Geçen akşamüstü kapı çaldı ve kargo görevlisi elime kalınca bir zarf tutuşturdu. İçinden İnci Candemir imzalı 670 gram ile Hayata Tutunmak adlı kitap çıktı. Az çok tahmin ediyordum neler yazdığını. Okusam mı, okumasam mı diye düşündüm, korkuyordum karşım çıkacaklardan. Kitabı kenara koydum ama aklım onda. Arka kapakta ne yazıyor bakayım bari dedim. Sonra en son sayfaları okumaya başladım. Bir baktım, kitabı açmış en başından okuyorum. Nefessiz kaldım, gözlerim doldu.

Kitap, 24 haftalık hamileyken kısa bir Amerika gezisinde sancıları tutan ve 670 gramlık minicik bir savaşçıyı doğuran, aylarca yoğun bakım ünitesinin başında bekleyen anne İnci Candemir ve oğlu Can’ın hikayesini anlatıyor. Bir sürü prematüre hikayesi biliyorum, okuyorum ama nedense bu çok etkiledi beni. Belki de 24 haftalık hamile olduğum içindi bu his. Doğmasına en az 3 ay olan minik Can’ın annesinin karnından çıkmak için verdiği mücadele, anne İnci’nin ciğerleri biraz daha gelişsin hiç değilse 25 haftalık olsun diye günlerce tek pozisyonda kalkmadan yatıp bebeğini içinde tutma çabasını okurken ne düşüneceğimi bilemedim. Hikayenin sonunu bilmeden dua edip durdum, lütfen Can sağlığına kavuşsun. 6 gün sonra bir sürü bebek alışverişi ile döneceğini sanarak çok sevdiği evlerinden çıkıp aylar sonra kucaklarında küçük savaşçı Can ile dönen Candemir Ailesinin mucizesinin göz yaşlarıyla okudum. Siz de bu ana-oğulun gerçek mucizesini okuyun derim.

Elimi karnıma koydum, ¨Benim miniğim içeride memnun değil mi hayatından? Daha çok erken, sen sakın dışarıları merak etme¨  dedim. Sonra aklıma geldi ben de iki gün sonra kocamla bir hafta sonu kaçamağı için gidecektim yurt dışına. Eyvah! dedim. 24 hafta, uçak, yurt dışı… Ya gittiğimde benim de başıma bir şey gelirse oralarda kalmayayım??? Aklıma ilk bunlar geldi. Oğlumu geride bırakmak fikri düştü bir anda… Kalbim sıkıştı. Gitmesem mi acaba diye içimden geçirdim. Aklımdaki kötü düşüncelerden arınmaya çalıştım. İnsanın korkularını çağırdığına da inanırım çoğu zaman. Annem ve arkadaşlarımdan bir de azar işittim böyle şeyler düşündüğüm için. Peki sonra ne oldu dersiniz? Uçağımıza saatler kala Koray’ın ateşi çıktı. İşte bana cevap. Ateşlenmesini çok büyütmem, en kötü ilaç verilir ama ben evimde oğlumun yanı başında kalmam gerektiğini gösteren bir işaret olarak algıladım bunu. Zaten sabaha karşı ateşli haliyle ¨anne ben çok üşüyorum¨  diye koynuma giren bu dünyada en sevdiğim varlığı yatakta bir başına bırakıp o uçağa binemedim.

Kocam işi dolayısıyla gitti, bir saçma Sevgililer Günü’nü daha ayrı geçirdik ama ben aslında olmam gerektiği yerdeyim. O yüzden içim rahat, aklım kocamda ama yanı başımda sevgilim var.

 

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

8 Comments

  1. Okurkun gözlerim doldu. İrem seni gerçekten takdir ediyorum, annelik duygularını herşeyden üstün tuttuğun ve bu kadar anaç olduğun için. Ne yazık ki her anne böyle değil. Koray ve minik kızın senin gibi bir anneleri olduğu için çok şanslılar. Sevgiyle kal..

  2. cok guzel bir yazi…37. haftamdayim hala “az mi kilo aldi bu cocuk acaba” diye endiselenirken, hem kitap, hem yazinin altinda benzer seyler yasamis guclu annelerin yorumlari beni utandirdi…kitabi mutlaka alacagim… Oglushunuza da cok gecmis olsun, en alttaki resim huzur veriyor…tatillerin en guzeli huzurlu olani.

Leave a Response