Koray’a hamileliğimin 4.ayında keşfettim ben bu kitabı. Tam da benim inandığım bir sisteme dayanıyordu ve içinde yazılanlar oldukça sarsıcıydı. Bilincin anne karnında oluştuğunu kanıtlamaya çalışan The Secret Life of Unborn Child – DOĞMAMIŞ ÇOCUĞUN GİZLİ YAŞAMI. Türkçesi de bir çok kitapçıda mevcut.

Kitabın ilk satırlarıyla hem hayata hem hamileliğe hem de en yakınımdaki insanlara bakışım değişmeye başladı.

16. haftadan itibaren çocuğun anne karnında ışığa duyarlı olduğunu, yirminci haftada konuşmalara tepki vermeye başlayacağını, yirmi beşinci haftada müzik sesine tekmeyle cevap verdiğini, altıncı aydan itibaren de annenin duygularındaki değişimi anladığını biliyor muydunuz? Kimileriniz bunlara inanmıyor olabilir ancak ben başından hamilelik geçmiş bir kadının bunları zaten tecrübe ettiğine eminim.

Kitap, son yirmi senedir tartışılan bir konuyu ve yapılan araştırmaları ve şaşırtıcı sonuçlarını anlatıyor.

Dr.Verny’nin bu çalışması annelere olduğu kadar babalara da doğmamış çocukları hakkında bilgi veriyor ve henüz dünyaya gelmemiş bu ufaklığa nasıl yardım edebileceklerini anlatıyor. Kitabı okuduktan sonra anladım ki anne baba olarak bizler çocuğumuza doğumdan önce, doğum sırasında ve hayatının geri kalanında hem mutluluk hem de güven hissini verebiliriz. Kitapta beni en çok etkileyen; annenin duygularının, asabiyetinin fetusu derinden etkilediği ve karı- koca arasındaki ilişkinin bebeğin tüm yaşamını değiştirebilecek bir güce sahip olduğunu anlatan bölüm oldu.

Frederick Leboyer’i normal doğumu destekleyen herkes bilir. Birth Without Violence adlı kitabın yazarı. Leboyer doğumun sakin, sessiz, loş bir ortamda, mümkün olduğunca müdahalesiz olması gerektiğini söylüyor. Bebeğin anne karnından çıktığında gözünde patlayan parlak ışıklardan, buz gibi bir odadan, elektronik aletlerden çıkan sevimsiz seslerden son derece rahatsız olduğunu gözlemlemiş Leboyer. Bazı doktorlar ve hastaneler doğum sırasında annenin bu tip isteklerini yerine getirmekte tereddüt etmiyorlar. Amerika ve İngiletere’den bahsediyorum elbette. Geçenlerde kuzenimin anestezi uzmanı bir arkadaşı sohbet esnasında bazı şımarık(!) kadınlardan bahsetti. Kadın doğum öncesi hastaneye gelmiş ve bir takım isteklerde bulunmuş. Doğum yapacağı odanın loş olmasını, soğuk olmamasını ve klasik müzik çalınmasını istemiş. Bizimkiler de ‘yönetimden izin alırsak yapabiliriz’ demişler ama işte o gün ‘belki’ diyen ekipte olan bu tanıdık, kadının arkasından demediğini bırakmadı. Böyle manyaklar da varmış, kendini ne zannediyormuş da, doğuracakmış zaten, sezeryanı oluverseymiş de kurtulsaymış herkes… ‘şımarık sonradan görme’ dedi en sonunda. O an girişmemek için zor tuttum kendimi. Annem kaş göz işareti yaptı bana. Anladı ben taaruza geçiyorum. Bir an duruşumu bozmadan, sakince

–  Kadının haklı olabileceği en azından istekleri hakkında böyle konuşmaman gerektiğini düşünmüyor musun? ‘Kadın normal doğumu mümkün olduğunca NORMAL , sakin yaşamak istiyor. Şımarıklık  olabilir mi sence bu?

– İyi de işimiz gücümüz var.

– Senin işin gücün hastanın rahatını sağlamak değil mi?

