İki aydan uzun bir süredir yazlıkçı halindeydik. Sıcak ve bunaltıcı İstanbul’dan kaçma şansımız olduğu için ayrıca şükrediyorum elbette. Hele ki sığındığımız yer anneanne-dede evi olunca değmeyin keyfimize. Yan evde kuzenler, biraz ileride başka akrabalar derken Koray bütün yazı kalabalığın içinde geçirdi. Hem fiziksel hem de duygusal olarak büyük ilerleme kaydettiğini düşünüyorum. Benim için de bir o kadar keyifliydi. En azından ilk başlarda. Sonra ne mi oldu? Benim otorite yerlerde. Bu kadar kalabalığın arasında, bir de tek küçük olunca iyice şımardı. Kaçacak bir sürü yer, sığınacak insan buldu. Ben de ¨aman neyse tatildeyiz¨ dedim ve pek üstüne gitmemeye çalıştım kimsenin.

Tatilin sonlarına doğru Koray’da bir ev özlemi başladı. ¨İstanbul’a gideceğim¨ diyordu sadece. İstanbul da İstanbul. Arabaya biniyoruz markete gitmek için ¨Anne düz gidelim, İstanbul orada¨ diyordu. Hele en son babamla birlikte yan yana bisikletle gezerlerken alıp başını gitmeye kalkmış. Babam ¨Koray nereye?¨ diye sorunca cevap elbette ¨İstanbul’a gideceğim.¨ olmuş. Sabah kalkıyor ev diye sayıklıyor, akşam yatarken okul diye.

Bugüne ne kadar hiç böyle olmamıştı. Bugüne kadar dediğim 4 yaş daha olmadı tabi ama bir sürü yolculuk yaptık hiç evini özlediğini dile getirmedi. Ya da özlediyse de biz anlamadık. Ya da artık öyle bir döneme geçtik. Aidiyet duygusu, sahiplenme, kendi eşyaları gibi kavramları kafasına oturttu. Aklı odasında, oyuncaklarında kaldı. Sadece  o da değil, bahçedeki elma ağacını merak ediyordu, buzdolabı bozulmuş muydu acaba? Evini merak ediyordu. Değişti mi diye soruyordu zaman zaman. Henüz yaz bitmedi ama biz Koray’ın özlemini daha fazla depreştirmemek için dönme kararı aldık. Aslına bakarsanız, ben de dönmek istedim çünkü Koray sıkıldıkça ben de sıkıldım. Onun mutsuz olduğunu görmek istemedim.

En sonunda Pazar akşam üstü döndük evimize. Babayı Bursa’da bıraktık ve aslına bakarsanız resmen kaçtık İstanbul’a. Bir küçük çocuk, bir kocaman tüylü köpek, bir sürü valiz, ıvır zıvır çantalar, bisiklet, scooter ile tek başıma eve geldim. Yardımcı izinde, dönmesini bekleyemedik bile. Hala açılmamış valiz var artık yavaş yavaş yerleşeceğim yapacak bir şey yok. Koray eve girince yerleri öpecek zannettim, öyle mutlu oldu çünkü. Odasına koştu, teker teker bütün çekmecelerini açtı, oyuncaklarını odanın ortasına saçtı. Hangisiyle ilgileneceğini bilemedi bile. Huzur doldum o an.

Pazartesi sabah bizim küçük bey her zamankinden 15 dakika erken kalktı okul heyecanı ile. ¨Kahvaltımı edeyim, okula gideyim¨ diye uyandırdı beni. 10 dakikada bir saate baktık. Okul zamanı gelip de ‘hadi gidiyoruz’ dediğimdeki mutluluğunu kelimelerle tarif etmem imkansız. Arabaya atladık, okul yolunda çığlık atıyordu sevincinden:

Öğretmenleri ve arkadaşları da onu aynı çoşkuyla karşıladılar.  Harika bir gün geçirmiş. ‘Okula hareket geldi’ dedi herkes.

Ayrıca bütün bir yaz boyu bizim dağınıklığımıza tahammül eden anneme, babama; Koray’ı her an oyalamak için hazır bulunan kuzenlere teşekkürü bir borç bilirim.