Aylar önce yazmam gereken yazıya yeni başlıyorum.

Biliyorsunuz, Alin’in doğumu için Amerika’ya gitmiştik. Giderken en büyük endişelerimden biri Koray’ı okulundan uzaklaştırmış olmaktı çünkü okulu ve arkadaşlarını seviyor. Bizim ona yetemeyeceğimiz kesindi ama ne yapacaktık hiçbir fikrimiz yoktu. İlk birkaç haftamız zor geçti. Anneler anaokulunun kıymetini bilin diye de yazmıştım.  Sonra birgün eve yürüyüş mesafesinde bir okul buldum. Koray’a sordum, okula gitmek ister misin? diye. Hemen kabul etti ve ilk sorduğu soru ¨çocuklar İngilizce mi konuşuyor?¨ oldu. Bu ülkede herkesin İngilizce konuştuğunu, kendisinin de kısa sürede öğrenebileceğini anlattım. Aslına bakarsanız Koray zaten kendi okulunda yarım gün de olsa İngilizce ders gördüğü için kulak dolgunluğu var. Çoğu şeyi anlayabiliyor, eğer çok hızlı konuşulmazsa. Zaten çok dert etmedi, ¨Ben biliyorum¨ dedi ve okul yolunda bulduk kendimizi ertesi gün.

Okulda Koray’ı öğretmenlerine teslim ederken İngilizcesinin durumunu anlattım. Anladığını ancak konuşamadığını en azından uzun cümleler kurmadığını söyledim. ¨Hiç problem değil biz hallederiz, hem zaten çocuklar kısa sürede yabancı dili kavrarlar ve çok geçmeden de konuşmaya başlarlar¨ dediler. Önce oğluma sonra da okula güvendim ve onu bıraktım. Ben beklemek istedim ama gerek olmadığını söylediler. Biraz tereddüt ettim, baktım Koray’ın keyfi yerinde. Biraz çekingen görünüyordu henüz dil problemi yüzünden ama benim beklememi istemedi. Sabah okula giderken ona kısaca bir iki cümle ezberletmiştim:

* Annemi istiyorum

* Çişim geldi

* Su istiyorum

Bu üç cümle onun için yeterliydi, gerisini kendisi öğrenecekti. Sınıftan çıkarken bu cümleleri tekrar hatırlattım. Yine de çok uzaklaşamadım ve yakınlarda bir cafe’de oturdum. Önümde bilgisayarım bir şeyler yazayım kafamı dağıtayım diye ama gözüm telefonda. Her an okuldan çağıracaklar diye bekledim. Çalmadı. Sonuç olarak keyfi yerindeydi. Sorulan sorulara tek kelimelik cevaplar vermiş, söylenenlerin çoğunu anlamış, anlayamadığı zaman tekrar sorup göstermişler. Kısaca okuldaki öğretmenler Koray’ın devam etmesinin dil gelişimi için iyi olacağını söylediler. Bizimki hala çekingen de olsa gitmek istiyordu zaten.

Koray 2 ay boyunca okula gitti. Her gün daha fazla eğlenerek eve döndü. İlk iki hafta tek kelimelik cevaplar verirken üçüncü haftadan itibaren yavaş yavaş cümle kurmaya başladı. Arkadaşlarıyla anlaşmaya başladığında iyice rahatladı. Hatta okul dışında da görüşür olduk. Çocuk işte, anında olaya uyum sağlıyor. Utanmadan sıkılmadan konuşuyor. Bir şey anlatırken aklına İngilizcesi gelmeyince Türkçe kelimeler sokuyordu araya, biz düzeltiyorduk. Böyle böyle derken bayağı konuşmaya başladı.

Biraz da şanslıyım sanırım, okulu seven bir çocuk. Evde o kadar sıkıldı ki nasıl olursa olsun kendi yaşıtlarının olduğu bir ortamı tercih etti. Bence büyük iş başardı. Etrafında annesi babası olmadan başka bir dilde derdini anlatmayı öğrendi. Şimdi fark ediyorum, Koray’ın bu okul tecrübesi ile kendine olan güveni iyice gelişti. İyi ki iyi ki göndermişiz, yapamaz edemez konuşamaz demeden okula bırakmışız.

Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

4 Comments

  1. Tam da endiselendigim sirada geldi bu yazi benim oglum da 4 yasinda kanadaya 6 ayligina gitme durumumuz var simdi okulda ingilizca goruyor ama cok az oraya nasil uyum saglar cekiniyorum aslinda

  2. Benzer tecrübeyi biz de yaşamıştık; okula gitmek isteyen çocuk! Hasta olup gidemediği zaman ağlıyordu ben okula gitmek istiyorum diye. Buraya döndüğümüzde ise tamamen farklı bir dünya; çocuk sevmeyen, yetersiz öğretmenler = okula gitmek istemeyen çocuk!

Leave a Response