En küçüğünden en büyüğüne bu çağın çocukları ekrana doğdular; ekranlarla, uygulamalarla, sosyal medya ile büyüyorlar. Ve doğal olarak ellerinden akıllı telefonlar, tabletler düşmüyor. Televizyon resmen masum kaldı. Televizyonda çizgi film seyretseler daha çok memnun olacağız.
Biz evde elimizden geldiğince elbette teknolojiyi çok da göz ardı etmeden bir takım kurallarla ilerlemeye devam ediyoruz. Koray henüz 6 yaşında olduğu için bunları kolay kolay esnetemiyor veya biz kuralları tam anlamıyla uygulayabiliyoruz diyeyim ama çevremde gördüğüm kadarıyla 15-16 yaşından itibaren çocukların, gençlerin ellerinden akıllı telefonlar düşmüyor. Yapışık yaşıyorlar ve bu durum yetişkinleri müthiş rahatsız ediyor. Ancak tam da bu noktada kendimi de içine alarak bir soru sormak zorundayım:

Bağımlı olan sadece çocuklar, gençler mi?

Bebeğiniz yerdeki oyun halısında yuvarlanırken instagram’da kim ne paylaşmış, kim neyi beğenmiş kontrol etmediniz mi? Veya oğlunuzu/kızınızı parkta salıncakta sallarken bir elinizde telefon whatsapp mesajlarınızı okumadınız mı? Hele twitter. Toplumsal olaylar yaşadığımız günlerde resmen herkes, herkes telefon elinde twitter’da yaşıyordu. Ben dahil. Çünkü haklı bir sebebimiz vardı -her ne kadar bilgi kirliliği zaman zaman olsa da – tek gerçek haber kaynağı sosyal medyaydı. İyi de çocukla vakit geçirmek adına ona ayırdığımız bir-iki saatte elimizde telefonun işi ne? Sebep ne olabilir? Acil bir durum mu var? Yoksa, cevap veriyorum hepimiz bağımlıyız.

Sosyal medyada vakit geçirmiyorsak bile en iyi ihtimalle çektiğimiz fotoğraflara bakıp filtreler arasında zaman öldürüyoruz. Ondan sonra da ¨oğlumun, kızımın en güzel anlarını yakalıyorum, ölümsüzleştiriyorum¨ diyoruz. Çok saçma öyle değil mi? O anları gerçekten yaşamak varken birçoğumuz ekranın arkasından bakıyoruz olan bitene. İşin kötüsü bunun normal bir durum olmadığını anlamak için kafayı kaldırıp telefonu bir kenara koyup sosyal medyadan da en az birkaç gün uzaklaşmak gerekiyor. Sonra zaten sizin gibi olan diğer ebeveynleri görüp yaptığınız şeyi fark ediyorsunuz. Bazı psikologların telefona bağımlı şekilde sürdürülen ebeveynliği ¨sosyal hastalık¨ olarak nitelendirmeleri çok doğal sanırım.

iphoneaddiction

Benim bu yazıyı yazmamdaki en büyük etken sosyal medya detoksu yapmaya başladığım günlerde karşıma çıkan bir  tumblr paylaşımıydı. Elinden telefon düşmeyen anne babaları fotoğraflayan Amerikalı Michael Cohen, çektiklerini parentsonphones.tumblr.com diye bir site açıp paylaşmaya karar vermiş. Fotoğraflara bakınca moralim bozuldu. Kendimi gördüm çünkü. Çok etkilendim. Çocuklarıma, kocama, arkadaşlarıma haksızlık yaptığımı düşündüm. Gözlerinin içine bakarak konuşmak yerine telefonda bir şeyler kontrol ettiğim zamanlar geldi aklıma. Az veya çok. Sonucu değiştirmiyor. Elimde telefon var mıydı vardı.

