Doğumla başlayan doğal hayat… doğal annelik… doğal aile…

Doğum, bir canlıyı dünya getirmek, ona hayat vermek…  Ben böyle biliyorum. Bir kadının bu hayatta yaşayabileceği en olanüstü duygu olduğunu biliyorum ve bunu kaçırmayı nasıl düşündüklerini de anlayamıyorum. Bebeğin bir yabancı el tarafından çekip alınması, ameliyattan sonra çekeceğim ağrılar… düşüncesi bile tüylerimi diken diken ediyor. Doğal yöntemle bebeğimi doğurduktan sonra benim tek sıkıntım onu nasıl emzirebileceğim olacak oysa ki…

Yapılan araştırmalara göre normal doğum korkusu kızlarda orta okul yaşlarında başlıyormuş. Annlerinden, aile büyüklerinden duydukları doğum hikayeleri korku ve acı dolu anılar olarak bilinç altına kazınıyor ve zamanı geldiğinde ”sezeryan olmak istiyorum” kelimeleri ağızlarından dökülüveriyormuş. Ben mi şanslıydım da kötü hikaye duymadım? Yoo ben de bir sürü doğum hikayesi ile büyüdüm. Bazıları keyifli, bazıları yorucu, bazıları da korkutucu. Ya da ben gerçekten şanslıydım doğal(!) bir aileye sahip olduğum için. Babamın Rambovari en doğalından bir cerrah olmasından mı, yoksa en rahatından baba olmasından mıdır bilmem biz rahat bırakıldık büyürken. Rahat derken başı boş değil de kendi kurallarımızın olmasına izin verildi demek istiyorum. Israrın olmadığı bir evdi bizimki. İlacımız aspirindi, çıplak ayak dolaşırdık, kat kat giyinmezdik, çok yedirilmezdik. Çikolata yasak değildi. Parkta düştüğümüzde ”her yerin kirlendi” deyip üstümüze saldıran ebeveynlerimiz yoktu bizim.  Kardeşim alnını yarar eve gelirdi, babam yemek masasını üstünde dikiş atardı. Sofrada günün ameliyatı konuşulur, ailecek cerrah asistanları edasında dinler, sorular sorardık. Tüm bunların yanında babam bize vücudumuzu tanımayı öğretti.

Doğum konusunu sorduğumda ”o kadınlara tanrı tarafından verilmiş bir armağan” derdi. Üstelik Tanrı bu özelliği erkeklere vermeye kalksa soyun devamını bırakın 1-2 sene kalmaz nüfus azalmaya başlarmış. Niye biliyor musunuz? Çünkü doğum sancısına erkekler dayanamaz, ölürlermiş. Hadi ölmediler diyelim biri doğum hikayesini anlatsa üremekten vazgeçilir, diye söyler babam hep. Zaten biraz düşününce kadınların binlerce yıldır, her toplumda, her aşırı dinci yaklaşımda neden ezildiğini anlamak çok da zor değil. Doğal üstünlüğümüzün farkındalar. Tanrı kendisinde olan özelliği biz kadınlara hediye etmiş: ‘hayat vermek’. Kadınlardan korkan zihniyet, onları ezerek, aşağılayarak ya da ‘evimin kadını’ vecizesiyle toplumdan soyutlayarak bu üstünlüğü ortadan kaldırabileceğini zannediyor.

Şimdi ben tüm bu bilgilerin ışığında doğumu sıradan bir ameliyat gibi görüp bıçak altına yatmayı, bebeğimin kendini en güvende hissettiği sıcacık dünyasından kendi isteğinin dışında çekilip alınmasına nasıl razı olabilirim ki… Üstelik hissedilen sancı ve acı tuhaf bir haz veriyor insana. Bir canlı dünyaya getirmenin, canının içinden can çıkmasının hazzı. Doğumun doğal olanı insanın iç güdülerine güvenmesini sağlıyor. Anne olunca da iç güdüleri insana doğal olanı işaret ediyor. Yeni dönemde doğal annelik, çocuğunu şımartmak olarak algılansa da kitaplarda yazanlara harfi harfine uymak yerine, onları okuyup kendi ebeveynlik macerasında akıllıca yer vermek, bebeği kucakta büyütmek, bazı geceler yatağı paylaşmak, döke saça yemesine izin vermek, çamurla oynamasına izin vermek, hayvanlarla büyümesini ve çevreye saygı duymasını sağlamak çocuğumu şımartabilir mi? Onu çok sevince disiplinsiz mi olur? Yoksa anne-babasına, ailesine duyduğu güvenle onların sözlerine, uyarılarona daha mı çok kulak verir?

