Kendimden nefret ediyor olabilirim şu anda. Hissettiğim tek şey kızgınlık. Nasıl bu hale geldim? Neden böyle oldum, hangi ara ipin ucunu kaçırdım bilmiyorum. Derin bir sızı, pişmanlık ve Koray’ın ¨Tamam annecim ben seni affediyorum¨ sözleriyle dağılmış bir halde oturuyorum koltukta. Düşünüyorum düşünüyorum ve vardığım tek sonuç: başarısızlık.

İki çocukla birlikte yaşam ağır geldi, yoruluyorum desem doğru olmaz. Alin sakin bir çocuk, peşinde koşturan cinsten değil. Benim sorunum Koray. Daha doğrusu onunla olan ilişkimin gittiği yön. Bir zamanlar en iyi arkadaşım olan oğlumla uzaklaşıyoruz birbirimizden. Oysa içim titriyor baktıkça. Saçlarını okşarken ¨Hayat iyi insanlar çıkarsın karşına¨ diye dua ediyorum her seferinde. Peki ne oluyor da ben bu kadar çok kızabiliyorum ona. 6 yaşında ya ¨Koca adam oldun, laftan anla¨ diyoruz. Saçma. Daha küçücük bir çocuk.  ¨Atatürk çoook eskiden yaşamış ya acaba dinozor görmüş müdür?¨ diye soruyordu daha dün.

Karşılıklı olarak birbirimizi yoruyoruz.

Koray, Alin’i kabullendi. Bir kardeşle beraber yaşamanın ne demek olduğunu öğreniyor. Varlığı eskisi kadar rahatsız etmiyor ama kıskanıyor. İlgi bekliyor bizden, özellikle de benden. Alin’i daha çok sevdiğimi düşünüyor muhtemelen çünkü onun yanında kendimi tutamayıp ¨Yiyeceğim seni bir gün cimcime¨ dediğim çok oluyor. Böyle anlarda bana dönüp ¨Beni de yer miydin?¨ diye soruyor. Hep bir karşılaştırma, sevgiyi ölçme çabası var. Onu rahatlatmaya çalışıyorum, anlatıyorum, bebeklik fotoğraflarını gösteriyorum, videoları açıyorum. Seyredip gülüyoruz. Gevşiyor hemen zaten. Derken bir anda bir ilgi arsızlığı başlıyor. ‘Şımarık çocuk yoktur!’ diyen kimse bir görüşmek istiyorum kendisiyle çünkü bizim evde zaman zaman ortaya çıkıyor. Sonra bana da bir şeyler oluyor, sakinliğimi korumam gerektiğini bildiğim halde kontrol edilemez bir asabiyet hali kaçıyor içime. Sesimin tonu hemen yükseliyor, aptalca sözler çıkıyor ağzımdan. Dönüp Alin’e de bağırmaya başlıyorum. Anlamsız bir durum. Aslında o kadar bağırmama sebep olacak bir şey yaşanmadığı halde neden delirmenin eşiğine geliyorum. Neden görmezden gelemiyorum tüm bunları? Oysa biliyorum, sakin kalabilsem ama gerçekten sakin kalabilsem düzelecek çoğu şey. O kadar mı zor bunun üstesinden gelmek? Peki ya ben bağırmadan anne olmayı ne zaman başaracağım?

Bu akşam tam her şey yolunda, banyolar yapıldı dişler fırçalandı derken saçma saçma şımarık sözlerle Alin’e sataşmaya başladı yatakta kitap okurken. ¨Oğlum yapma, oğlum düzgün konuş, oğlum sataşma, oğlum yeter¨ ve en sonunda deli gibi bağırmaya başladım yine. İkisine birden hem de. ¨Bıktım, gidiyorum¨ dedim. ¨Gitme anne seni çok seviyorum¨ dedi. ¨Ben de seni çok seviyorum, özür dilerim¨ dedim. Affetmiş beni, öyle söyledi ama biliyorum onun da kalbi çok kırıldı.

İşte böyle, önce çocuklara bağırdım sonra da oturup ağladım.

Şimdi o soruyu tekrar soruyorum kendime: Kendi çocuğum olmak ister miydim?