Ben aslında okula başlama yaşını bunu yeni çıkan eğitim yasasından bağımsız ele almak istiyordum. Biliyorsunuz 4+4+4 olarak bilinen yeni eğitim ‘reformu’nda ilkokula başlama yaşı 72-84 ay aralığından 60-72 ay aralığına çekilmiş durumda. Yani çocuğunuzu 5 yaşında ilkokul 1’e gönderebileceksiniz. Açıkçası işin doğrusunu, velilerin neye hakkı olduğunu kimse bilmiyor. En azından şimdilik. Bekleyip, okullarla durumu görüşüp öğrenmeye çalışacağız. Öğretmen olan arkadaşlarım bile belirsizlik içinde.

Ben şimdi kendi aklıma takılanı yazacağım.

Geçen hafta Koray’ı vermeyi planladığımız okulun grup çalışmasına gittik. Normalde 4 yaş grubunda anaokuluna, 5 yaş grubunda da anasınıfına başlanıyor. Grup çalışması ise çocukların rehber öğretmenler eşliğinde bir sınıf ortamında geçirdikleri yaklaşık 1-1.5 saati kapsayan bir aktivite. Çocuğun davranışlarını, yaşıtlarıyla ve öğretmenleriyle ilişkilerini, dil ve el becerilerini anlamaya çalıştıkları bir çalışma. Okula gittiğimizde bizi büyükçe bir toplantı odasına aldılar. Bir tarafta çocuklar için hazırlanmış köşe vardı. Rehber öğretmenler lego dolu sepetlerle çocukları karşılıyorlardı. Karşılıklı bir ‘ısınma turu’ atıyorlardı. 7-8 çocuk oturmuş oynuyorlar, anneleri-babaları da diğer köşede bekliyorlardı. Koray durumu anında fark etti ve ¨ben çocukların yanına gitmeyeceğim¨ dedi. ¨Öyleyse ben de seninle geleyim¨ dedim. Beraberce çocuk grubunun yanına gittik, bizimki biraz uzak durmayı tercih etti. Bu arada yeni gelen çocuklar da Koray gibi tepkiler verince içimden derin bir ‘oh!’ çektim. Her ne kadar çok önemli olmasa da, bir sınav olmasa da diğer çocukların uyum içinde olduğu bir toplulukta insanın kendi çocuğu arıza çıkarınca hafiften moral bozuluyor itiraf ediyorum.

Koray’a ¨sen oyna ben de şurada oturacağım¨ dememe rağmen istemedi. Ağlamaklı oldu. Ben de biraz daha yakın bir yerde durmayı teklif ettim. Kabul etti ama isteksizce. 10-15 dakika sonra öğretmenler çocukları alıp bir sınıfa götüreceklerini söylediler. Koray hem çocuklarla olmak istedi hem beni bırakmak istemedi derken bir öğretmen onun elinden tuttu ve hep beraber aşağı kattaki bir anaokulu sınıfına indiler. Giderken birkaç sefer dönüp baktı. Ben de nefesimi tuttum bekledim ağlayarak geri dönecek diye, gelmedi.

Biz de okul müdürü ve birkaç uzman öğretmenle sohbete başladık. Sorularımızı sorduk, genel olarak herkesin derdi yeni çıkacak yasaydı ve belirsizlik vardı. Tam bu sırada bir telefon çaldı toplantı odasında. ‘Eyvah’ dedim Koray. Başka bir çocuk için aradılar. Annesini görmek istemiş. Sohbet ediyorduk ama ben hep saate bakıyordum acaba ne yapıyor, diye. Bir saat geçmişti bile ve veli adaylarına okul turu yaptırmak istediler. Biz Sarp ile daha önceden gelip gördüğümüz için öğretmenlerle konuşmayı tercih etmiştik ki ‘Koray’ın annesi’ diye seslendi biri. Koşa koşa sınıfa gittiğimde Koray kapının kenarında yanında bir öğretmenle oturuyordu. Beni görünce ağlamaya başladı.

– Ne oldu Koray’cığım.

– Ben seni görmek istedim.

– Canım, ben dışarıdayım seni bekliyorum. Sen şimdi git arkadaşlarının yanına.

– Hayır, ben bu okulu beğenmedim.

– Tamam peki çıkalım o zaman.

– Yok.

Sonra öğretmenlerden biri ikna etti ve sınıfa geri döndü. Sınıfta çeşitli aktiviteler yapmışlar sonra sıra kitap okuma saatine gelmiş. Çocuklar yerde yuvarlak olup kitap okuyan öğretmenlerini dinleyecek ve sorulan sorulara cevap verecekler. Koray işte bu aktivitenin onuncu dakikasında sıkılıp kalkmak istemiş. Büyük ihtimalle öğretmen de ‘hadi otur bakalım’ dediği için de beni çağırdı. 5 dakika daha oturdum sınıfta. Koray’ın gözü bende. Sonra kitap okuma saati bitip de resim yapma kısmına geçince çıktım. Kapının penceresinden uzun süre gözetledim gizlice. Problem yok, Koray iş başında. Toplantı odasına çıktım, içim rahat. Sarp endişeli bana bakıyor. ¨Problem yok, sıkılmış¨ dedim.

