Şimdi şöyle oyun oynatmayı beceremediğim gibi yemek yedirme işinde de pek başarılı olamadığımı yazmıştım defalarca. ‘Neyi düzgün yapıyorsun?’ diye soracak olursanız genel olarak neşeliyim, rahatım ve onu mümkün olduğunca özgür bırakmaya çalışıyorum, diyebilirim. Yeter sanki bu ;) Şaka bir yana bu yemek yedirme işi benim için sıkıntı. İştahsız değil ama çok hareketli. Onu sofrada tutmak için ne yapacağımı şaşırıyorum. Onu oyalayacak bir şeyler verince kolay oluyor ama benim derdim kendi kendine yemesi. Daha doğrusu sofraya karnını doyurmak için oturup yiyeceğini yiyip kalkması. Oyuncaklarını geride bırakabilmesi. Yoksa açarım televizyonu iki dakikada yer. Yapmadım mı yaptım çok daraldığımda ama ben geçici çözüm istemiyorum.

Aletha Solter seminerlerinden öğrendiklerimden sonra ceza-ödül kısmını beyinden çıkarmakta zorlanıyorum. Adeta genlerimize işlemiş. Onu masaya oturtmak hem de oyuncaksız oturtmak için sofra kurallarını hatırlatmaya karar verdim. Ceza değil kural. Yemekler tabaklarımıza kondu. Koray elbette her zamanki gibi bir kaşık ağzına atıp salona kaçtı. Defalarca çağırdım. En sevdiği çizgi film varmış, gelmeyecekmiş. Dedim ki:

– Koray’cığım evimizde kuralımız neydi? Herkes sofraya oturacak ve karnı doyuncaya kadar yemek yiyecek. Annenin tabağındakiler bitince tüm tabaklar sofradan kalkacak. Masa temizlenecek. Şimdi lütfen gelir misin ben yemeğimi bitirmek üzereyim.

– Hayır!

– Peki öyleyse.

Çok zor oldu ama yemeğimi bitirdim ve sofrayı topladım. Koray mutfağa gelip de masanın kalktığını görünce:

– Ama ben aç kaldım, dedi.

– Tatlım, söyledim sana. Sofrada bir kuralımız vardı. Herkes aynı anda yemek yiyecek.

– Ame ben aç kaldım, büyüyemeyeceğim.

– Bir sonraki öğününde çok yersin arayı kapatırsın.

Bu kelimeler ağzımdan çıkarken doğru mu yaptım yanlış mı yaptım çok bocaladım. Koray’a ceza vermek istemiyordum ama kuralları öğrenmesi için biraz zorlamam gerektiğini biliyordum. O akşam ikimizin de morali bozuk olarak uyuduk. Bütün gece aklıma guruldayan ufacık midesi geldi. Elbette sabah 6.15’te her zamankinden çok daha erken uyandı. Aç kurt karşımdaydı. Güzelce öğünü atlattık. Okulda öğlen yemeğini de ikişet tabak yemiş halde eve geldi akşam üstü. Bakalım akşam yemeği ne olacaktı?

Tam da aksi gibi Koray’ın en sevdiği çizgi filmi yemek saatimize denk gelmişti yine ama sofra hazırdı, yemekler tabaklardaydı. Koray önce itiraz etti. Ben de uyarımı yaptım. ¨Ben bitirdiğimde sofra kalkacak, karnı aç olan gelsin!¨ Koray koltuktan kalktı, televizyonu kapattı ve sofraya oturdu. Yemeğini çabuk çabuk yedi aceleyle yedi ve gitti. İşe yaramıştı. Aç kalmak işe yaradı demek çok fena bir şey ama işe yaradı. Kuralları hatırlatıp kararlılıkla uygulayınca işe yaradı. O günden beri de problem yaşamıyoruz.

Ödül kısmı

Dondurma aldık. Yemeğini yemezse elbette vermek istemiyorum ama bu durumun ödül veya ceza olmasının da önüne geçmek istiyorum. Dedim ki yine:

– Biliyorum dondurmayı çok seviyorsun, ben de çok seviyorum ama yemekten önce yersek karnımız doyar ve asıl yememiz gerekenleri, ihtiyacımız olan besinleri yeterince yiyemeyiz. Bence önce yemeklerimizi bitirelim sonra da dondurmaya sıra gelsin.

– Tamam önce yemek.

Yine şaşırtıcı şekilde işe yaradı. Çocukla iletişime geçmek meğer ne kadar kolaymış. Yapılacak şey basit; onu anladığınızı, duygularından haberdar olduğunu belirtmek ve durumu/kuralı anlatmak. Eminim arada sırada beni zorlayacak ve deneyecek. Hatta yapıyor. Sesim yükselir gibi oluyor sonra havalara bakıyorum. Derin bir nefes alıp aynı göz hizzasına gelip sakince konuşmaya çalışıyorum. Benim istemediğim bir hareket yapıyorsa da bundan hoşlanmadığımı söylüyorum. ¨Tamam, anladım¨ diyor. Diyor ama yarım saat sonra yine düz duvara tırmanmaya devam ediyor. Belki de neden hoşlanmadığımı anlayamıyor.

Sanırım şimdi o dersi çalışmam gerek. Onun da beni anlaması için doğru kelimeleri bulmalıyım.