Geçenlerde bahçemizde ölü bir kuş bulmuştum. Sarp’a seslendim yardım için, tam o sırada Koray belirdi yanımda ve o malum soruyu, soruları sormaya başladı: “Ölmek ne demek anne?” “Ölünce ne oluyor anne?”

Nereden başlasam, nasıl anlatsam bilemedim. Ben böyle karşısında debelenirken kapının çalması ile kaçtım ortamdan. O gün bir daha sormadı ama her an sorabilir ve bu sefer cevaplamaktan kaçamam. Ölüm herkes için ağır bir konu. Konuşmaktan kaçtığımız, kaybettiklerimizi hatırladığımızda boğazımızın düğümlendiği bir şey hakkında çocuklarımıza nasıl davranmalıyız? Onları korumak adına aslında doğum kadar doğal olan ölümü de açık açık anlatmalı mıyız? Biraz okudum, araştırdım ve öğrendiklerimi şöyle özetleyebilirim:

– Küçük çocuklar ölümü anlayamıyorlar.

– Bu yaştaki ufaklıkların ölümün kalıcı ve kaçınılmaz olduğunu; herkesin, her canlının bir gün başına geleceğini anlamaları çok zor.

– En basit haliyle zannediyorlarmış ki yemek yemeye, uyumaya devam ediyorlar ama yanımızda değil de gökyüzünde veya toprağın altında normal faaliyetlerini yapıyorlar.

– Ne kadar anlatsak da bu okul öncesi bebeleri yani 6-7 yaşından küçüklerin ölümün ne olduğunu anlamaları pek mümkün gözükmüyor. Ölümün geçici veya düzeltilebilir, tedavi edilebilir bir durum olduğunu düşünüyorlarmış.

– Her ne kadar çocuklar ölümü tam olarak anlayamasalar da büyüklerin konuşmaları, davranışlarını çok iyi gözlemledikleri için sıkıntı ve üzüntüyü fazlasıyla hissettikleri bir gerçek. Üstelik bu durum karşısında farklı tepkiler verebilirlermiş. Çok ilgili veya ilgisiz kalabilirlermiş. Anlam veremedikler ama içten içe hissettikleri hüzünden kurtulmak için zamana ihtiyaçları olabilirmiş.

– İşin tuhafı anlamakta zorlandıkları ölüm hakkında bir sürü soru sorarlarmış. İlgilerini çekermiş çünkü. Anlamaya çalışırken binlerce soru ile karşımıza çıkarlarmış.

Peki ne yapacağız?

– Mümkün olduğunca açık ama kafa karıştırmadan en basit haliyle durumu özetleyeceğiz.

– Küçük çocuğunuz ölümün ne demek olduğunu sorduğunda cevap olarak¨ölünce nefes alamazsın, yemek yiyemezsin, ayağa kalkamazsın, vücudun çalışamaz¨demekle başlamak faydalıymış.

– Ölen bir kişi veya hayvan için ¨uzaklara gitti, derin bir uykuda¨ gibi açıklamalarda bulunmak son derece sakıncalıymış. Kafalarını karışır, korkuya kapılırlarmış. Gitmek, uyumak gibi eylemlerin kötü bir şey olduğunu zannetmeleri, bunları ölümle bağdaştırmalarına izin vermemeliyiz.

– Ölümün kimsenin suçu olmadığını bilmeleri gerekiyor. Yani ölüm herkesin başına gelecek. Önemli olan dürüst, basit açıklamalar yapmak. Sorduklarından daha fazlasına anlatmak son derece gereksizmiş. Dini bilgiler vermeye başlayarak lafı uzatmaktansa hakkında bilgi almak istediği ölen kişi veya hayvanın basitçe mezarlıkta/cennette/gökyüzünde olduğunu vermek başlangıç için yeterliymiş.

Benim en çok kafama takılan bu aralar evdeki evcil hayvanın kaybı durumunda nasıl başa çıkmamız gerektiği. Kızımız, canımız köpeğimiz henüz çok yaşlı değil ama orta yaşın üzerinde bir gün onun arkasından da göz yaşı dökeceğiz ve bunu çocuklara uygun bir dille anlatmamız gerekecek. Bu durumda ise ölen evil hayvan gömülmeden önce çocuğun onunla vedalaşmasına izin vermeliymişiz. Daha sonra da gömüldüğü yere kısa ziyaretler yapmak, mezarına çiçek bırakmak da işe yarayabilirmiş. Ayrıca onların evcil hayvanları hakkında konuşmasını sağlamak, hatıraları hatırlatmak, güzel anıları tazelemek iyi gelirmiş.

Elbette ölümü anlamak, bir kayıbın üstesinden gelmek kolay değil. Yukarıda yazdığım gibi kısa ve basit bir anlatımı olmadığının farkındayım ama 4 yaşındaki oğlumun ¨ölmek¨ hakkında ne düşündüğünü bilmek ve sorularına nispeten hazır olmak istiyorum. Belki sizlerin de bana söyleyeceği bir iki şey vardır.