Sosyal medya detoksu iyi geliyor 

Sosyal medya detoksu aslında hayatımda yapmayı istediğim değişikliklere paralel ortaya çıktı. Beslenme düzenimle başlayan radikal kararlar ev içine yansıdı en sonunda da telefona dolayısıyla sosyal medya kullanma alışkanlığımı etkiledi. Önceleri günlerce ne twitter’la ne de facebook’la ilgilenmedim bile. Ama anladım ki sorun sadece sosyal medya değildi. Telefon bir şekilde elimdeydi çünkü ister istemez o anasayfaya bakıp gelen giden var mı, bildirim var mı diye kontrol ediyordum. Sonra bunu dürtüsel yaptığımı fark ettim. İşte o an elimden attım telefonu. Ben bu olmak istemiyordum. Neredeyse 2 aydır daha kontrollüyüm. Twitter’ı haber alma ve eğlence,  facebook’u arkadaşlarım ve ailemle iletişimde kalma platformu olarak kullanıyorum. Instagram ise en sevdiğim paylaşım-iletişim yeri. Oyun zamanında sadece çocuklarlayım artık. Geçen gün telefonu hiç şarja takmadığımı, akşam üstü birisini aramak için elime aldığımda kapanmış olduğunu görünce hatırladım. Bu güzel bir değişim benim için. Kısaca can sıkıntımı geçirmek için, kafamı dağıtmak için telefona sarılmıyorum artık.

Yazıyı buraya kadar burun kıvırarak okuyanlar için biraz da istatistiki bilgi vereyim:

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre çocukların %69’u ebeveynlerinin mobil cihazlara bağımlı olduğunu düşünüyorlarmış. Aynı soru ebeveynlere sorulduğunda ise %60’ı çocuklarının telefon bağımlısı olduğunu düşündüklerini dile getirmişler. Sonuç olarak ebeveynlerin de çocukların da geceleri uzun saatler telefon/tablet/bilgisayar başında vakit geçirdikleri zamanlarda yorgun, bitkin ve uyaranlara fazlaca maruz kaldıkları için asabi oldukları ortaya çıkmış. 
İngiltere’den pek de farklı olduğumuzu düşünmüyorum.

Karşıma çıkan bir diğer araştırma ise Boston Medical Center tarafından yapılmış.
Telefonlarından vazgeçemeyen yetişkinlerin çocuklarına karşı sabırsız oldukları, çocukları yüzünden telefonu bırakmak zorunda kalınca da onları sık sık azarladıkları ortaya konulmuş. Ebeveyn-çocuk ilişkisinin geleceğinden endişe etmenin tam sırası. Restoranlarda gözlemlenen çocuklu ailelerde, ebeveynlerden sadece üçte biri telefonlarını kenara bırakıp yemeklerini yiyebilirken %73’ü en az bir kere telefonlarını kontrol ediyorlarmış. Araştırmacılar anne babalarının ilgisini çekmek için olmadık yaramazlık yapan çocuklara verilen tepkilerin bir o kadar sert olduğunu da çalışmalarına eklemişler.

Bence en çarpıcı sonuçları veren çalışmaya İspanya İçişleri Bakanlıği imzasını atmış.
Geçen yıl ülkede meydana gelen 85 bin 519 trafik kazasının 34 bininin çoğunluğunun direksiyonda sosyal medyada haberleşme nedeniyle olmak üzere aşırı dikkatsizlik sonucu gerçekleştiği belirtilmiş. Kazaların yüzde 52’sinin ölümle sonuçlandığı ve hayatını kaybedenlerin yaş ortalamasının 34 altı olduğuna dikkat çekilmiş. Ölümcül bir kazanın meydana gelmesi için 5 saniyelik dikkatsizlik yetiyor. 

Bir de infografik vereyim:
Hightlight.com‘un yıllık “State of the Kid anket sonuçlarının infografiği ise çocukların ebeveynlerinin telefon bağımlılığının farkında olduklarını çok güzel anlatıyor. Yaşları 6-12 arasında olan 1521 çocukla yapılan anket sonucuna göre bu çocukların %62’si anne babalarıyla konuşmaya çalışırken onların başka bir yere odaklandıklarını, dikkatlerini kendilerine vermediklerini söylemişler. Sizce dikkati dağıtan şey nedir? Cep telefonları. 

o-HIGHLIGHTS-570

Durum bu kadar vahim ama çözümsüz değil.

