Hamileyken özellikle ikinci trimester’da bir enerji patlaması gelir ya… hani eve girişirsiniz. Her şeyi ayıklama, atma, temizleme krizine girersiniz. Hamile olmayanlar veya hamile olup da henüz bu bahsettiğimi tecrübe etmemiş olanlarınız varsa hazır olun öyleyse. Neden, ne zaman, niye olduğunu anlayamacağınız şekilde bir ‘düzenleme’ hastalığına yakalanacaksınız. Hem eve ışığıyla, şansıyla gelecek olan miniğe yer açmak için hem de uzun süre ellenmemiş dolapların feraha ermesi için yapacaksınız.

Ben zaten birkaç haftadır, aklıma takılan yerlere elimi atıyordum ama son iki üç gündür iyice zıvanadan çıktım. İşe Koray’dan kalan eşyalarla başladım. Kıyafetleri hurçlara koymuşum, oyuncakları ise kutulara atıp garajda bir köşeye ittirmişim. Gözümün önünde olmadıkları için de bugüne kadar ne var ney yok ne durumdalar diye bakmamışım. Anlaşılan o ki beklenen arkadaş erkek olsa kendisine çöp(!) almayacakmışız. Bir bebeğin, bir erkek bebeğin ihtiyacı olan her şey var. Kıyafetler, ayakkabılar, puset, araba koltuğu, ana kucağı, yatak, yorgan, oyuncaklar, katı gıdaya geçiş setleri, bebek tartısı, küvetler… var da var. 4 senede ev bebek-çocuk dükkanına dönmüş. İyi muhafaza etmişim de hepsi yeni gibi duruyor. Zaten böyle saklamamın sebebi de ‘ikinci çocuk olursa’ idi. Ve ikinci yolda geliyor. Geliyor da kendisi bir kız üstelik Koray’ın tam tersi bir mevsimde aramıza katılacak. O yüzden kıyafetlerin bir kısmını giyebilme şansı yok. Ben de başladım ayırmaya. Elime geçeni koklaya koklaya, oğlumdan kalan hatıraları içime çeke çeke hafızama iyice kazıyana kadar tek tek ayırdım. Neredeyse her bir parçayı ne zaman giydiğini hatırlıyorum. ¨Aaa bu dedesiyle ilk pozunu çektirdiği body¨, ¨Bu da hastanede ilk giydiği tulum¨ derken bütün anılarım bir anda canlanıverdi o el kadar kıyafetlerle birlikte. Ne çabuk geçmiş zaman. İtiraf edeyim özlüyorum. Uykusuzdum ama bebek kokusunu da hiçbir şeye değişmem. Evet, bunu şimdi söyleyebiliyorum zaten ancak şimdi söyleyebilirim.

Kıza olmayacak kıyafetleri yardımcımızın doğacak erkek torunu için ayırdım. Kalanlarını da yine ayına göre torbaladım. Torbaladım diyorum çünkü iki dolap dolduran hurçlar yerine vakumlanabilen torbaları kullandım bu sefer. Yastık, yorgan, havlu ne varsa hem de… Fotoğrafta gördüğünüz gibi de bir gömme dolabın üst raflarına sığacak hale geldi hepsi. Daha önce neden kullanmamışım ki zaten.

Bu arada, boşalan dolapları dolduramadım tabi ki. Kızın odasını hazır hale getirince tüm bunlar ortaya tekrar çıkacak, yıkanacak, ütülenecek ve yerleşecek elbette.

Sonra sırada oyuncaklar vardı. İki koca kutu bebek oyuncakları saklamışım. Ne arasanız var. Tahmini aylara göre onları da kutuların içinde bölümlere ayırdım. Tek tek elime aldım ama önce. Koray’ı bunlarla hatırladım. Gözlerim doldu zaten bütün gün gözlerim dolu doluydu. Şimdi tüm bunları minik kız kullanacak. Ağabeyinin giydiği tulumları giyecek. Eline ilk aldığı oyuncak Korayımın da ilk oyuncağı olacak. Ben bir daha bir daha anılarla dolacağım.

Kimi anne baba ikinci çocuğa haksızlık olmasın, ‘ona da yeni alalım’ düşüncesine kapılıyorlar. Görüyorum ve diyorum ki yapmayın. Eğer tüm o kıyafetler, eşyalar, oyuncaklar kullanılabilir durumdaysa bırakın kardeş olmanın dayanılmaz keyfini yaşasınlar. Hem neden haksızlık olsun ki. İhtiyaç yoksa yenilemenin gereğini anlamakta zorlanıyorum ben. Eskiden bir kıyafetler kaç çocuk büyürmüş. Hep anlatıyor annemler. Bir beşik, bir puset 4-5 ev gezermiş kuzenler arasında. Zaten çocuğun farkında olduğunu veya farkında olsa bile umurunda olacağını pek zannetmiyorum. Koray’a bunlar evimize gelcek bebek için dediğimde ¨kardeşim mi giyecek benim küçük kıyafetlerimi?¨ diye suratında mutluluk ifadesiyle bir soruşu var.  Evet, bu arada Koray’ın kardeşten haberi var ve ben hala bu haberi nasıl verdiğimizi, durumu nasıl karşıladığını, şimdi ise bana nasıl yaklaştığını yazamadım.  Yakında :)

Hem belki kızımız için bulduğumuz ismi de yazarım beraberinde.