SlingoMOM’da işlenen en önemli konuların başında UYKU var biliyorsunuz. Kendimize göre Ferber yöntemiyle Koray’ı uykuya alıştırdım 5.aydan sonra. 1 yaşını geçtiğinde Ferber Merber kalmadı. Çünkü adam ağlamıyor, sızlanmıyordu. Kaçıyordu yatağından. Ben geri götürüyordum, o atlıyordu. 1,5 yaşına doğru baktım olmayacak, ben de yanına uzanmaya başladım. Çok sarmaş dolaş olmadan popoya iki pış pış, 5 dakikada uyuyordu. 2 yaşına geldiğinde pış pış’lar da işe yaramamaya başladı. Kitaplarını yatağa sokmak istiyordu. Masal için geç kalmış olduğumu o an anladım.

Ertesi günü bir masal kitabı araştırmasına girdim. ‘365 Gün Masal’ diye kitaplar var bir sürü ama ben pek hoşlanmadım hikayelerden. Klasik masallardan başlamak istiyordum. Sonra da ABC Yayıncılığın çıkarmış olduğu Dünya Masalları Serisi‘ni buldum. Tam Koray’a göre. Bol resim, az anlatım. Ben ondan daha bile fazla zevk aldım. Aklıma annem geldi. Bana anlattığı zamanı hatırlamıyorum elbette ama annem, kardeşime anlatırken ben de ağzım açık, ilk defa duyuyormuş gibi dinlerdim.

Koray’ın ilk masal kitabını ‘Kırmızı Başlıklı Kız‘ olarak seçtim. Masalın sonunda benim hatırladığım, kurt KBK’yı da yutuyordu bir lokmada. Oduncu da gelip kurdun karnını yarıyordu. Büyük anne ile Kırmızı Başlıklı Kızkurtuluyorlardı. Artık öyle değil: kurt bizim kızın üstüne atlıyor ama kız kaçıyor bir yandan da ‘yardım edin!’ diye bağırıyor. O sırada klübenin yakınlarında olan oduncu, sesleri duyup geliyor. Oduncudan çok korkan kurdun midesi bulanıyor. Kurt kusuyor ve büyükanne olduğu gibi midesinden çıkıyor. Şimdi hangisi daha iyi bir anlatım ben kararveremiyorum. Hayvanları, kötü kalpli ve vahşi olsalar bile yarmamak(!) gerektiği için mi sonunu bu şekilde değiştirmişler? Eğer öyleyse benim gibi düşünüyorlar sanırım. Ben zaten Koray çok etkilenmesin diye olabildiğince yumuşatmaya çalışıyorum hikayeleri. ‘Yok zavallı kurt günlerdir açmış da, kafası çalışmıyormuş da, insanların yemek olmadığını unutmuş da…’ Zırvalıyorum resmen ama doğru mu yapıyorum, yanlış mı bir türlü karar veremiyorum.

İkinci kitap beni de bir türlü sonunu hatırlamadığım o yüzden merakla önce son sayfasını okuduğum Çizmeli Kedi oldu. Koray, ilk anda itiraz etti yeni bir kitaba, ‘kurt kurt’ diye tutturdu ama ‘oğlum bak kedi var burada’ deyince akan sular durdu elbette. Bir kaç gün kedinin maceralarını ballandıra ballandıra anlattım. ‘Kedi yavru tavşanı tutmuş, çuvala koymuş, krala götürmüş’ kısmından pek hoşlanmadı. O sayfayı atlatıyor hep.

Üçüncü kitabımız Hansel ve Gretel. Son günlerdeki favorimiz bu çünkü çikolatadan, dondurmadan ve bisküviden yapılmış bir ev var. Koray,‘dondurma ev’ diye anlatıyor hangi kitabı istediğini. Hatta bu akşam Alaaddin’in Sihirli Lambasını çıkardım ortaya ama kıyamet koptu. Dondurma ev okunacakmış illa. Bizimki önce kitabın ilk sayfasını açıyor. Hansel, Gretel, Baba, Anne sayılıyor. Sonra hoop ev sayfasına atlanıyor. Bu hikaye benim hatırladığım gibi yazılmış ama 30 yaşında okuyunca bir tuhaf geldi. Şimdi, bu çocukların ailesi çok fakir. Açlıktan ölmek üzereler. İyi de hangi anne, kocasına ‘başka çare yok, çocukları ormana götür bırak, yoksa açlıktan öleceğiz’ der? Ve hangi baba da bu sinir hastası kadının dediklerine hak verip çocuklarını ormana götürüp terk eder?!? Ya sonrası… çocuklar dondurma

ev’deki cadıyı fırına attıktan sonra bir sürü değerli eşya ve para ile eve geri dönüyorlar. Anne-babaları ise onları gördüğüne çok seviniyormuş. Ben olsam hayatta geri dönmem. Öyle anne-baba olmaz olsun! Şimdi Koray biraz daha büyüse, hissettiklerini daha iyi ifade edebilse bana sormayacak mı ‘annesi çocukları ormana mı terk etti?’ diye. Benim de onu terk edeceğimi düşünmez mi? Ben böyle düşünmüş müyüm acaba?!?! Anneme de sormak aklıma gelmedi. Neyse o buraya yorum yapar zaten.

