Yani tam olarak tek başına değil elbette. Demek istediğim yardımcı olmadan çocuk ve kocaman tüylü bir köpekle geçirilen 12 günden bahsediyorum. Baba da yok bu arada. İş yoğunluğu tam da yardımcının izinde olduğu hafta yoğunlaşınca kaldım mı bi başıma? Bu yazıyı okuyup da ‘Ne var canım biz de çocuğumuza tek başımıza bakıyoruz’ diyenleriniz vardır. Biliyorum ve ev işi, çocuk, yemek, ütünün altından tek başına kalkanların önünde saygıyla eğiliyorum. İnsan rahata alışınca dünyası kararıyor. Bir de benim durumumda fazladan, günde en az iki kere dışarı çıkartılması gereken bir köpek var. Bir de tüy dökülme döneminde olunca bu arkadaş, aklımı kaçırmama az kaldı.

Evet, köpekle yaşamak harika ama çocuk varken tek başına bakmak zor. Hele ki temizlik ve düzen konusunda hassassanız. Mutlaka bir iş planı gerekiyor. Mümkünse saat saat. Yemek, genel dağınıklık halledilince geriye kalanlar o kadar sorun olmuyor. En azından ilk birkaç gün. Normalde yardımcının izne gittiği zamanlarda ya annemi çağırırdım yardıma ya da tası tarağı toplayıp Bursa’ya giderdim. Bu sefer Koray’ın okulunun olması hem de okulunun tam güne çıkması ile bu işin altından kendi kendime kalkarım diye düşündüm. Hesaplayamadığım şey kocamın işlerinin yoğunluğu ve İstanbul’da geçireceği günlerin azalması oldu. Neyse anne değil miyim? Her işin altından TEK başıma kalkarım. Değil mi?

Allah’tan hava çok güzel de kışın o depresif halinden kurtuldum. Moralim o kadar bozuk değil. Çocuğa daha az bağırıyorum, kocaya da az dırdır ediyorum. Neler mi yapıyorum? Son 10 günümüz işte böyle geçiyor:

Sabah 6.20’de kalkış. Anne odaları toplarken çocuk da annesinin arkasından oyuncaklarını dağıtıyor. Anne dağılan oyuncakları bu sefer çaktırmadan toplamaya çalışır.

7.00’da aşağı kata iniş. Karnı acıkmış ve bilumum ihtiyacı giderilmesi gereken sevimli ve bir o kadar da tüylü arkadaş sizi karşılıyor. Çare yok sabahın köründe çoluk çocuk giyinip sokağa atıyoruz kendimizi. Bir elimde Koray, bir elimde tasmada Luca gezmeye çıkıyoruz. Bu saatte zaten sadece köpek gezdirenler var sokakta, bizim halimizi görenler pek bir gülümsüyorlar bize. Büyük ihtimalle ¨Ne güzel, anne çocuğunu da almış köpeğini gezdiriyor¨ diyorlar. Bilseler ki zorunluluktan. Sokakta Koray bir tarafa çekiştiriyor, Luca başka tarafa. Arada ikisini birden dürtüyorum ve ikisine de aynı komutları veriyorum: ¨Durun, yavaşlayın, yanıma gelin!¨

7.45 eve dönüş. Köpeğin ayakları yıkanır, kurulanır. Çocuğa köpeğin mamasını verme görevi verildikten sonra salona ve mutfağa geçilir. Toparlama işlemi bittikten sonra tüyleri basitçe almak için ScotchBrite’ın sert yüzeylerdeki tüyleri ve tozları kolayca almayı sağlayan kağıt uçlu sopası ortaya çıkar. Bu arada çocuk mutfakta ¨karnım aç¨ diye çırpınmaktadır.

8.15’te kahvaltı edilmek üzere sofraya geçilir. Çocuğa bir şeyler yedirilmeye çalışılırken maillere bakılır.