15-20 dakika sonra çocuklar ellerinde yaptıkları resimlerle yanımıza geldiler. Koray beni görünce yine ağlamaya başladı.

– Koray’cığım niye ağlıyorsun?

– Sen beni beklemedin.

– Tatlım, sınıfta bekleyemezdim ki

– Aa ne güzel bir resim bu

– Sana yaptım anne

Böylece iş tatlıya bağlandı ama Koray için zor bir 1.5 saat oldu tahminimce. Artık gitme vakti geldiğinde de gitmek istemedi biraz daha kalmak istedi. Hep öyle olur ya çocuk son anda ısınır, açılır. Küçük okula(!) gideceğiz diye ikna edip çıkardık, sonra da güle oynaya kendi okuluna bıraktık.

****

Ertesi gün okuldan aradılar. Koray’ın 4 yaş grubu ile değil 5 yaş grubuyla anaokulana gitmesinin onun akademik hazırlığı açısından daha uygun olduğunu belirttiler. Yani Kasım 2008 doğumlu olduğu için 2009 doğumlularla okula başlamasını tercih ediyorlar. Ancak dilersem buna itiraz edebilirmişim. Önce biraz bozuldum, sene kaybedecek diye endişe ettim. Sonra da aklıma annemin kardeşim için ‘keşke bir sene geç gönderseydik okula, ilk sene okuldan gelip arabalarıyla oynardı, oyun çocuğuydu hala’ dediğini hatırlıyorum. Kasım sonu doğumlu kardeşim de kendi yaş grubuyla okula gitmişti. Sonra düşünmeye ve sormaya başladım. Aslına bakarsanız Kasım-Aralık doğumlu bir çocuk bir sonraki senenin Ocak, Şubat, Mart doğumlularıyla daha uyum içinde oluyor. Yani Koray 2008 Ocak doğumlu bir çocuğa göre 11 ay geride. Zeka veya fiziksel olarak bir gerilik değil bahsettiğim. Okula uyum, motivasyon, sorumluluk alma gibi özelliklerde biraz daha zamana ihtiyacı olabilir.

Elbette bu uyum sürecini çok çabuk atlatan ve hiçbir sorun yaşamayan çocuklar da vardır ama ben çocuğumun her zaman arayı kapatmak için daha fazla çalışması gereken bir öğrenci olmasını istemiyorum. Sınıfının küçüğü mü olsun yoksa büyüğü mü olsun, hangisi daha iyi tartışmasına girmek istemiyorum. Her durumda insan var. Ben de Aralık sonu doğumlu biri olarak okula çok erken gidenlerdenim. Akademik olarak başarılı bir öğrenci olsam da ilkokulda hatırlıyorum sınıfın en küçüğü ve en miniğiydim. Hep bir kendimi koruma ihtiyacı hissediyordum. Bu fark 4-5. sınıfta iyice azaldı, ortaokulda kalmadı ama ilk 3 sene zaman zaman sınıf içinde kendimi yalnız hissettiğim anlarımı hala hatırlıyorum. Oğlumun bunu yaşamasını hiç istemiyorum.

Anladığım kadarıyla çocukları sene sonu doğumlu olan annelerin çoğu bir sonraki yaş grubuyla göndermeyi planlıyor. Düşününce doğru olanın bu olduğunu anladım ben de. Sene kaybı değil önemli olan. Çocuğun fiziksel olduğu kadar ruhsal olarak da akademik hayata hazır olması gerekiyor. Çok iddialı, hırslı bir anne değilim. Çocuğumun başarısı elbette beni çok gururlandırır ancak onun mutluluğu her şeyden önemli. Zaten severek isteyerek okuyan bir çocuğun da doğru yönlendirmelerle başarılı olacağına inanıyorum.

Tabi ben şimdi 5 yaşında anaokuluna, 6 yaşında anasınıfına, 7 yaşında da ilkokul 1’e gitmesini planladığım oğlumu bu yeni yasa ile neler bekliyor hiç bilmiyorum. Koray istediğim tarihte okula göndermek için elimden ne geliyorsa yapacağım. Bu hafta okulla bir randevum var. Hem grup çalışmasının sonucunu hem de yeni yasanın neleri değiştreceğini konuşacağız. Umarım oyun çocuğu olan 5 yaşındakileri ilkokul sıralarında görmek zorunda kalmayız.