Dünyayı keşif başladı!!!

Bizim minik adam neredeyse 1.5 yaşında ve her geçen gün yaptıkları, öğrenme ve bunları geliştirme hızı beni acayip şaşırtıyor. Tek bir sefer öğrenmesi için yeterli oluyor. Etrafını, insanları, doğayı çok iyi inceliyor sonra da aklına yatanları taklit etmeye çalışıyor. Demek istediğim taklit ettiği sadece biz değiliz başta Luca olmak üzere hayvanların ne yaptığı, nasıl hareket ettiği ona çok ilginç geliyor. Yerdeki emziklerini eliyle almak yerine Luca’yı taklit ederek, eğilip ağzıyla alıyor. O kadar komik bir görüntü ki.

Biberondan süt dışında başka bir şey içmeyi reddediyor. Büyüdü ya bizimki bardakta istiyor suyu ayranı. Çatal bıçakla başladığı öğünler ellerinin de tabağa girmesiyle seyirlik hale geliyor ama o öğrenmeye devam ediyor. Parmaklarını nasıl kullanacak, çatal-bıçak-kaşık arasındaki farkları keşfediyor. Üfleyerek verdiğim lokmalara artık Koray püfffflüyor. Hele çorbaysa kuvvetlice püffflediği, benim de üstüm başım dahil olmak üzere her taraf çorba oluyor. Ee olsun diyorum. Sıcaksa yemek, üflemek lazım mantığını kavramış.

Oyun çocuğuymuş 0-3 yaş arası. Oynayarak öğrenirmiş. Böylece gittiğimiz her yer anında oyun bahçesine dönüşüyor ve bir kaç dakika içinde savaş çıkmış gibi gözüküyor. Kızacak halimiz yok tabi ki. Sonra takip etmeye başladım müdahale etmek ve arkasından ortalığı toplamak yerine. Önce tüm mekanı geziyor hiç bir yeri ellemeden. Gezerken de kayıt devam ediyor: Nerede ne var? Hangisi bana göre? Nereyi karıştırsam hazine (!) bulurum? diye… Gezinme ve gözlem bitince, sırada kolaylıkla uzanabileceği masa, sandalye, sehpaya doğru yöneliyor. Üzerlerindekileri teker teker eline alıyor. Sonra bazısı yerine konuyor, bazısının da tadına bakılıyor. Kırmak, dökme, zarar vermek yok asla… Ardından en zevkli kısma geçiyor, tırmanma ve ulaşılamayana ulaşma… Sandalye, tabure yani üzerine çıkabileceği eşyaların yerini değiştirebileceğini fark ettiği gün Koray’ın önünde artık hiç bir engel kalmamıştı. Böylece gözüne kestirdiği bir sandalyenin üzerine çıkıp Everest’e ulaşmış bir dağcı edasıyla bize sesleniyor. İniyor, çıkıyor oyuncak olarak kullanabileceğini düşündüğü objeleri taşıyor. Yorulmadan, bıkmadan.

En sevdiği yer ise mutfak. Karıştırılacak ne kadar çok yer var. Dolaplar, çekmeceler, fırın… Nereyi açsa enteresan geliyor. Ben de bizim mutfakta Koray’a bir dolap ayırdım. Hayır Koray’ın eşyalarının olduğu değil. Benim kullandığım ve aynı zamanda Koray’ın da alıp oynayabileceği, plastik, kırılmaz, çatlamaz ama oyuncak olmayan malzemeler. Çünkü kendi eşyaları zaten onun. İstediği ise bizim kullandıklarımız. Bu yöntem sayesinde diğer dolap kapaklarını pek açmıyor artık. Açsa bile minik çiflik hayvanlarını veya emziklerini yerleştiriyor. Ben de Koray yattıktan sonra tencelerin içinde zebra, dalmaçyalı, kek kalıplarında domuz, dinazor ve emzikleri buluyorum. Sonra bir gülümseme yayılıyor dudaklarıma. Koşup Sarp’a anlatıyorum. Sarp yoksa annemi arıyorum. Onu da bulamazsam kuzeni arıyorum. Gören de Koray üniversite sınavını kazandı zanneder.

Gün bir şekilde, Koray’ın yeni keşiflerinin arasındayken bitiyor. Akşam koltuğa oturup da, elime kahvemi aldığım an, Koray’ı düşünüyorum yine. Neler yapmıştı? Neler söyledi? (ya da söyleyemedi diyelim). Onun bir gün boyunca yaptıklarını yapmaya kalksak, ikinci güne eminim başlayamayız. Bitmek bilmez bir enerji ile atom karınca hızında bir yaşamı var çünkü.

0

Etiketler

1 Yorum

  • sifa says:

    ne guzle dunyalari var ve ne guzel anlatmissin..kendimi korayin yerine koyuverdim birden…cok heyecanverici…:D

Leave a Reply