Ben de bilmiyorum.

Bir kaç gündür burnu akıyor diye okula gitmedik bu hafta. Ben olsam burnu akan bir çocuk istemezdim çünkü. Eve tıkıldık. Hava da nasıl feci. Alışveriş merkezlerine gideceğimize evimizdeyiz. Bir şekilde akşamı ediyoruz ama ben bitmiş oluyorum. Gülüyoruz, koşturuyoruz, saklambaç oynuyoruz, film seyrediyoruz, arabalarını diziyoruz ama en çok kavga(!) ediyoruz. Dediğim dedik adamın teki bu. Yoruyor resmen ama en çok onu istediğim gibi oyalayamadığım için üzülüyorum. 2 yaşında enerji küpü bir erkek çocuğunu nasıl mutlu ederim ve fiziksel olarak yorarım onu düşünüyorum.

– Resim yap anne?

– Yapalım canım.

– Koray yaz anne.

Her yere Koray yazıyoruz. Araba çiziyoruz. Sonra bir bakıyorum ve Picasso olarak ben kendimden geçip resim yapıyorum, bizimki gidip oyuncaklarını dağıtıyor. Sıkılıyor, resim ona göre değil diyorum. Seçtiği oyuncaklarını çıkarmasına yardım ediyorum bu sefer. ‘Anne bunu koy, şunu diz’ diyor. Ne isterse yapıyorum, bu arada ben yine takılıyorum tüm oyuncakları dizmeye başlıyorum. Meğer onun düzeni başkaymış. Oyuncaklarını savuruyor. Şaşkınlıkla bakıyorum belki etkilenir diye. ‘Anneccciiim’ diye gelip şaap diye öpüyor yanağımdan.

Suyla oynamak istiyor. Arabalarını yıkamaya karar veriyoruz. Ben iki dakika içeri gidip geliyorum. Bizimki küvete girmiş, suyu açmış üst baş sırıl sıklam. ‘Anne bak şampan(şampuan) yaptım’ diyor kafasını göstererek. ‘E hani arabalarını yıkayacaktık? Sen akşamları banyo yapıyorsun’ diyorum. Diyorum da dinleyen mi var. O çoktan küvetin içinde eğlenceye başlamış oluyor.

Sonra Luca’ya takılıyor. Parmağını gözüne sokuyor, kulağına bakıyor, tepesine çıkıyor, bulduğu yerde sıkıştırıyor. En sonunda bugün Luca’dan ilk tepkiyi de aldı. Anladığını pek sanmıyorum. Şaşırdı havlayınca ama korktuğunu zannetmiyorum. Gülüyordu. Luca’ya olan davranışları bana kardeş ilişkisini çağrıştırıyor. Hani insan kardeşiyle kedi-köpek gibi kavga eder ya devamlı; anne müdahale edip de ayırınca başlarsın ağlamaya ‘kardeşim de kardeşim’ diye. Aynen bu durumdayız. Son zamanlarda ben, Koray’ın bu davranışlarına dayanamaz hale geldim. Çünkü karşısındaki kardeşi olsa bir şekilde kendini savunur. Oysa Luca’nın yaptığı kaçmak oluyor. İlk defa bugün havladı. Demek ki canı çok yandı. Havladığı için kendi kendine ceza verdi bir de. İndi alt kata başını eğerek 1-2 saat görünmedi ortalarda.

Kar yağdıktan sonra hava yumuşayınca dışarı çıktık. Bizimki onuncu dakikada bir su birikintisi bulup zıplamaya, koşturmaya başladı. Bir baktım ayağında ayakkabı yok. Hadi toparlan eve dön. Eve döndüğümüz için de çok kızdı bana.

Sonra, sakin sakin oturalım, o fanatiği olduğu ‘Cars’ı seyretsin bilmem kaçıncı kez, ben de bilgisayarımı açayım dedim. Her şey iyi güzel. Kahvemi aldım, ona sütünü verdim. Çok geçmedi bir baktım, bizimki kahveme sulanıyor. Her tarafımız oldu mu kahve?!? Ben biraz kızar gibi oldum, bu sefer o da ağlamaklı oldu. Numaradan elbette. Göz ucuyla da beni süzüyor. Bilgisayarı kapattım.

– Ay sıkıldım, ben biraz hamurla oynayayım.

– Çiçek yap anne.

– Tamam kırmızı hamuru ver o zaman.

 

Ben şaheserler yaratmaya çalışırken Koray da onları üst üste koyup birbirine sokmaya çalışıyordu. Sanırım renklerin birbirine girişine bakıyordu. ‘Oğlum ne yapıyorsun, bir daha oynayamayız’ diye salak bir cümle kurdum. Sanki renk bozulunca hamur kullanılamıyor. O da anlamadı ki bön bön suratıma baktı. İkimizin de hamur keyfi kaçtı, bıraktık.

 

Anladığım kadarıyla Koray el işleri dersinden sınıfta kalacak. Erkek çocukların hepsi mi böyle acaba? Belki de henüz küçük. Uzun süre tek bir şeye odaklanamıyor. Suratında öyle bir ifade var ki… inceleme halinde, devamlı. Bir işle meşgulken bir yandan da etrafını kontrol ediyor. Öyle dalıp gitmiyor.

Enerjisi var, kullanamıyor. Koşmak, boğuşmak istiyor.

Bir de benim sabırsız, çabuk sıkılan ve çocukla oynamayı beceremeyen bir anne oluşum var. Benim annem saatlerce resim yapardı bizimle. Bıkmadan usanmadan hem de. Ben öyle mıç mıç hamur yapayım, puzzle yapayım diyen anne olamıyorum. Kitapları bile zor okuyorum sonuna kadar. Büyük ihtimal Koray da benim beceriksizliğimin farkına varıyor ve konsantre olmıyor oyuna. Ben çok güzel konuşurum ama. Durmadan. Anlatırım da anlatırım. Koray’ın iki ay içinde nasıl bu kadar hızlı bir dil gelişimi gösterdiğini anlamak zor değil. O da bütün gün bır bır bir şeyler anlatıyor. Bizi bizden başka kimse anlayamıyor. Bu da süper bir keyif. Koray’ın çok sıkıldığı anlarda şarkı söylemeye başlıyorum. Dayanamayıp eşlik ediyor, dans ediyoruz sonra da. Ne yapayım, başka bir şey gelmiyor aklıma.

‘Kış zor geçer’ demişlerdi. Bu kadar hareketli, gezmeye alışık, özgür büyüyen bir çocuğun eve tıkılıp kalması herkes için yorucu oluyor. Okula gitmek istiyor. Biz haftada iki gün 2 saat oyun ve müzik dersine gidiyoruz. Resmen ağlayarak çıkıyoruz. 2.5  yaşından itibaren annenin refakati olmadan alıyorlar çocukları. Yazın buralarda olmayız diye Eylül ayında vereceğim yuvaya. Yoksa bu duvarlar ikimize de dar gelecek iyice.

Seneye bir şeyler eklerim bu yazıya.