Haftanın Markası – Çocukluğumun Hatırası: RADIO FLYER

Biz küçükken, daha doğrusu ben çook küçükken Ankaradaki evimizdeki karşı komşularımız Amerikalı bir aileydi. İki tane de kızları vardı benden 4-5 yaş büyük. Görevli(!) Amerikalı baba, karısı ve iki kızı ile oldukça güzel günler geçirmişiz. Ben sadece kızların oyuncaklarını hatırlıyorum. Bugün bile Türkiye’de hala o oyuncaklar yok. Devasa Barbie evi, bebekler, Legolar, bisikletler ve sallanan at. Daha sonra Türkiye’de ayrıldılar ve geri götürmedikleri tek bir şey vardı. Bana bıraktıkları: Sallanan At.

Bildiğimiz, bildiğiniz, her zaman gördüğümüz sallanan oyuncak bir attan bahsetmiyorum. 6-7 yaşlarında hatta daha büyük bir çocuğu  bile binip zevkle alacağı türden büyük, yaylı, gerçeğine oldukça yakın detayları olan plastik bir attan benim dediğim. Demir dikdörtgen bir çerçeveye oldukça büyük, kalın yaylarla bacaklarından takılmış insan boyunda gibi duran bir at. İleri geri ve olduğu yerde zıplıyordu. Benim bütün çocukluğum, kardeşimin ve arkadaşlarının çocuklukları o atın tepesinde geçti. Ankara’dan sonra taşındığımız ve kardeşim doğduğu evde odamız küçüktü ama atımıza yer vardı. Neredeyse yatak kadar yer kaplıyordu. Onun uğruna ranzayı bile bozmaya kıyamamıştık kardeşimle. Sonra biz başka bir eve daha taşındık. Daha büyük ama biz de büyüktük. Atımız bizimle o eve gelmedi. Aklımıza bile gelmemişti sormak. Hem de uzun yıllar.

Sonra benim büyük kuzenim hamile kaldı. Oğlan 1-2 yaşına geldi anneme atı sordu. Tam ona göreydi çünkü. Annem sus pus. Kaş göz işareti yaptı. Ne oluyor, geçekten anne, nerede atımız? Havalara bakıyor. Belli, annem alakasız, hiç olmayacak birine vermiş atı. Bir araba parası versek bulamayız öyle bir at ama benim sevgili annem, çocuklar büyüdü, at da çok yer kaplıyor diye sen atı hiç içi sızlamadan ver. Tabi gizli. Ben iki gün surat astım, kuzenim de durup durup ‘Bravo İ. bravo’ diyip durdu. Her şeye yer vardı da, ona mı bulamamıştık. Sonra babama söylendim. Nasıl durdurmadın dedim? Ben diyebilirim ki, annen ne derse o olur demez mi??? Vayy sen ne biçim babasın da, şöyle de böyle ona da bir fırça. Olan olmuş. Geçti gitti. Bu sefer de benim bir oğlum var. Sallanan yaylı at lazım bize. Kuzenim yine başladı geçenlerde. ”Atı sen bilmem kime vermiştin değil mi? İnsan torunu olacağını nasıl düşünmez, verir?!?’ diye konuşmaya başladı. Amacı ortalığı karıştırmak:) Tuttum çenemi. Yapacak bir şey yok. Belki, dedim. Bulurum. Google denen bir şey var. Uygun kelimelerle sorarsam bulurum, diye daldım bilgisayara.

Ve buldum. Meğer Radio Flyer imiş o atın markası. Logosunu tanıdım zaten önce ama aynı attan yok. Modellerini oldukça değiştirmişler. 90 yıllık bir marka. Her geçen gün geliştirmişler ürünleri tabi ki. Atlar daha bir aktif, ses de çıkarıyor. Sadece at mı? Bisikletler, vagonlar, akülü, pedallı arabalar… yine de bir sadelik, naiflik var çizgilerinde. En iyisi siz bir tıkla benin anılarımın markasına göz atın. www.radioflyer.com

Bu arada Imaginarium’da Radio Flyer’ın bir iki tane, basit bisiklet modeli mevcut.

Hayır, atın üzerindeki kız ben değilim :)

0

2 Yorum

Leave a Reply