Konu çok uzamasın diye kapattılar zorla ama ben notumu vermiştim hem bu ekibe hem de hastaneye.

Oysa kitapta da bahsedildiği gibi anne karnındaki 6.aydan itibaren ‘insan’ olduğu kabul ediliyor. Üstelik bu minyatür boyutlardaki insanın bu dönemden itibaren hatırlayabildiği, duyabildiği ve hatta öğrenebildiğini kanıtlamaya çalışıyorlar. Yapılan çalışmalara, gözlemlere göre bebeğin anne karnındaki bu son üç ayı tüm yaşamını etkileyebilecek şeyleri tecrübe ettiği zaman dilimiymiş. İşte bundan sonra kitap daha da ilginçleşiyor çünkü gerçek hikayelere yer veriliyor. Doğum öncesi ve sonrası yaşamlar karşılaştırılmış ve bir çok çarpıcı sonuç elde edilmiş.

Çocuk için en tehlikelisi, babanın hamile karısını  duygusal ve fiziksel olarak taciz etmesi veya tam tersine görmezden gelmesiymiş. Müstakbel babanın rolü bilinenden çok daha fazla ve önemli aslında. Kısacası stres altındaki hamile bir kadın, çocuğuna yanlış sinyaller gönderiyormuş. Bebek henüz anne karnında ‘istenmiyorum’ hissine kapılıyormuş. Veya ekonomik nedenlerden dolayı ‘bu bebeğe bakabilecek miyiz?’ endişesi, her ne kadar anne bebeğini tüm kalbiyle istiyor olsa da bebeğe ‘istenmiyorsun’ mesajı verirmiş.

Bir başka çalışma ise babanın varlığını daha iyi anlatıyor. Öyle ki psikiyatrik rahatsızlıkları olan özellikle de şizofreni hastalarının çoğunun babasının henüz anne karnında öldükleri anlaşılmış. Bu da annenin nasıl korkunç bir stres, acı ve mutsuzluk yaşadığının  ve ister istemez çocuğu geçtiğini gösteriyor.

1300 çocuk ve ailesiyle yapılan çalışma sonucunda, zor bir evliliği olan kadının fiziksel ve psikolojik olarak zarar görmüş bir çocuk doğurma ihtimali, huzurlu bir evliliği olan kadına göre %237. Hamilelik sırasında içilen sigara, alınan alkol veya ağır bedensel iş yapmak bile daha az zarar veriyormuş. Araştırmanın bir diğer sonucu ise; mutsuz evliliklerden doğan çocukların yaşıtlarına göre daha ufak tefek kaldıkları- aşırı ürkek ve duygusal olarak annelerine bağımlı olduklarıymış.

Yanlış anlaşılma olmasın. Her mutsuz evlilikte doğan çocuk şizofren, alkolik olacak, hepsi kısa boylu olacak demek değil. Ancak bebeğin dünyaya geldiği ortamın onu bir şekilde etkilediği kesin. Rahmi insanın ilk dünyası olarak tanımlıyor kitap. Bu küçük, karanlık ama güvenli dünyadaki yaşamının şiddetle mi yoksa sevgi ile mi şekillendiği çok önemli. Babam hep der zaten ‘yaramaz çocuk, mutlu çocuktur.’ diye.  Sevildiğini bilir, güven duyar çevresine. Onu her zaman koruyacaklarına emindir. Neşelidir bu yüzden. Yerinde duramaz. Çocuktur. Gerçek çocuk böyle olmalıdır. Yine yanlış anlaşılmasın; hiperaktif, kıran döken çocuk değil yaramazlık yapan. Doğru tanımlama ‘hareketli çocuk’ olmalı sanırım.

Bir de olaya tersten bakalım. Karşınızda çoğu zaman asabi, her an her şeyden herkesden şüphe duyan, kimseye güvenmeyen ve duygusal olarak aşırı hassas biri var. Bu kişinin annesinin her zaman mutsuz, depresif bir kadın olduğunu öğrenmek kimseyi şaşırtmıyor elbette. Etrafıma bakıyorum. Aklıma geliyor öfkeli ve bir o kadar da kırılgan insanlar. Sonra ailelerini düşünüyorum. Ve sonuç: sağlıklı olmayan anneler, mutsuz evlilikler.