Doğal doğum, doğal annelik, doğal aile yazılarını yazmak diğerlerinden daha farklı hissettiyor bana…

3

5 Yorum

  • güzin says:

    Aynı duyguları paylaşıyorum seninle. Ben de normal doğum yaptım, tekrar olsa yine öyle yaparım. Bize verilmiş bir lütuf bu, bebek hayata mücadele ile başlıyor hem annenin yardımı hem de kendi gücü sayesinde çıkıyor annesinden. Bundan daha güzel bir duygu olabilir mi bir anne için, eşim de benimle doğuma girmişti ve nasıl müthiş bir olay olduğu anlata anlata bitiremiyor. Bana sanki yeni nesil eski nesillere oranla daha bir rahat geliyor, yani kendilerini hiçbir şekilde yormak ya da zahmete girmek istemiyorlar, kesilip alınsın işte birşey duymayayım ben diyorlar. Oysa annelerimiz anneannelerimiz öyle miydi, her türlü zorluğa göğüs gererek büyüdüler, çocuklarını da öyle yetiştirdiler. Ben de gördüğüm annelere hep normal doğumu tavsiye ediyorum,bu güzel duyguyu yaşamamak eksiklik gibi geliyor bana. Hayatı zaten normal döngüsünde yaşasak herşey hep daha güzel olacak …
    sevgiler,

  • irem says:

    Ben de eşimin eşliğinde doğum yaptım. Koray’ı kucağıma aldığımda tam bir aile olmuştuk artık. Zaten kesilip alınsın, evde de bakıcı var o baksın. Mama da anne sütü gibi emmese de olur diyenlerle dolmaya başladı çevrem. Bana göre çocuklarımız da farklı oluyor. An azından daha mutlu olduklarına eminim.

  • güzin says:

    Geçen akşam eşime bu güzel siteyi gösterdim, seninle birebir aynı biri olmalı şu bayan dedi. Hatta annelerimizin İzmir’de yaşaması bizim onlardan uzak olmamızdan tutun da kafa yapılarımız ve çocuklarımıza bakış açımız hep benziyor. Belki bir gün tanışırız belli mi olur , insanın kendine benzeyen birilerinin olmasını bilmesi güzel duygu. Her gün heyecanla yeni yazılarını bekliyorum.

  • irem says:

    Sevgili Guzin, ben de yazıları yazmaya başlayana kadar açıkçası Koray’ı yanlış mı büyütüyorum. Gece yanıma alıp yattığımı söyleme çekiniyordum gelecek olan tepkilerden. Baktım ki, benim gibi iç güdüleriyle bebeğini büyüten bir sürü anne var. Tanışmayı ben de çok isterim.

  • giz says:

    Kardesimin twitterini kurcalarken gordum yazilarinizi,ayni dusunceleri paylastigim birini gorunce hemen okumaya basladim blogunuzu ve cok sevdim..yalniz sadece dogumla olmuyorki dogal annelik.ne hazirlamistim kendimi normal doguma,fazla kilo almadim,spor yaptim son ana kadar hersey iyiydi ama asiri kanama ile sezeryana alindim..ama hemen sutum geldi.oglen dogum yaptim aksam ayakta rahattim.bende oglumu kitaplara gore degil icgudulerim ile buyutuyorum..yanimda yatiriyor surekli oynuyor,sevilmekten yoruyorum..ben mutlu oglum mutlu..

Leave a Reply