Sosyal medyayı takip etmek, bu platformlarda paylaşımlarda bulunmak, insanlarla iletişim kurmak kötü bir şey değil. Bence uzak durmanın, görmezden gelmenin, inkar etmenin anlamı da yok. İnternetin hayatımızı kolaylaştırdığı; ulaşmak, haber almak, dikkat çekmek gibi kişisel ihtiyaçları karşıladığı da yadsınamaz bir gerçek üstelik. Bağımlılık nerede başlıyor diye soracak olursanız sanırım dürtüsel bir şekilde telefonu, sosyal medya platformlarını, mesajları kontrol etmeye başladığımız an diyebilirim kendime adıma. Birisi bizimle konuşmaya çalışırken gözlerinin içine bakmak yerine telefonla meşgul olup yarım yamalak cevap vermek alışkanlık haline gelmişse bir dur demek gerekiyor sadece. Yoksa tamamen kesip atmak da çözüm değil. İnsanın sosyalleşmeye, iletişim halinde olmaya her zaman ihtiyacı olacaktır çünkü.

Sanal alemden çıkıp hayatı gerçekten yaşamaya başladım ben. Ya siz?

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

7 Comments

  1. çok güzel bir paylaşım… gerçekten de durumumuz vahim.. hiç öyle burun kıvırcak durumda değiliz. ben bir süre önce bu detoksu uygulamaya çalışıyordum kendimce su sıralar nerdeyse bırakmış olsam da dikkat etmeyi tekrar detoksa dönmek şart. bu yazı da o anlamda ilham verdi. teşekkür ediyorum.
    bu arada işin en ilginç ve saçma tarafı da dakka başı kontrol ettiğimiz telefonda beklediğimiz haber ne ola ki… en fazla şu fotoğrafını beğendi bu bilmem neyi paylaştı..

    1. aynen öyle. Ne haber gelecek ki devamlı kontrol etme ihtiyacı hissediyoruz. İşte bağımlılık.

  2. Daha dün telefonumda İnstagram uygulamasını en arka sayfaya taşımamın üzerine bu yazının gelmesi gerçekten tokat gibi geldi.
    Telefonun kilidini açar açmaz , ne yapacak olursam olayım ilk önce parmağımın sol üst köşedeki İnstagram uygulamasına -istemsiz- olarak dokunduğunu fark ettim ve kendimden korktum.
    Bloga yazmayı neredeyse bırakmış , Twitter’a bile iki çift laf etmeye uğramaz ama İnstagram’a tık tık yapıp o kalp şeklini ekranda görmeye bağımlı olmuştum.
    İlk adım telefonumdaki tüm uygulamaların yerlerini belli bir düzen olmadan karıştırdım. Bu da olmazsa belli bir süre belirleyip uygulamaları tamamen kaldıracağım.
    Demem o ki yalnız değilsiniz ve maalesef bu araştırmaların korkunç sonuçları fazlasıyla gerçek.

  3. Yazı için teşekkürler. Sanki bir kısmında beni anlatmışsınız. Çok fena, iki kızım var ve zaman zaman hakikaten onlarla ilgilenirken sürekli telefona baktığımı fark ettim. Bir süre önce iphone’um takılmaya başladığı için bir sürü uygulamayı sildim Facebook dahil. Telefonum şu an eskisi gibi çalışıyor ve sürekli Facebook’a bakmadan da yaşandığını fark ettim :-)

  4. Maalesef okurken bile vicdanen rahatsız oldum. Evet ben de uzun süredir bunun farkındaydım ama belki de kendime itiraf edemiyordum. Kesinlikle bir sınır koymak gerekli. Teşekkürler paylaştığınız için. Bu yazıyı yazdıktan sonra telefonu elimden bırakacağım ve kızım uyuyana kadar da elime almayacağım. Ve bundan sonra da daha özenli olacağım.
    Sevgiler…

  5. hepimizin ortak sorunu sadece aramalari cevaplamak ve aramak icin kullansak eskisi gibi akilli olmasa telefonlar daha cok kitap okusak daha guzel yemekler daha guzel kahveler daha mutlu cocuklar acayip icim huzursuz oldu fotograflari gorunce de tam emegine kalemine saglik iremcim..

  6. Son günlerde benim de kendimi sınırlamaya çalıştığım bir konu telefon bağımlılığı . Bu sebeple çok etkilendim yazınızdan, araştırmalar soğuk duş gibi geldi.
    İzninizle bağlantı vererek Cocuklacocuk ta paylaştım yazınızı.

Leave a Response