KKB diye kısalttığıma bakmayın. Aslında KÜÇÜK KARA BALIK. Acayip sevimli öyle değil mi? Türkiye’nin ilk veli insiyatifi ile kurulmuş olan Montessori anaokulu. Montessori denince akan sular duruyor bende. Daha çok öğrenmek istiyorum. Çocuğa çok şey kattığına emin olduğum bu sistemi ve okulu, kurucularından Seda Aydın ile konuştum. Biraz uzun ama keyifli ve bilgilendirici bu yazıyı benim gibi zevkle okuyacağınızı umuyorum:

 Öncelikle, Montessori Eğitimi Profesyoneli değil, bu felsefeye ilgi duyan, çoçukla uyumuna inanan bir anne olduğumu belirtmeliyim. Okudularım ve işin uzmanlarından çıkarttığım öze göre;

Montessori Eğitimi, her çocuğun kişisel farklılıklarına, bireysel öğrenme hızı, ilgi alanı ve becerilerine saygı duyan ve çocuğu toplumda birey olarak gören bir eğitim felsefesidir.

Benim Montessori Eğitimi ile tanışmam lise yıllarına dayanıyor. O zamanlar okuduğum bir kitapta aklıma atılan bir çapa, kızımın doğumuyla hepimizin yaşadığı çeşitli sorgulamalara, sorgulamalar da araştırmaya sebep oldu. “evet artık bana bağlı değil, dışarda nasıl kendini gerçekleştirebilir, nasıl kendisi olabilir?”  Felsefenin benim için en kıymetli yanı insanın kendisinin arkasında durabileceği bir özgüven oluşturması. Bir yandan empati duygusu geliştiği ve bildiğimiz yetişkin toplum sınırları olduğu için, ukala ve sınırsız bir özgüven değil bu. Başkasının varlığına saygı duyarak varolabilme sanatı, bence birçok akademik yetiden önemli!

Neyi, ne zaman, kim veya ne ile, nasıl ve nerede yapmak istediğine karar verebilen ve bu kararlarını uygulamalarına izin veren yetişkinlerin olduğu bir ortamda büyüyen çocuklar, kısa bir süre içinde, huzurlu, odaklanan insanlara dönüşüyorlar. Duyguları zamanında tatmin olduğu için sanırım Montessori sınıfları için en sık kullanılan tanım  “huzurlu” oluyor. 

Ve başka önemli bir yeti “hayır!” diyebiliyorlar. Amerika’da yapılan bir araştırmadan bahsetmeden geçemeyeceğim: sigaraya başlama yaşı çok düşük olan Amerika’da bir araştırma yapılıyor Montessori çocukları üzerinde. Bu çocukların yüksek yüzdelerle sigaraya erken yaşta-hatta ileride de fark yaratacak şekilde-  başlamadıkları istatistiği çıkartılıyor. Çünkü bu çocuklar, başkalarından onay almak için kimseye “evet” demek zorunda hissetmiyorlar.

Tüm Dünya’da Montessori okulları iki aydan lise son sınıfa kadar hizmet veriyor. İki aylık çocuklar daha çok hazırlanmış çevrede günlük bakım alırken, 16 yaşındaki çocuklar akıllarının uçurduğu yere gitmekte serbestler! Bunun en güzel örneklerinden biri, Google’ın kurucuları. Kendilerinden bahsettikleri her röportajda, yaratıcılıklarını ve sınırsız düşünme yetilerini Montessori sistemi ile yetişmiş olmalarına bağlıyorlar.

Ülkemizde, Montessori adı yabancı bir kelime olduğu için bir önyargı var. İçinde çocukların sadece akademik eğitim aldığı, çok katı, hayalgücünü kısıtlayan bir sistem olduğu düşünülüyor. Halbuki bu okullarda çocukların hayalgüçlerinin tek sınırı kendileri, yani sınırsız. Örneğin sınıfta her zaman bir şövale var, isteyen çocuk istediği zaman resim yapabilir. Hatta bu resme bahceden gidip yaprak, kum havuzunda deniz kabuğu almak ve yapıştırmak isterse, sadece talep ettiğinde destek olunur. Sonuçta tamamen ona özgü, ruhunu yansıtan bir eser çıkar ortaya.

Bir başka yanılgı, Montessori felsefesinin çocukları “bireysel” yaptığı. Çocuklar sınıfta küçük bir toplum modeli oluyorlar. İstedikleri etkinliği, birbirlerinden izin alarak birlikte yapıyorlar,  karıştırılan kavram , “öğrenme” fiilinin herkesin farklı metod(görsel-işitsel),hız,tekrar ihtiyacı sebebiyle bireysel olması gerektiği. Zaten sınıfa girdiğinizde birlikte yanardağ deneyi yapan veya bulaşık yıkayan çocuklar gözünüze hemen çarpar. En önemli fark bu çocuklar eğitmen tarafından gruplanmamış, çocukların kendi istekleriyle grup olmuş olmaları!

Okuldaki eğitim hayatı dışında bu felsefe hayatta bir bütün olarak yaşanmalı. Örneğin evde, çorabını giymeye çalışan 18 aylık bir çocuğun mümkün olduğu kadar, elinden alıp giydirmemek size bir Montessori süreci yaşatabilir. Nasıl mı?

  • Bu hareketi geliştirmesine, deneyimlemesine izin vermek.
  • Yüzüncü denemesinde başarmanın verdiği hazzı, bu hazzın verdiği öğrenme aşkını zedelememek.
  • Bunun doğal bir gelişim süreci olduğunu ve hemen hemen her çocuğun aynı süreci yaşadığını bilip fazladan onay ve aferinlerle olayı ödül odağına çekmemek.
  • Çorabı giyme sürecini, hızını başkasıyla karşılaştırmamak.

Kısacası çocuğun hayatı deneyimlemesine engel olmamak gerekiyor. Hayatımızdaki en değerli varlıklara, sokaktaki bir yabancıya gösterdiğimiz saygıyı, yazılı olmayan toplum kurallarını uygularsak, Montessori felsefesinin temelini uygulamış oluyoruz.

Evde bunları uygularken okulda bozulacağı endişesi ile, okulları gezip hayal kırıklığı yaşamamla Küçük Kara Balık’ın temelleri atıldı. Emel Çakıroğlu Wilbrandt ile tanışmamız ve onun bizi Veli İnisiyatifi’ne yönlendirmesiyle ideallerimiz somut bir yapıya dönüştü. Temelde on aile ile başlayan yapı, kısa sürede Montessori ve Kaynaştırma Eğitimini Geliştirme Derneğinin kurulmasıyla yeni bir yön kazandı ve kar amacı olmayan bir çatı altında ilk Veli İnisiyatifi Montessori Okulu olan Küçük Kara Balık Çocuk Evi’ni açtık. (www.kkbce.com)

Okulun hedefleri arasında dünya standartlarında eğitime devam etmek, uluslararası bağlantılar ile kontrol mekanizması yaratmak  ve MEB ile ortaklaşa bir proje ile Montessori ilkokulu açmak var. Montessori ilkokulu açmak için bu işe gönül vermiş herkesin desteğine ihtiyacımız var. Bu konu ile ilgili destek vermek isteyen herkesi derneğimize bekliyoruz.  http://www.montessori.org.tr/dernegimiz/uyelik/

 

Küçük Kara Balık tamamen veliler tarafından ortaya çıkmış bir anaokulu. Bahçesinden, boyasına, yemek menüsüne kadar her şey veliler tarafından yapılmış. Okul bana uzak olmasaydı kesin oraya gönderirdim. Bunu da buraya yazıyorum :)