Günlerdir bilgisayarı açıp açıp kapatıyordum. Başlığı yazarken bile ağladığım için toparlanmak için biraz daha zamanım olduğunu ve hazır olunca yeniden bilgisayar başına geçmeye karar vermiştim. Hazırım Luca’yı anlatmaya çünkü kabullendim. Öyle ki eski videolarına bakıp gülüyorum sonra da gidip duvardaki fotoğrafına bir öpücük konduruyorum. Sızısı geçmiyor elbette ama artık Luca ile geçen 12 sene için şükrediyorum ve bize verdiği kocaman sevgisi için teşekkür ediyorum.

Bir köpek için bu kadar ağlanır mı? Ağlanır elbet. Evimizin bir parçasıydı o. Arkadaşımdı, tüylü kızımdı. Onun köpek olması sevgimin daha az veya daha aşağı bir yerde olmasına sebep değil ki. Luca da evlat, Minnoş da. Kayıp her şekilde kötü. Sevdiğinin arkasından nasıl ağlanırsa öyle ağladım, öyle yas tuttum. Bahçedeki mezarına Luca ile beraber kalbimden bir parçayı da koydum. Koptu gitti öylece. Bir sabah Sarp’a ¨Ne zaman geçecek bunun acısı? Kalbim ağrıyor¨ demiştim. Sarp ağlamaktan cevap bile verememişti bana.

Ve yine böyle çok ağladığım o günlerin birinde Özgür Bolat instagramda şöyle bir paylaşım yapmıştı tesadüf:

kayip

Herhalde arka arkaya on kere okudum. Anlamaya çalıştım.

Haklıydı gerçekten de. Onun artık acı çekmediğini biliyorum. Kulağına ¨Seni çok çok çok seviyorum Lucam.¨ diye fısıldayıp öperken son nefesini huzur içinde verdiğini biliyorum. Sırf bunlar için bile mutluyum. Hatta eve yeni bir bebek alacak kadar iyiyim. Seneler önce köpeğini kaybetmiş olan bir arkadaşım ¨Yeni hayatlar, yeni mutluluklar için yol açmak gerekiyor. Bırak gitsin Luca, huzur içinde uyusun, bir gün mutlaka buluşacaksınız.¨ demişti. Yas dönemini atlattık. Minnoş, kedimiz, bir hafta mezarının başında yattı Luca’nın. İşte o zaman anladım gerçek sevginin ne olduğunu ve sadece insanlara özgü olmadığını. Çocuklar için de kolay olmadı. Özellikle Koray için. Bizimle birlikte ağladı. Sonra bol bol resim yapmaya başladı. Tabletindeki eski fotograflardan albümler, klipler yaptı. Luca içindi hepsi. Köpeğim vardı, artık yok, çok mutsuzum, dedi en sonunda. ¨Luca gibi olmaz ama bir köpek alalım anne lütfen!¨ dedi sonra da. Kendimi iyi hissettiğim gün alacağım söz! dedim.

Peki ya Alin? Ona da ¨Luca gökkuşağının altında annesi ve kardeşleriyle buluşmaya gitti.¨ dedim. Çünkü henüz 4 yaşında, ölümü anlamasını beklemek saçmalık olurdu. Boşuna üzmek ve endişelenmesine sebep olmak istemediğim için şimdilik bu kadarını biliyor. İşte bu yüzden de hepimizden daha mutlu. Luca’nın yokluğunu her an hissediyor ama o çok eğleniyordur şimdi anne diyor.

Biz şimdi minik bir tüylü bebek için evimizi ve kalbimizi açtık yeniden. Adı Sütlaç. Acısını geçirmeyecek belki ama biz yine bir köpekle yaşamanın mutluluğu içinde olacağız. Hem Luca da bizim köpeksiz yaşamamızı istemezdi.

Seni çok seviyoruz Lucam. Asla asla unutulmayacaksın.

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

4 Comments

  1. Luca ne şanslı bir kızmış ki sizin gibi sevgi dolu bir ailede yaşamış, tabi ki unutmazsınız, ama ‘sütlaç’ta adı gibi çokkkk tatlı

  2. Hayatımıza giren her canlının bir görevi var bence.. görevlerini tamamladıklarında da aramızdan ayrılıyorlar. Birçok dost dediğimiz insanın bile bize hissettiremediği sadakatı ve karşılıksız sevgiyi o kadar yoğun bir şekilde veriyorlar ki.. Huzur içinde uyu şeker Luca‍♀️ sevgiler..

  3. Goz yaslari ile okudun yazinizi.Luca huzur icinde uyuyordur. Yeni aile ferdinizle musmutlu yillar dilerim. Sutlac’in mutlulugu tatli kosuslarindan, suratindan belli. Sevgiler. ☺

Leave a Response