Ben kendimi bildim bileli anne olacaktım. Kariyer de yaparım, bebek de diyenlerdenim. İç güdülerine her zaman kulak veren biri olarak hamileliğin, doğumun ve anneliğin ”doğal” olması gerektiğini düşünüyorum. Bunda ailemin de çok büyük etkisi var tabi ki. Annem her iki çocuğunu da normal doğumla dünyaya getirmiş, doktor olan babam da her adımında yanında olmuş hatta doğumda yardımcı olmuş. Hem benim, hem de kardeşimin komik doğum hikayelerini dinleyerek büyüdüğüm için doğumun kendisi de doğaldı. Bıçak altına yatıp, bebeğimin öylece çekip alınması bana oldukça ürkütücü geliyordu.
Hamile kalmaya karar verdiğimde doktorum ”Folic Acid verdi ve sakince bekle, kafanı takma, rahat ol” dedi. Kısa sürede hamilelik haberi gelmişti zaten. Ben de bebek gelişimi, hamilelik kitapları okuyacağıma ”doğal doğum” ile ilgili kitaplar okuyordum. 22.haftadaki kontrolde Koray’ın kilosunun düşük gittiğini öğrendiğimde sorduğum ilk şey ”normal doğum yapmama engel mi?” oldu. Doktorum ” şimdilik sıkıntılı hiç bir şey yok, sen canını sıkma, doğuma hazırlan” dedi ve oldukça rahatlattı.

Hamileliğimde New York’taydım ve son günlerim her zaman olduğundan daha hareketli geçiyordu. Ne kadar çok yürürsem ve hareketli olursam doğumun o kadar kolay gerçekleşeceğini okudum her yerde. Yine o günlerin birinde New York sokaklarında blok blok yürüyüşe geçmiştim. İlk defa o gün ”yoruldum ben” dedim. Sevgili kocam da benim 9 aylık hamile bir kadın olduğumu unutup ”aa saçmalama daha çok yolumuz var” demişti. Hamileliğim boyunca ne aşarme, ne bir sıkıntı, ne kapris hiç bir şey yapmamıştım. Gerek yoktu ki, doğal olandı bu. Bebek getirecektim dünyaya ve ne kadar pozitif ve rahat olursam onun da o kadar sağlıklı ve mutlu bir bebek olacağına inanıyordum. Biz Koray’ı ayın 20’sinden sonra bekliyorduk ama ”yoruldum” dediğim günün gecesi 9 Kasım’da, daha doğrusu sabaha karşı 6’da bir karın ağrısı ile uyandım.

Bağırsaklarımla ilgili bir şey mi vardı acaba? Tuvalete gittim. Yok bir şey, geçti zaten. Yatağa geri döndüm, biraz sonra tekrar bir ağrı. Regl ağrısı sanki bu.. Sarp da hareketimden uyandı, acaba mı dedik? Bizim konuşmalarımızdan annem de uyandı, tam o sırada bir ağrı daha… Annem ”tamam, geliyor bizim minik adam” dedi. Doktorumuzu aradık, pazar sabahı koşusuna çıkmış hastaneye çok yakınmış şansımıza. Suyun geliyor mu? diye sorduğunda suyum da gelmeye başlamıştı. ”Acele etmeyin, hastaneye gidin, geliyorum” dedi. Ben yürüyerek mi gitsek diye mırıldanarak sakin sakin çantamı kontrol ederken, annem hayretler içinde bana bakıyordu. Kendimi o kadar iyi hissediyordum. Sarp da kendini sokağa atmış taksi arıyordu. Hintli taksi şöförü sabahın körü hamile bir kadının hastaneye gitmek için arabasına binmesinden anlamış ne olacağını ki, korku dolu gözlerle bana baktı yol boyu.

Hastanede sakince kadın-doğum katına aldılar. Kocaman bir hastane odası. Etraftan yeni doğan bebek sesleri geliyordu. İlk kontrole göre 2 cm açılma vardı. O gerçekten geliyordu. Bebeğin kalp atışlarını dinlemek ve kasılmalarımı gözlemlemek üzere mönitöre bağladılar. Kasılmalarım sıklaşmıştı ve ağrı dozu yükselmeye başlamıştı. Benim ağrı eşiğim çok düşük(müş), bu sırada bunu kanıtlamış da oldum. Epidural takalım mı diye sorduklarında ”hayır, dayanabilirim” dedim. Bana yine de çok güvenemediler ve ihtiyaç hissettiğimde epidurali takabileceklerini söylediler. Bu arada doktorum geldi. New York’ta yaşayan Türk bir doktor. Tesadüf amcamın ve babamın da Tıp Fakültesinden arkadaşıymış. Kendisi koyu Galatasaraylı. O gün de Fener- Galatasaray maçı var. Formasını giymiş, maça hazır. ”İrem daha zaman var. Lütfen maç bitene kadar doğurma” dedi. ”Zaten yeneceğiz sizi” gibi şuursuz sözler sarfediyordu. Ben Fenerliyim tabi. ”Golü kim atarsa onun adını koyun, kim yenerse o takımdan olsun bebek” diyordu. Annem ve Sarp da doktoru destekliyorlardı. Ben o ağrıların içinde yine de kendimden emin ”biz alırız bu maçı” diyordum.

