Şu hayatta hayvanlarla birlikte yaşamanın, onlara dokunmanın, onların size olan sevgi dolu bakışlarıyla karşılaşmanın ne muhteşem bir duygu olduğunu anlatmak çok zor. Anlatılmaz yaşanır, denir ya.

Kendimi bildim bileli hayvan delisiyim. Yolda sokakta gördüğüm kedileri, yavru köpekleri eve getirirmişim. Kuşlara yuva yapar ekmek bırakırmışım. Annem anlatıyor bunları. Ama eve alamadık. Annem pek dokunamayanlardan. Sever ama uzaktan. O yüzden ben hep hasret kaldım kedi köpekle aynı evde yaşamaya, aynı yatakta yatmaya.

Sonra en az benim kadar hayvan seven, onlar için deli olan kocam çıktı karşıma. Evlendik çocuk yapacağımız yerde biz güzeller güzeli Luca’yı aldık hayatımıza. Zordu, çok zordu. İnsanların bir heves köpek alıp sonra da sokağa atmalarına şaşırmıyorum. Yani insanlık ve sevgi adına şaşırıyorum ama düşüncesi, vicdanı ve sorumluluk duygusu olmayan birinin iki gün sonra hayvan bakmaktan vazgeçmesi çok normal çünkü zahmetli. Bebeğe bakar gibi ilgi istiyor ilk günler. Tuvaletiydi, davranışları, alışkanlıkları derken pes etmezseniz muhteşem bir hayatınız oluyor içinde bol sevgiyle. Hepimizden büyük kalpleri var. Hele yemek verdikten ve biraz sevdikten sonra avucumu yalamıyor mu? Mutluluk bu, diyorsun.

Çocuklu hayat malum. Kargaşası ve yorgunluğu bol ama bir yandan da acayip komik, gürültülü, eğlenceli. Açıkçası evin en uslusu Luca. Çocuklara laf anlatamıyorum ama o bir bakışımdan ona söylemek istediğimi anlar. 10 yaşına geldi, evimizin büyük kızı o. İki çocuk ve köpek yetmiyormuş gibi günün birinde 20 günlük bir kedi yavrusu girdi hayatımıza. Sokakta bulduk, nereye bırakacağız, kime bırakacağız derken eve getirelim bahçede büyütürüz dedik. Meğer o iş öyle olmuyormuş. Hele yavru bu kadar küçükken kucağında bakıyormuşsun, koynunda uyutuyormuşsun.  Köpek var bir de kedi eve alamayız diye düşünürken hayatımıza giriverdi ufaklık. Adını da ‘Minnoş’ koydular. Şimdi Minnoş aşağı Minnoş yukarı. Kedinin bakımı kolay ama birlikte yaşaması zormuş. Kural bilmiyor, her yere giriyor, her yere çıkıyor. Aynı yastıkta uyuyoruz. Hoş, odadan çıkarsam içeri alana kadar kapı önünde miyavlıyor zaten. Olsun ben çok mutluyum hayvanlarla birlikte yaşadığım için. Biraz fazla dağılıyor ortalık, bazen günde iki kere süpürmek zorunda kalıyoruz ama olsun iyi ki almışız diyoruz hep. Kalabalık berekettir. 

Şimdi gelelim esas merak edilene, ¨Kedi ile köpek aynı evde olur mu?¨ Valla bizimkiler oluyor. Çünkü her ikisi de sakin ve sevgi dolu hayvanlar. Her ikisi dişi ayrıca. Şans sanırım bu kadar iyi huylu olmaları. Bir de biz çok seviyoruz. Sevgiden asabi olamıyorlar sanırım. Bütün gün beraberler. Aynı kaptan su bile içiyorlar. Kedi yaramaz ama. Devamlı sağa sola sataşma halinde. Geçen gün ilk defa Luca havladı buna kim bilir nasıl canı yandıysa oyun oynarken. Ama bence o da halinden memnun. Sanki daha bir aktifleşti. Hareket geldi resmen hayatına.  Yaşlılık yıllarını yaramaz bir kediyle geçireceğini tahmin etmiyordu büyük ihtimalle.

İki çocuk, bir köpek bir de kedi var evde. Korkuyorum nüfus artacak diye. Artmaz heralde. Yani umarım :)

Eve kedi köpek alalım mı diye soranlara cevap veriyorum. Kedi alın ama köpek almayın. Nedenini yazacağım sonra.

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

3 Comments

Leave a Response