Normal bir gün…

SlingoMOM_yorgun

Geçen günkü 2 yaş asabiyeti ve yorucu geçen günümle ilgili yazımdan sonra ”aman canım ne var, çocuğu olan her insan yorulur, normal” dedi birisi(!)

Ben de kendisine cevap vermek yerine normal günümü burada paylaşmaya karar verdim. Buyrun SlingoMOM’ın bir günü:

Sabah 6.45 uyanış. Babaya sataşma, oyuncaklara saldırma.

7.15 Baba, sütü ısıtmak için mutfağa iner. Koray, sinirlenip babasının arkasından ağlama numarası yapar. Anne, ‘Bu sabah ne yapsam da Koray’ı oyalasam’ diye kara kara düşünür. Bez değişimi yapılır kavga kıyamet. Luca çağırılır, bir doz Luca sakinleştiriyor.

7.20 Baba, sütünü oğluna takdim eder. ‘Züüt’ bir dikişte biter.

7.30 Baba, duşa girmiştir bu arada. Anne de kendi yatağına uzanmış Koray’ın çekmece karıştırmasını göz ucuyla takip eder, bir yandan da telefonundan sabah haberlerini alır.

8.00 Salon-mutfağa gidiş. Anne kahvaltı hazırlamaya girişir. Koray ”mikiii” diye kumandaları gözümüze sokar. Chocopops ve çeşitleri mısır-buğday gevrekleri bir kaba konarak kuru kuru küçük beye verilir.

8.30 Kahvaltı. Şanslıysak bir güzel yiyor. Canı istemiyorsa mümkün değil ağzını açmıyor. Ancak ‘zeyteee’ için ölüyor, onun yeri ayrı.

9.15 Babayı evden göz yaşlarıyla uğurlama. Durum çok dramatikse bir doz daha Luca alıyoruz. Her eve lazım benim akıllı kızım :) Güne başlamaya hazırız artık.

9.30 Salonda Koray’ın oyuncakları için ayrılmış köşeye tüm oyuncaklar yayılıyor. Anne de sehpaya kuruluyor. Bilgisayarı, kahvesi. Koriş’in istekleri ve annenin ihtiyaçları bu şekilde buluşuyor. Yoksa blogger olma şansım yok.

10.30 – 11.00‘e kadar herkes kendi aleminde takılıyor. Koray tarafından sık sık dürtülen anne yine de şikayetçi değil. Oğlu kendi kendine oynamaya başladı çünkü. Anneye düşen görev, onu takip etmek, ihtiyacı olduğunda yanında olduğunu bilmesini sağlamak.

11.00 – 12.00 Eğer Koray’ın öğlen yemeği hazırsa ve hava güzelse parka gidiliyor.

12.00 – 12.30 Öğle yemeği raundu. Ben ne dersem yanlış oluyor artık. Şöyle ki: yemez diyorum, yiyor; yer bunu çok sever diyorum, yemiyor. Ben ne anladım bu işten?

12.30 – 13.00 Banyo ve öğle uykusu rutini. Koray gündüz tek uykuya geçtiğinden beri banyoyu da ekledik gün içine. Zaten yemeği kendisiyle beraber üstü-başı ve oyuncakları da yediği için ister istemez banyo yapmak zorunda kalıyor.

13.00 Öğle uykusu. Mozart eşliğinde uyku saati. Anne, ayak ucunda. Koriş’e masal anlatıyor. Genelde 10 dakikada uykuya geçiyor. Bazen Koriş annesine sarılmak istiyor. Dünyanın en güzel anı oluyor o. Minicik, sıcacık elleriyle boynuma sarılıyor ve anında uyuyor. Tabi annesi de :)

14.30 – 15.00 Koray’ın uyanma saati. Bazen 1 saat, bazen de 2.5 saat. Hiç belli olmuyor ama genelleme yaparsam 2 saate yakın uyuyor.

15.00 ”Züüüt!”  Bir koca biberon (hatta 1.5) ballı ılık süt içiliyor.

Günün kalanı park, oyun, evde bahçede oyun, akşam yemeği, banyo, uyku olarak devam ediyor.

Ben şimdi dünkü normal günümü anlatacağım:

14.30 Koray doğru dürüst yemeden 12.30’da uyuduğu öğle uykusundan kalktı. Benim de için el vermeyince aç dolaşmasına. Bari dışarı çıkalım, değişiklik olsun, dışarıda yesin istedim.

14.45 Şimşek hızıyla hazırlanıp 15 dakikada evden çıktık. Bizim evin bulunduğu yere yakın harika bir tavukçu var. Koray da bayılıyor. Oraya gittik. Gerçekten de çok güzel yedi. Daha da yerdi ama bizim kurtlu oturamadı daha fazla. Bende aldım kendisini attım yine arabaya.

10 metrede de gitsek, her sefer mutlaka: Araba koltuğuna oturtup, kemerlerini takıyoruz.

15.20 Koray’ın yatağını aldığımız dükkana gittik. Kendimiz için de fiyat almak istedim. Çünkü yatağımız eskimişti ve ben yorgun kalkıyordum. Oysa Koriş’in yatağında 2 saat uzansam rahatlıyordum. Yarım saat boyunca Koray’ı zabdetmekle uğraştıkkk. Mağaza sahibi ve yardımcılarıyla. Koray yataktan yatağa atlamaya kalkıyordu çünkü. Orada çıktığımızda yorulmuştum zaten.

