Kardeş yapmalı mı? Yapacaksak ki yapacağız- ne zaman yapmalı? Şimdi mi, beş sene sonra mı???? Sorularının ardı arkası kesilmiyor bu aralar. ‘Hadi’ diyor herkes ‘hadi’. Kardeş yapmak bu kadar mı gerekli???

Evet. Hem de öyle bir ihtiyaç ki bu… Benim için değil Koray için. Tek çocukla hayat daha kolay. İkinciyi oğlum için istiyorum. Bu hayatta yalnız kalmasın. Güvenebileceği, arkadaş gibi ama arkadaştan yakın biri olsun istiyorum. Aynı benim gibi kardeşinden bahsedildiğinde gözleri dolsun, kalbi sevinçle atsın, varlığı güç versin, güven versin istiyorum.

Son zamanlarda garip duygular içindeyim… Ablayım ben. Benden altı yaş küçük bir erkek kardeşim var ve biz onu yurt dışına okuması için yolluyoruz. Tüm hazırlıklar neredeyse tamam. Kendi ellerimle bırakacağım onu dünyanın öbür ucuna. İçim sızlamaya başladı. Fikir benden çıktı oysa. Eğitimini tamamlamak, kariyerinde ilerlemek için yurt dışına gitmeliydi. Sonunda gün geldi çattı. Bavullar hazırlanıyor, listeler yapılıyor. Ben, hem sevinç içinde hem de üzüntüyle ilk elden yardım ediyorum. Son eşyalarını da almak için annemlerin yanına döndü. Terminale bırakırken öyle fena oldum ki… Arkada koltuğunda oturan Koray da dayısının arkasından ‘dayda git-tiii’ dedi ve ilk gözyaşı damlası indi. İlk defa o anda fark ettim varlığının ne kadar önemli olduğunu. Daha doğrusu ne çok yer kaplıyormuş hayatımda kalbimde.

O da aynı şeyleri hissediyor mu bilmiyorum. Ablayım ve aramızda 6 yaş olduğu için mi böyleyim, hiç bir fikrim yok. Koray neyse Kerem de o benim için. Onu üzen, sıkıntıya düşüren kim olursa, ne olursa karşısına geçerim. Ne tuhaf! Biz küçükken kedi-köpek gibiydik. Devamlı kavga-dövüş. Aynı cinsiyette değiliz ortak zevklerimiz yok. Yaş farkı o zamanlar 6 değil de sanki 16 gibi hiç anlaşamıyoruz. Sanırım ben de biraz gıcık mıydım neydim, çocukluğumuz annemin ‘yeteeeeeer’ çığlıklarıyla geçti. Daha da komiği bizi ayırmaya kalktıklarında itiraz ediyorduk. Kerem, henüz konuşamadığı 2-3 yaşlarında, babamın beni uykuya göndermeye çalıştığı zaman ‘baba, iyem ee aa’ yani ‘baba irem uyumasın’ diyordu. Sonra ben üniversite için evden ayrıldım. Kerem henüz orta okula başlamıştı o sene. Sık sık gelip gidiyordum ama beraber aynı evde yaşarkenki gibi değildi. Çok özlüyordum herkesi, her şeyi, odamı, yatağımı. Ama en çok kardeşimi. Sonra bana bir olgunluk geldi. Tam abla-kardeş olmuştuk. Aramızda mesafeler oldukça birbirimize daha bir düşmüştük. Sırdaş olduk. Arkadaş olduk. Yeri geldi ben küçük kız kardeş oldum.

Şimdi benim bir oğlum var. Dayda’sı en iyi arkadaşı. Öyle eğleniyorlar ki.

Sanki bir değil iki oğlum varmış gibi hissediyorum. Kardeşime olan sevgimi kelimelerle açıklamam mümkün değil. Yetmiyor. Sabahtan beri bitiremedim bu yazıyı sırf bu yüzden. Nasıl anlatırım ki?! diyorum.

Kerem’in gideceğini düşündükçe moralimin bozulduğunu gören Sarp:

– Canım, niye üzülüyorsun ki? Dünyanın en güzel şehrine okumaya gidiyor. Sevin sen buna, dedi.

– Sen anlayamazsın kocacım. Kardeşin yok ki. Tahmin edemezsin içimdeki sızıyı, dedim. Yolu açık olsun! Tek dileğim bu.


Gelelim ikinci çocuk meselesine;

Koray’ın uyku-beslenme-huysuzluk problemleriyle boğuştuğumuz günler ‘ikinci falan yok’ diye söyleniyorum ya. Salak olmam lazım bunları düşündüğüm için. Büyüdü, ortaya çıktı işte Koray. Gündüz hala az uyur, gece uyanır, aramızda yatmak ister, bazen yemek yemez, bazen öyle- bazen böyle. Büyüyor işte. 2 yaş sendromunun yan etkileri yüzünden kardeş yapmaktan korkan anneye ‘yuhh’ olsun. Hem derinden kardeş sevgisini hisset, hem de ‘çocuğum tek kalsa olmaz mı? diye düşün.

YOK OLMAZ. HERKES BİR KARDEŞİ HAK EDİYOR BU HAYATTA.