daha seyahat falan yok çocukla” diyorduk sanki o istemiş gibi bunu. Ağlamayan bir çocuk bu hale gelince ne yapacağımızı bilemez olduk. Bir de zeki anne, ben uçakta uyuruz diye tüm aileyi yolculuk öncesi uykusuz bırakınca çok süper bir başlangıç yapmış olduk.

Koray’ın uçakta kendini rahatsız hissetmesi yüzünden kaka yapamaması, bu iç baskı nedeniyle yemek yememesi de ayrı bir tat(!) katıyordu. Açlıktan iyice huysuzlazmıştı. Ama uyumamak içn her türlü hareketi de yapıyordu. Bir ara koltukların tepesindeydi. Uçak boştu allahtan da bu sirk gösterisinin izleyicisi çok yoktu ve Koray’ın alanı oldukça genişti.

Sona doğru ben de ağlamaklıydım. Uykudan ölüyordum. Koray ile yeterince ya da gerektiği gibi ilgilenemememin sebebi de zaten benim enerjimin olmamasıydı. Dinç olsaydım tüm bunlar olmayacaktı biliyordum. “Alçalmaya başlıyoruz” anonsu hiç bu kadar mutlu etmemişti beni. Tam o anda artık bizimki dayanamayıp ağlamaya başladı. Kucağımda uyumaya çalışıyordu, yüz üstü dönmek istiyordu. Olmuyordu. Nasıl bir mutsuzluk üçümüzde de. En sonunda inmemize 10 dakika kala uyuya kaldı kavga dövüş ve gözyaşı ile. Uçaktan perişan halde çıktık. Valizlerimizi almaya giderken uyandı kucağımda. Sessiz. Şaşkın şaşkın etrafını seyrediyor. Pusete koyduk. Mutlu sayılır. Arabaya bindik ve gözlerini kapadı.

Hepimiz derin bir huzur içindeydik.

Tüm bu anlattıklarım gözünüzü korkutmasın. Hata tamamen benim. Koray’ın tek uyku döneminde olduğunu unuttum. Yolda uyusun diye bir gece önce uykusuz bıraktım. En önemlisi benim uykusuzluğumdu.
Ertesi sabah 6’da kalktık hep beraber. Mutlu mutlu geziyoruz :)