Hadi dedim Koriş’i mutlu edeyim. En sevdiğimiz oyuncakçı Imaginarium’a girdik. Koray başka yere, ben başka yere. Her yeri didik didik ettik. Sonunda stickerlar ve güzel bir iki kitapla kasaya vardığımızda saate bir baktım 16.30 olmuş.

Biraz da Migros alışverişi yapmamız gerekiyordu. 200 mt ileriye gideceğiz ama Koray tabi ki koltuğuna bağlandı söylene söylene.

16.35 Migros’a giriş. Arabadan çıkmak istemiyordu ta ki Migros’un çocuklar için bulundurduğu direksiyonlu alışveriş arabasını gösterene kadar. Koridorlarda gezerken bir baktım  alttan küçük bir el uzanmış mısır gevreklerine, çekti aldı bir tanesini.  Açmamı istedi. Açtım eline vermek gibi ir hata yaptım. Kutunun yarısı yerlere döküldü. Hadi onları topla. Bu arada bizimki arabanın önünden çıkmaya kalkıyor. Tırmanıp sepetin içine girecek. Aklıma gelmedi ki fotoğrafını çekeyim.

17.00 Migrostan çıkış. Bu sefer biraz yürüyelim şu D&R’a girelim de Koriş’e Cd alalım istedim. Otoparkta dolanan güvercinlere takıldı bu seferde. Bırak beni gideyim dercesine bağırıyor, çırpınıyor. ”Hadi Koriş hadi Koriş.” En sonunda aldım kucağıma, sertçe ‘gidiyoruz’ dedim. Dudak büküldü, benim için acıdı. Yapacak bir şey yok. 20 dakika kadar Cd kavgası, dergi kavgası derken Koriş kolumun altına sıkıştırılmış şekilde can hıraş arabaya gidiyoruz. Koltuğuna bağlıyorum onun asabi hallerinin arasında. Duymamaya çalışıyorum. Yoksa ben de bağırmaya bağlayacağım.

17.30 Eve varış. Kapının önüne gelince evdeki yardımcımızı aradım ki önce paketleri taşımama yardım etsin sonra da Koriş’i 15 dakika parka götürsün, ben de yemeğini fırına vereyim. Gülşen evden çıkarken Luca, sen kapı aralığından kaç, koştura koştura arabaya gel. Gülşen ‘LUCAAA’ diye arkasından fırladı. Anahtarı evde bırakmış. Neyse benimki yanımda. Paketleri eve götürmesini sonra da gelip Koray ile park gitmelerini söyledim. Bu arada ben de Luca ile ilgileniyordum arabanım başında. Koriş de direksiyonda fırsat bu fırsat. Gelene geçene korna çalıyor. Gülşen geldi, Koray’ı aldı parka gittiler. Baktım bizim kapının önü dolu arabayı park etmek içi biraz ileriye gitmek gerekiyor. Luca da baş belası olarak yanımda. Bagajı açtım. ‘Atla kızım.’ Yok. Mümkün değil. Kucağıma aldığım gibi 30 kiloluk kızı bagaja attım. Arabayı park ettikten sonra tasmasız Luca’yı zorla eve götürdüm. Kapının önüne geldik. Eyvah anahtar yok. Gülşen’de. Onlar parkta. Luca’da tasma yok parka gitmem çok zor. Salondan bahçeye açılan kapı yarı aralık. Luca’ya ‘atla’ komutu verdim yine. Çitlerden atla, bahçeye eve girelim. Yok. Yere yapıştı. Bir daha sırtlandım Luca’yı çitlerden içeri salladım. Arkasından ben. Eve girmeden önce patilerin temizlenmesi lazım. O işi de hallettik.

18.05 Eve adım attım. Koray’ın önceden hazırlamış olduğum yemeğini fırına attım. Kendime bir kahve koyayım dedim, kapı çaldı. Bizimkiler. Gülşen: ”siz 15-20 dakikaya gelin demiştiniz.” (İyi de ben daha kendime gelemedim.) Koriş bahçeye çıktı Luca’yı çağırıp, ben de yazımı yazmaya koyuldum yanlarında yemek pişene kadar. Artık ikisini de ikaz edecek, ‘durun, yapmayın’ diyecek halim kalmamıştı.

19.30 Koray uyudu. Benim de gece yarılarına kadar oturmam pek mümkün gözükmüyor.

Tüm bunları yazarken tekrar yoruldum.

0

6 Yorum

  • Allah kolaylık versin…güç, sağlık versin :)

    • Anonymous says:

      @love and smile, 19.30da uyuyor olması büyük şans,aynından bende de var ama en erken 9.30:(

  • Neslihan says:

    Bizde de farkli bir tablo yok ve ne kadar sikayet etmek istemesem de her gun bir sebep cikiyor :) Hepimize kolay gelsin…

  • Sermin says:

    :) Ne guzel geldi bu yazi!
    Gunler o kadar cabuk geciyor ki ben “bu” gunleri unutmus sayilirim.
    Cok klise ama her “cocugu olan yorulur”. Önemli olan arada bir kahve molasi vermek :) dermisim…. ;) Neyse, simdi kendime bir kahve yapayim.

  • Aynur says:

    o kadar keyif alarak okudumki.2.5 yaşında bir oğlum var benimde anlatım tarzı süper yaşananlar ortak saygılar

Leave a Reply