Çocuk sahibi olmayı istemek, hamileliğe hazırlık, hamile kalmak… hepsi birbirinden zor. Bizim hikayemiz de böyle başlamıştı:

Çocuk yapmalıyım.

Çocuk.

Hani önce bebek olanlarından.

Rüyalarıma giriyor, fallarımda çıkıyor. Deli falcının teki, çok affedersiniz, hangi pozisyonda hamile kalacağımı bile söyledi. Bu kadar yani. Tüm oklar beni gösteriyor.

Hazır mıyım?

Yaş geçiyor. Hani 30 olmadan çocuğum olacaktı benim? Evrene beş sene önce mesajı göndermiştim.

Tamam mı? Zaman geldi mi?

Şanslı olanlar, ilk aydan ‘çift çizgiyi’ görür. Genelde bir kaç ayı bulur. Hiç bir sorun olmadığı tıbben garantilenmiş olanlar bile bekleyebilirler. Nedensiz,belirsiz. Git gide tahammül sınırına yaklaşan günler başlar. Sadece kendinize veya eşinize karşı değil, sokakta gördüğünüz hamilelere sinir olursunuz. Yeni doğanlara özlemle bakarsınız. Sonra eve gidip hüngür hüngür, salya sümük ağlarsınız. Gizlice. Ammaan kimse duymasın, kimse anlamasın bebek için ölüp bittiğinizi. ‘Can evimden vurdular’ adlı besteyi yapmanıza sebep olacak ‘eee bebek düşünmüyor musunuz?’ sorusuna son derece coool(!) bir cevap uydurursunuz. Aynı yoldan geçmiş tecrübeli anne şakk diye alır mesajı. Kafasını önce hafiften yana eğer, sesini yumuşatır ¨Olur, olur. Sen takılma, düşünme kendi haline bırak¨ der.

Buna cevap çoktan hazır:

¨Ay yok canıım, takılmıyorım. İşten güçten aklıma bile gelmiyor. Bir araya gelsek yapacağız çocuğu da yoğunluktan doğru zamanı tutturamıyoruz.¨

Tecrübeli anne kafasını sallar. Sen de eve ışınlanıp yastığa kafanı gömmek istersin yeniden. Aptal mıdır nedir, düşünmemek ne demek? Mümkün mü?

Şu ingilizce ‘fertile window’ denen en verimli olduğumuz 2-3 gün var ya hani döllenme için Everest noktası kabul edilir… Ne pencereymiş kardeşim. Açamadık gitti. Değil günler, saatleri  bile sayar olursun. Tabii bu arada bunu düşünmeyeceksin. Aklını başka konulara vereceksin ki hamile kalabilesin. Yoksa stres denen canavar gelir kapına dayanır, bekle de gör pencere açılıyor mu? Kadın=hormon. Stres hormonu, östrojeni döver. İçimiz dışımız hormon biz kadınların. Biliyoruz. Yaklaşık 13-14 yaşımdan itibaren bu gerçekle yaşıyorum.

Bu arada sen kendini işe vermeye, takvimdeki günleri unutmaya çalışırsın. Ama hayat acımasız, her şey sana karşı. Durup durup ne kadar hamile kedi varsa seni bulur, ayaklarına dolanır. Al sana doğurgan canlı.  ‘E canım kediler hep hamile zaten’ diye geçiştirirsin. Bu sefer yakın bir arkadaşının üçüncü evet sayı ile 3.bebeğine hamile olduğu haberini alırsın. Yuh! İki tane neyine yetmiyor?! Bak işte, o sonuncuyu yapmasa, belki de ben hamile kalacaktım. Benim hakkımı elimden aldı. Böhhhh!! Tamam, kendine gel. Saçmalıyorsun. Henüz ilk denemeniz. Zaten hemen ilk aydan küüüt! diye hamile kalan kaç kişi  var ki?

Bu dengesiz ataklardan kurtulmaya çalışırken bir telefon çalar. Karşıdaki ses ‘kızzıım bomba bir dedikodu var’. Aman iyi, biraz kafam dağılır diye geçirirsin içinden. HATA. Meğer kuzeni doğum kontrol hapı almayı unuttuğu için hamile kalmış. Telefonu açarken içtiğin bir yudum su boğazında kalır. Hapı alma ve hamile kal. Bu mudur? Oysa ne diyordu kaynaklar? Doğum kontrol haplarını hamile kalmayı planladığınızda bırakın ki hormonların yeniden eski düzeylerine gelebilmesi için zamana ihtiyacı var. Eeee, bu ne şimdi?

Akşam eve gittiğinde, gözü yaşlı halde kocanı beklersin. Koca kişisi gelir. Haline üzülür. Sarılır, moral vermeye çalışır.

– Hadi sinemaya gidelim, değişiklik olur.

– Tamam ama allah aşkına içinde hamile, bebek, hormonlar falan olmayan bir filme gidelim.

– Shrek 3 var istersen hem biraz güleriz.

– Olur valla.

Kocanın elini sıkı sıkı tutup sinemada koltuğa yerleşirsin. Shrek işte bildik konu. Komik, gülüyorsun. Uzun zamandır aklına hamilelik falan gelmiyor.

 

Sonra Prenses Fiona’nın sesi duyulur:

– Shrek, sana bir haberim var. Hamileyiiim. Küçük küçük shreklerimiz olacak!!!