Hep aklımın bir köşesinde biliyorsunuz. Neredeyse Koray doğduğu andan itibaren ikinci çocuğu istiyordum. Her ne kadar daha sonra ve de uzuunca bir süre bu fikirden kaçmaya başlamış bile olsam itiraf ediyorum iki çocuklu bir ev istiyordum hep.

Koray yaklaşık 13-14 aylıkken ‘acaba arka arkaya bir çocuk daha doğursam mı?’ fikri beynimin içini kemirmeye başlamıştı ki çok yakın bir arkadaşımın benzer düşünceyle ikinci çocuk sahibi olup hafiften akıl sağlığını kaybetme haline şahit olunca derhal olay mahallinden uzaklaştım ve konuyu kendi kendime hiç açmadım. İçimde bir yerlerde iki çocuklu veya çok çocuklu aileler gördüğümde kıpırdanan şeyi de susturuverdim. Böyle iyiydim. Zaman hızla akıp geçiryormuş meğer. Koray 3 yaşını geçmeye başladığında artık benim de zamanım gelmeye başlamıştı, hissediyordum. Bir çocuk daha. Fark ettim ki ikinci çocuk anne-baba için gerekli değil kardeşlik için gerekli. Bu hayatta insanın kardeşi varsa kendini hiç yalnız hissetmiyor.

Elbette fotoğraf yan taraftaki gibi olmuyor her zaman. Yeni gelen birey ailenin en büyüğünden en küçüğüne herkesi derinden etkiliyor. Anne ‘neden?’ diye kendine soruyor uykusuz geceleri yeniden yaşamaya başladığında örneğin. Geçenlerde  Koray’ı okula gönderip de katıldığım bir anne toplantısında sağımda solumda 4,  5, 20 aylık bebekler ve onlarla koşturan anneleri görünce bir an içimi sıkıntı kapladı. Tüm bunlara yeniden başlayacaktım. İkinci çocukta sen tecrübeli oluyorsun ama çocuk aynı olmayabiliyor. Bu da bildiklerini önemsiz hale getiriyor. Yine de iki çocuklu hayat güzel olmalı zor ama güzel olmalı anne baba için.

Kardeş kavramının ne olduğunu tüm hayatını ve eşyalarını bir başkasıyla paylaşmak zorunda kalınca anlayan evin ilk çocuğu/göz bebeği esas sarsıntıyı geçiriyor. Ben hatırlıyorum aramızda 6 yaş olan küçük erkek kardeşimin varlığının beni nasıl etkilediğini. Odama girmek ister, arkadaşlarımla yaptığım programlara(!) katılmak ister kısaca beni sinir ederdi. İstemezdim her an yanımda olsun ama yanımda olmadığı zamanlarda da canım sıkılırdı. Seyahatlerde hem çok eğlenirdik hem de acayip kavga ederdik. Annemi birkaç sefer delirttiğimizi çok iyi hatırlıyorum. Kedi-köpek gibisiniz lafı bizim için uydurulmuştu ki sanki. Sonra ne oldu? Bilmem. Ben büyüdüm çok sanırım ya da üniversiteye gittiğim ve uzak kaldığımız için özlem ne demek onu fark ettim. Annemi babamı değil en çok kardeşimi özlüyordum. Uzakta olduğu için daha çok hem de. Biraz bu özlem yüzünden fark ettim kardeşin hayattaki önemini.

 

Bu da benim kardeşim Kerem :)

Anne-baba sevgisi bir yere kadar yetiyor ama kardeşin yerini hiçbir şey, hiçbir kimse dolduramıyor. Hele ki aralarındaki yaş farkı az olan kardeşlerin aslında çok da iyi arkadaş olduklarını görüyorum ve o yüzden bu aralar beni bir panik aldı, geç kaldım diye. Oğlumun bu hayatta en azından bir kardeşi olması gerekiyor. 3 çocuğu olan arkadaşlarımızla geçirdiğimiz hafta sonu beni ikna etti. Kardeş şart! Tüm o uykusuzluklara, emzirme sıkıntılarına, 2 yaş sendromuna ve diğerlerine rağmen istiyorum. Hepsi gelip geçmiyor mu? Aynen doğum sancısı gibi. Unutmasan tekrar doğuramazsın ki, bebeği kucağına aldığın anda geçmiyor mu tüm acılar, sancılar? Bu da öyle sanırım. İki çocuğunun neşe içinde oynadığını, huzur içinde uyuduğunu gördüğünde dünyanın gerisi önemini yitiriyor sanırım.

Evet, itiraf ediyorum çanlar ikinci çocuk için çalıyor :))