Doğum

Bebeğin doğum esnasında yaşadıklarını travma olarak nitelendirebilir sanırım. Sıcacık, güvenli ortamından çıkıyor ve hiç bilmediği parlak, soğuk bir yerde buluyor kendini. Doğum esnasında yaşanılanların bebek için önemli olduğunu vurguluyorlar. Hatta göbek kordonu yanlışlıkla boynuna dolanan bebeklerin, yetişkinliklerinde boğaz bölgesiyle ilgili, özellikle de yutkunma problemleri yaşadıkları görülmüş.

Aşırı olarak nitelendirilen zor doğumlarda, komplikasyonlarla dünyaya gelmiş bebeklerin ileride suç işleme oranlarından bahsediliyor. Daha doğrusu insanlık tarihinde bilinen 15-16 ‘caninin’ anormal doğumlarla dünyaya geldikleri ortaya çıkmış. Çok ilginç öyle değil mi?

Sezeryan doğumlarda bebeğin normal doğumla dünyaya gelen bebeklere göre çok daha fazla kucaklanmaya ihtiyacı varmış. Çünkü bebek bir anda bulunduğu ortamdan çekilip alınıyor.

Öğrenme

Şaşırtıcı olaylar devam ediyor kitabın ilerleyen sayfalarında. Gerçek hikayeler var. Hamileliğin son aylarında bebeğine dinlettiği müzikleri şarkıları 1,5 – 2 yaşındaki kızının mırıldadığını duyan annelerin yaşadıkları anlatılıyor. Anne doğumdan sonra o müzikleri bir daha hiç dinlememiş. Aklına bile gelmemiş. Sonra bir anda kızının mırıldadığını duymuş. ‘Başka bir yerde de duymuş olamaz’ diyor.

Bu  250 sayfalık kitap benim baş ucu kitaplarımdan biri. Hamile kalan her arkadaşıma da tavsiye ediyorum. Yazılan her şey size inandırıcı gelmese bile bebeğinizin sizi duyduğunu, sizi hissettiğini biliyor olmalısınız. Çocuk yetiştirmek, sağlıklı çocuk yetiştirmek bence hiç de öyle kolay değil. Geleceği şekillendirecek olan bizim çocuklarımız. Onlara öğreteceklerimiz gelecek nesillere de aktarılacak. Sırf bu yüzden bile çocuklarımıza  anne karnından itibaren huzurlu, mutlu, sıcak ve güvenli bir ortam sunmalıyız.

Türkçe baskısı http://www.idefix.com/kitap/dogmamis-cocugun-gizli-yasami-thomas-verny

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

4 Comments

  1. İrem’cim,
    Çok ama çok beğendim bu yazını..
    İster hamile, ister doğurmuş ister anneliğe hazırlanan her kadının ve doğal olarak da babaların okuması lazım..
    Kendim iletebildiğim kadarına aktaracağım.
    sevgiler,

    1. Sena’cığım,
      Benim için çok özel bir kitap. Dediğin gibi hamile olmasak bile çevremizdeki insanları daha iyi anlayabilmek için okunmalı bu kitap :)

  2. Merhabalar,
    7 aylik hamileyim, ve dun aksam katildigimiz klasik oda muzigi konserinde bebegim oyle hareketliydi ki sanirsiniz bir kilo cikolata yedim. Ya cok sevdi muzigi ya da hic sevmedi olarak yorumladik:) ama yukardaki kitabin soyledigini ne kadar da dogruluyor!
    Paylasim icin cok tesekkurler, gec de olsa edinmeye calisacagim kitabi.

  3. Merhaba
    Doğmamış cocuğun hızlı yasamı kıtabını okumayı cok ıstıyorum.22 haftalık hamıleyım. Ama hıc bır yerde yok. Nereden termin edebılırım? Normal kıtap tercıhım ama e kıtapta olabılır yeter ki okuyayım
    Tskler ve sevgıler
    Elif

Leave a Response