Geçen hafta doktordan çıktığımdan beri bir heyecandır gidiyordu. 1 cm açılma vardı ya ha bugün ha yarın gelecek, hatta Sarp yetişemeyecek diye dolanıyordum. Ne olur ne olmaz diye yürümeyi de kesmiştim baba gelmedi diye. Valla olan biten bir şey yok. Sarp’ımıza kavuştuk, bütün kıyafetler yıkandı, bebek alışverişi tamamlandı, hastane çantası hazırlandı, doğum başladığında herkesin ne yapacağı belirlendi, lojistik destek sağlandı, Koray ile ilgili kararı da verdik. Bekliyoruz. Artık tişörtleri kesinlikle göbeğimi kapatmıyor. Ben eşofmanlar içinde rahat hissettiğim için en son eşofman modasını bana sorabilirsiniz. Evde kocam, annem, kardeşim ve hatta oğlum koca göbeğimle dalga geçmeye başladılar. Koray durup durup ¨çıksın artık¨ deyip duruyor ki ben de aynı fikirdeyim. Ne durumda olduğumu merak edip düzenli olarak mesaj atan, mail atan arkadaşlarım, kuzenlerim sabah neşem oluyor.

Bugün doktor kontrolüne koşa koşa gittim resmen. Acaba açılma var mı, bir hareket olabilir mi diye. Yok, yerinde sayıyor bizim kız. Doktorum “sanırım haftaya da görüşeceğiz” dedi ve beni aldı bir sıkıntı. Ultrason ekranında beklenen doğum tarihi 28 Mayıs gözüküyor ama kim bilir ne zaman gelecek.

Ben böyle ‘sıkıldım, doğsun artık’ diyorum ya bir sürü öneri geldi çevremden. Şunu ye, bunu yap diye uzunca bir liste verdiler. Ben doğumun tetiklenebileceğine inanmadığım halde ‘umut fakirin ekmeği’ felsefesiyle hepsini araştırdım durdum. Şehir efsaneleri var resmen. Girmediğim forum kalmadı, takıldım bir de neler var neler var.

– Kuşburnu çayı içmek

– Hurma yemek

– Tropikal meyveler tüketmek özellikle ananas ve kivi

– Maydanoz yemek

– Acılı yiyecekler tüketmek

– Yürüyüş

– Seks yapmak

– Meme ucunu uyarmak

– Salıncakta sallanmak

– Bol tümsekli yolda otomobille gitmek

Bunları yazarken bile gülme tutuyor beni. Doktorlara soracak olursanız doğumu neyin nasıl başlattığı henüz bilinmiyor ve doğal olarak herhangi bir şekilde doğumu başlatmak da mümkün değil ilaçlar haricinde. İşin kötüsü anne üzerinde oluşan baskı. Hele ki beklenen doğum tarihini geçmiş bir kadına ¨Hala doğurmadın mı?¨ sorusu eziyetten başka bir şey değil. Zaten son günler şişkinlik hissi had safhada oluyor, yorgunluk da üstüne bir de merak ediyorsunuz bebeğinizi, gelsin istiyorsunuz bir an önce. Beklemekten başka yapacak bir şey yok. Beklerken de iyice asabi oluyorsunuz bu sefer etrafınızdakiler ¨doğursa artık¨ diyor. En sonunda da deli(!) muamelesi görüyorsunuz.

Doktorun ölçümlerine göre karnım 38.5 cm. Bu da 38.5-39 haftalık hamile olduğumu gösteriyormuş. İnatla ultrasonda ölçmüyor, sadece kalp atışlarına ve su miktarına bakıyor. Su miktarı normal düzeyde azalmış. Zaten eskiye oranla daha az hareketli gün içinde. Sıkışmış kalmış gibi geriniyor, benim de canım yanıyor haliyle. Artık saat başı değil yarım saatte bir tuvalete gider oldum. Hep içimde bir umut suyum mu geliyor diye gidiyorum ama nafile. Sonra kendime kızıyorum bu acele niye. Sağlıkla gelsin yeter.

Bu bitki çayları, oraya buraya baskı doğumu başlatmıyor büyük ihtimalle ama hamile kadının rahatlamış ve sakin olması gerekir diye düşünüyorum. Tüm bu yazılanlara inat fiziksel ve duygusal stresten uzak durmalı, neşe içinde gevşek bir halde doğumu beklemeli sanırım. Doğum sonrası en çok ihtiyaç hissedeceğimiz bu çünkü. Bir de uyku tabi, nasıl unuturum :)