Amerika’da plasenta piknikleri düzenleniyormuş ve hatta özel tarifleri bile hazırlanmış. Yanlış yazmıyorum plasentadan bahsediyorum. Hani ‘bebeğin anne karnındaki eşi’ de denir, doğumdan sonra kontrol edilir. Ben, ilk bu plasenta yemek kavramını tamamen magazinsel bir şekilde öğrenmiştim. Katie Holmes ve Tom Cruise çiftinin basına yansıyan dedikodu haberlerinde okumuştum. ‘İş iyice çığırından çıkmış’ diye düşünmüştüm hatta. Meğer bu eylemin ciddi savunucuları varmış.

 

İddialara göre plasenta yemek vajinal veya sezeryan doğumlardan sonra çok daha kolay toparlanmayı sağlıyormuş, enerji veriyormuş, süt üretimini hızlandırıyormuş ve doğum sonrası depresyonuna girmeyi engelliyormuş. Bir de diyorlar ki ‘yeryüzündeki tüm memeliler doğum sırasında plasentalarını yiyor, biz insanlar neden yemeyelim?’ Hayvanlar yiyor da bu tamamen annenin vahşi doğada, yeni doğan yavrusunun kokusunu diğer hayvanların almaması ve de plasentanın oldukça besleyici olması nedeniyle yaptığı içgüdüsel bir hareket. Bu şekilde kodlanmışlar. Eminim ki hiç bir kadının yavrusuyla ilgili böyle bir endişesi yoktur. Öyleyse neden yerler? Kaldı ki insan plasentasının doğum sonrası fiziksel veya ruhsal iyileşmeye katkısı olduğuna dair hiçbir kanıt yokmuş. Tabi bu arada plasenta demir ve vitaminler açısından da oldukça zenginmiş. Üstüne üstlük Çin’de kurutulmuş plasentadan ilaç da yapılıyormuş. Benim anladığım, aslında bilmediğimiz çok sayıda kadın plasentalarını yiyor.

Yine de bana kasaptan aldığım bir kilo bonfile gibi plasentayı güzelce doğrayıp pilavın yanında servis edip de yemek ‘korkunç’ bir fikir geliyor.

Ancak tek bir şart ile beellki yiyebilirim: Çocuğumun kesintisiz uyku uyuyacağını, sabahları yediden önce kalkmayacağını garanti etsin birisi valla billa yerim ;)