Bir de dikkatimi çekti, bütün masallar ormanda geçiyor. Daha doğrusu, Avrupa’dan çıkma masallar ormanda; Doğu masalları ise çölde geçiyor. Çocuklar en uzak, en ıssız yerlere gönderiliyorlar. Düşünürsek bu masallar yüzlerce yıldır anlatılıyor. Kötü karakterler de o zamanın tabularından esinlenilerek yaratılmış. Futürist Masallar diye bir kitap yazmaya kalksam ben ne yazarım ki bizim çok bilmişe. Bilgisayar devrelerinden çıkma bir masal ancak. ‘Çok bilmiş’ diyorum çünkü bizim evdeki Koray adlı 2 yaşındaki çocuk, sabah gözünü açar açmaz annesinin iPad’ini usulca yerinden çıkarıp kendi yatağına götürüyor, alette kendisi için indirilmiş olan Air Buddies serisi filmleri bulup birini seçip seyrediyor, hatta sesini açmayı da beceriyor.

Belki de çocukları o evreden geçmiş tecrübeli anneler bana bu konuda yardımcı olabilirler. Çocukların aklına böyle sorular gelmiyor da olabilir? Masal olduğunun, gerçek olmadığının farkında olabilirler mi? Gerçekte dondurmadan ev olmadığını, bir kurdun veya kedinin konuşamayacağını bilen çocuk, bir annenin de çocuklarını terk etmeyeceğini bilir mi? Yoksa ben kendimi bu tip sorulara hazırlamalı mıyım?

Ben aşağıdaki karikatürlerle çok eğlendim :)

Tags : MasalUyku
Irem Erdilek
Fenerbahçe tutkunu, sosyal medya bağımlısı. Okur, yazar. Blog lover, dreamer & mother. Teknolojik Anne, ALLYN

5 Comments

  1. son zamanlarda okuduğum en güzel eleştiri yazılarından
    biriydi. alkışlıyorum sizi. masallardaki tuhaflık konusundaki
    kaygılarınıza sonuna kadar katılıyorum. Bir de şöyle bir sorun var
    galiba: Kedinin konuşmayacağını bilen çocuk birgün internette ya da
    haberlerde “konuşan kedi” manşetiyle bir içerikle karşılaşırsa ne
    olacak? ya da daha gerçek bir durum annesi tarafından terkedilen
    çocuklarla arkadaş olduğunda ne olacak? Belki hayata karşı güçlü
    bir birey olabilsin diye imkansız’lar, asla’lar öğretmemek lazım
    çocuklara. Çocuk, bir annenin çocuklarını terk edebileceğini
    bilmeli ama kendi annesinin onu terketmesi korkusuyla yaşamamalı.
    Sanıyorum ilkini yapmak sizin kırmızı başlıklı kızı yutan Kurt’a
    yaptığınız gibi yumuşatıcı zırvalarla durumu anlatmak oluyor. Hem
    çocucuğun empati duygusu geliştirilmiş oluyor böylece. Her kötü
    içinde bir iyi aramayı öğreniyor. İkincisini yapmak ise sanıyorum
    çocuğa sözle anlatmakla başarılacak birşey değil. Tamamen
    davranışlarınız, ona karşı ilginiz ve vücut dilinizle alakalı…
    Biraz hislere bırakmak gerekiyor. Hiç bir çocuk gerçekten
    gitmeyecek bir anne için belki gider korkusu taşıyamaz….

  2. iremciğim,hatırlamaya çalıştım..ben hiç bir zaman çocuğunu terk eden anne-baba masalı anlatmadım. hep annesinin sözünü dinlemeyenlerin başına neler gelebilir gibi şeyler söylediğimi hatırlıyorum.sevgi en önemli çözüm noktası diye düşünüyorum. masalların uykuya geçerken çocuğun hayallere dalıp gevşemesini sağlamak olduğunu düşünüyorum; rahmetli babamın anlattığı morikano baba diye korkunç bir masal vardı; o zaman gözlerim yuvasından çıkarak dinlerdim ama şimdi hiç birşey hatırlamıyorum.yani çok abartmadan yumuşatarak anlatmak ya da okumak yeterli herhalde…

  3. merhaba iremcim,
    öncelikle bu güzel eleştirin için tebrik ediyorum seni. Ne yazık ki çocuklarımıza okuduğumuz kitaplar ın hiç birinde adam akıllı bir anlatım yok. Ya cadı çıkıyor, ya kurt, ya vampir….. kitap alırken her ne kadar seçici olmaya çalışsam da bu sefer de başka 1 sıkıntılı durum çıkıyor. Hoş kızım Alara Yağmur cadıları çokk seviyor:( Aldığım kitaplar da 1 pürüz gördüğümde uyduruyorum artık o sayfayı yada yazıyorum yeni 1 hikaye… Sorularının cevapları ise o kadar komik, eğlenceli ama bir o kadar da zor. Doğru cevap verme ye çalışırken , çuvalla ma mak için örneklerle anlatmaya çalışıyorum. Hepimizin işi zor. Allah yardımcımız olsun

    1. Duygu’cuğum,

      Koray’a masalları okurken aklıma bunlar geldi.
      Esas bugünkünü gördün değil mi?
      Haberi ve ardından hikayeyi okuyunca nasıl irkildim, bozuldum anlatamam. Bunu yazıp da masal kitabına ekleyenin ruh sağlığını bozuk olduğunu düşünüyorum. Tanrı çocuklarımızı bu tür doogmatik düşüncelerden korusun. Ne diyeyim başka?!?!

Leave a Response