8.45’te kalhvaltı sofrası toplanırken anne, ağzına bir lokma koymadığını fark eder ama artık çok geçtir. Elma veya armut ile idare edilir. Çocuk televizyon seyretmek istediğini belirtince anne kendine kahve koyar. Tabi ki içemez çünkü aklına makineye atılması gereken çamaşırlar gelir. Onlarla uğraşırken çocuğun okul servis saatinin yaklaştığı fark edilir ve acilen giyinmek ve giydirmek için üst kata çıkılır. Yaklaşık on beş dakikalık bir çaba sonucu çocuk dolapların üzerinde yakalanır ve zorla giydirilir.

9.40 sokağa çıkılır. Çocuk servise bindirilince koşa koşa eve gelinir. Göze çarpan son birkaç dağınıklık da toplanınca annenin gücü hala yerindeyse spora gider. Gidemezse bloguna yazı girer.

Çocuk artık akşamüstü 15.30’da eve geldiği için öğlen yemek yapma derdinden kurtulan anne sadece akşamı düşünmektedir ve daha da zamanı vardır. Köpeğin tüyleri ve çocuğun dağınıklığı yüzünden her gün süpürülmesi gereken ev annenin başına kaldığından dinlenmeye vakit yoktur. Ütü meselesine hiç gelmeyelim. Onu yapamıyorum ve kocanın varsa gömlekleri kuru temizlemeye veriyorum. Hiç uğraşamam çünkü.

15.30’da servisten alınan çocukla birlikte köpek gezdirilmeye çıkılır. Hava güneşli olunca daha bir keyifli olan bu aktivite herkese iyi gelir.

16’da eve döndüğümüzde ana-oğul süt-kurabiye keyfi yapılır. TV karşısında güzel bir çizgi film seçip seyredilir

17’de uyku emareleri gösteren çocuğa akşam yemeği hazırlanır, yedirilir, yedirilmeye çalışılır.

18’de üst kata çıkılıp biraz sakin aktiviteden sonra banyo-masal ve sıra uykuya gelir. Artık öğlen uykusu uyumayan ve gün boyu okulda çok yorulan çocuk 5 dakika bile sürmeden mızırdayarak da olsa kendi kendine uykuya geçer.

Anne tam bir ‘oh!’ çekecekken karnı acıkan köpeğin sesi gelir. Hemen gidip yemeği verilir.

Salona geçip artık kahvesini içmeye hazırdır. Ve evet bu sefer kahvesini içer. 9.30 gibi köpek yine söylenmeye başlar. Dışarı çıkması gerekmektedir. Peki bu nasıl olacaktır? Çocuk yukarıda uyuyor. Evde başka kimse yok. Köpek, garaj kapısından salıverilir. 7 yaşında ve gerçekten çok akıllı olduğu için 10 dakika sonra eve geri gelir. Ayakları yıkanır, kurulanır. Bu günlük onun işi bitmiştir.

Anne salona çıkar, kucağına bilgisayarını alır. Tam bu sırada kocası arar. Oğlunu sorar. ¨Oh oğlanı erkenden yatırıyorsun, keyfin yerinde¨ der. Annenin aklından binbir türlü laf geçer elbette ama söylemez. ¨Umarım bir gün çocukla ve köpekle tek başına kalırsın¨ der ve telefonu kapatır. Tam keyfine varacakken yukarıdan ¨Anneeaaa…¨ diye bir uluma. ¨Sen neden yanımda değilsin?¨ diye soran çocukla yaklaşık yarım saat süren uyku eğitimi kavgası. Çocuk pes eder, uyur.  Annenin de gecesi bitmiştir. Gider yatar.  Sabah 6’da gözünü açtığında uyku eğitimi verdiğini zannettiği oğlunu dibinde buluverir. Yapacak bir şey yok. Öper, koklar, ¨Günaydın¨ der. Yeni bir gün ve yeni bir maraton böylece başlar.