Sonunda gün geldi çattı. Kerem’i son derece organize bir şekilde, neredeyse 24 saatin tamamını kullanarak yerleştirdik. Havaalanında bile telefonla son uyarılarımı yapıyordum.
Koskoca erkek adam tek başına yerleşemez miydi? Yerleşirdi elbette. Ama gerek var mı tüm yükü üstlenmeye. Hem şehri bilenler olarak yerleşmesine yardım etmek, onun dünyanın diğer ucunda yepyeni, yalnız bir yaşama daha kolay başlamasını sağlamaz mı? Gerek var mı strese?

Bu sabah hepimiz hüzünlüydük. Kerem ile mümkün olduğunca göz göze gelmemeye
çalışıyorduk. Kimse birbirine bir şey söylemiyordu. “Dokunsalar ağlama” kıvamındayım. Bir adet gözyaşı hazırda bekliyor. “Saçmalama” diyorum kendi kendime. “İyi bir şey bu.” Yine de midemdeki ağrıyı geçiremiyorum. Valizler ortada bu arada son kez kontrol ediyoruz. Kerem ne yapsa ne etse dolanıyor evde. Sonra aklıma eve alınması gereken bir iki eksik olduğu geliyor. Hep birlikte markete gidelim oradan ayrılalım dedim bir an. Sanki böylesi daha kolay olacaktı.
Çıktık. Eve dönüp bir daha baktım. Her şey tamam gibi.
Market alışverişini yapıp Kerem’in aklına gelmeyeceğini tahmin ettiğim hayat kurtarıcı ıvır zıvırları alıp teslim ettim kendisine. “Hadi bakalım” dedim. Öpüştük, sarıldık uzun uzun. Koray daydayının gitmesine çok bozuldu bu arada bir yaygara kopardı. Arabaya bindim, Kerem’i arkasından baktım. Heyecanlı, çok heyecanlı hem de. Biraz da buruk ama geçer yakında. Emniyet kemerimi taktım. Sarp gaza bastı. Köşeyi döndük ve o minicik göz yaşı aktı.

“Üzülme” dedi Sarp. Ben ağzımı açamadan devam etti: “üzülme, iyi olacak. Evet bir kardeşim yok, seni anlayamıyorum belki tam olarak ama onun için en iyisini istiyorum ben de” dedi. Elimi tuttu. Biraz daha iyi hissediyordum. Şifalıydı dokunuşu sanki. Hep öyledir zaten. Başım ağrır, elini koyar alnıma iyi olurum hemen.

Bu satırları yazabilmek yine de zamanımı aldı. Başlık attım, ağlamaklı oldum. Biraz daha bekledim. Uçaktayız şimdi. New York’a inmek üzereyiz. Kerem ne yapıyor acaba? diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

*Bu arada ailenin en küçük erkeği Koray bey, yaptığı şebekliklerle tüm yorgunluğumuzu unutturuyordu. Sanki işimizin olduğunun farkındaymış gibi hiç zorlamadı bizi. Ne uyku ne yemek sorun olmadı. Biz de anne-baba olarak biraz rahat davranma kararı aldık tabi. Bugün tatilin son günüydü. Yarın Türkiye’ye dönüyoruz. Diğer tüm detayları bu hafta sırayla yazacağım.