Kasılmaların şiddeti artmaya başlamıştı artık. Bir an korktum ya başaramazsam diye. Sonra içimdeki miniği düşündüm. Ailemize katılmak için yola çıkmıştı bile. Sabırsız velet. Onunla bu anı paylaşacaktık. Su istedim, bana meyveli buz çubuklarından verdiler. İstediğim kadar alabilirmişim. Rahatlamıştım birazcık. Bu arada öğlen olmuştu bile. 6 cm açılma vardı. İçeriye hemşireler giriyor çıkıyor, ”harikasın” diyorlar, başımı okşuyorlardı. Sarp da onların arkasından gelip elimi tutmaya kalkınca ”tutma elimi” diye söyleniyordum. Elimi bırakıp gitmeye kalkınca da ”ne biçim kocasın, karın doğum yapıyor sen ilgi göstermiyorsun” deyip gayet dengesiz sözler sarfediyordum. Annem ise hışmımdan korktuğundan put gibi karşımda duruyordu. Ağzını mühürlemiş ama gözlerinden okunuyordu heyecanı. Ağrılarım ciddi şekilde arttığında nefes alamadım bir an ve Sarp ”epidural takılsın, sen iyi değilsin” dedi.

Ben de takılsın diye düşünüyordum ama bu kadar dayandım, bunu da başarabilirim, diyordum. En sonunda epidural takıldı. Damarlarıma alkol verildi sanki bende bir gevşeme, uyku hali ve mutluluk hissi… Annemle Sarp ”allah bu epidurali bulandan razı olsun” diye fısıldaşıyorlardı. Güya ben duymadım. Kasılmalarımı hissediyordum ama canımı yakan bir ağrı yoktu. Hemşireler ‘her şey harika’ diyorlardı çünkü epidural takılınca kasılmaları düzensizleşen veya duran gebelikler de oluyormuş. Korkulacak bir şey değil tabi o zaman da suni sancı veriliyormuş. Doğumda bana yardımcı olacak hemşire Erin ”uyu biraz” dedi. Gözlerimi kapattım. Bir süre sonra daha kötü bir ağrıyla sıçradım. Bir bacağım uyuşuk, diğer bacakta ve kasıklarımda ve karnımda tarif edilemez bir ağrı. Bu arada 7 cm açılma var. Dayanabilirsem epidurali düzelttirmeye gerek yok diye dusunuyordum ama bu tuhaf bir ağrı.

Belden aşağımı biri kesse götürse sesim çıkmazdı o an. Bir ‘oh’ çekerdim. Bebek de iyice indiğinden sancılarımın şiddeti artmış ve ben daha da kötüsü tüm ağrıyı tek bir noktada hissediyordum. Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi, kontrole gelen hemşirelerden biri gözlerime baktı ve “sen hiç iyi görünmüyorsun” dedi. Anestezi uzmanı tekrar geldi. Epidural çıkartılıp tekrar takılacaktı. Epidural’i bulunduğu yerden çıkarınca ağrı bir anda tüm bedenime dağıldı. O kadar rahatlamıştım ki, bacağım kurtuldu diye düşünüyordum. Çok nadir de olsa bazen bu tip durumlar olurmuş. Kötü bir şey yok sonuçta. Epidurali yenileyecekler sadece.

Yeniden bir gevşeme.  9 cm açılmış. Doktor nerede diye söylenmeye başlamıştı ki Sarp, içeri girdi bizimki. Surat bir karış. Fener almış maçı belli, hemen anladım. ”Öyleyse Alex mi koysak adını” dedim. Kimseden ses yok. ”Hadi İrem doğum yapacaksın artık” diye beni susturmaya kalktılar. Tam bu sırada, tavanda kendi halinde bir hastane aydınlatması gibi duran lambanın durduğu kapak açıldı, kocaman bir lamba. Yattığım yatağın şekli değişti derken, oda bir anda tam bir doğumhane haline geldi. Bir tarafımda Erin, diğer tarafımda Sarp, karşımda Annem. Erin bana nasıl ıkınmam gerektiğini anlattı. Sarp da doğuma yardımcı olacaktı. Epidural yüzünden ne kadar ıkındığımı bilmiyordum ama ”çok iyi gidiyorsun” diyorlardı. ”Hadi bir daha” diyordu Erin. Başı görünüyormuş Koriş’in. Annem ”bunun ya saçı yok ya da sarışın bir oğlan” dedi. Saçı yoktur, o kadar da sarışın çıkar mı bizden? diye düşünüyordum.

Üç ıkınmadan sonra doktorum işi ele aldı. ”İrem bir kerede halledelim şu işi. Hadi güzelce nefes al ve güçlü şekilde ıkın” dedi. Ben de ciğerlerime havayı iyice çekip ”Bebeğim çık artık” dedim ve iyice ıkınarak ittirmeye başladım. Tamer bey, kafasını yakalamıştı bile. ”Biraz daha ittir İrem, bitti” dedi. Son bir güçle ıkındığımda avaz avaz bir minik adamı kucağıma attı. İnanamıyordum. Koray kucağımdaydı. İçimden, canımın içinden çıktığı gibi. Minicik bir bebek.

Gerçekten de sarışın, ama saçı da bir tutam. Benim, bizim. Teni tenime değdiğinde sakinleşmeye başlamıştı bile. Göbek kordonunu kesme görevi Sarp’a verildi. Artık bir aile olmuştuk.

İyi ki normal doğurmuşum, iyi ki kocacım doğuma girmiş, iyi ki annem yanımdaymış.

Hamilelik Günlüğü’ne de bir göz atın…

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

Leave a Response