Her şey hamile kalınca başlıyor aslında.
Bir anda çevreni sarıyor anneler, bildikleri bilmedikleri her bilgiyi paylaşıyorlar. Daha doğrusu herkes kendi aklındakini anlatıyor. Kendi için önemli olanı ve çoğunlukla kendi başına gelen ve çoğu zaman sıkıntı veren hikayeleri. Yani çoğu anne çocuklu hayatın ne kadar yorucu, sıkıcı olduğundan bahseder. Yaramaz, huzursuz, huysuz çocuklardan; uykusuz ve gazlı bebeklerinden neler çektiklerinden bahsederler. Siz karnınızdaki miniğe kavuşma heyecanı yaşarken bir anda olay gözünüzde büyür. Ürperirsiniz. ‘Eyvah!’ diye içinizden geçirirsiniz.

Bir arkadaşım bana “bebeği sorunsuz anneler yani bol uykulu, gazsız ve sakin bebekleri olan anneler genelde yazacak ve paylaşacak bir şey bulamadıkları için anlatmazlar kendi hallerini. Başı ufaklıkla dertte olanlar ise durmadan konuşur” demişti. Vallahi doğru. 4 senelik anneyim. Genelde problemsiz diyebileceğim ama ciddi yaramaz bir oğlum var. Her şey süt limanken yazacak bir şeyler bulmakta zorlanıyorum. Blog arşivine baktığımda gördüm ki en çok uyku konusunda yazmışım. Ben tutturmuştum uyku eğitimi diye çünkü. Takılmıştım. Ben üstüne gittikçe zaman zaman işler daha fena bile olmuştu. İşte o zamanlar yazdıkça yazmışım:)

Ben yazarken kimseyi korkutmak gibi bir niyetinde değildim sadece günlük maceralarını yazıyordum ama soran olursa da her şeyin toz pembe olmadığını da bilmesini istiyordum. Yani işin en kolay kısmı hamilelik ve doğum. Sonrası biraz anneye, biraz hayattan ne beklediğinize ama çoğunlukla bebeğe bağlı. Yani bizi korkutan anneler anlattıklarının dozunu biraz ayarlarlarsa fena da yapmıyorlar. Çünkü aşağı yukarı başına ne geleceğini bilerek başlamak, hiçbir şey bilmemekten iyidir. Hazırlıklı olursun.

Elbette bebekli/çocuklu hayat çok yorucu, sıkıcı, pişman olunası bir şey değildir. Çoğunlukla. Yorulursun, uykusuz kalırsın bazen de eve tıkılır duvarlarla konuşursun ama bir küçük birey yetiştirmek için her şey. İyi insan olsun, mutlu olsun diyedir tüm yorgunluk. Çocuksuz günlerinizi özler gibi olursunuz sonra o ufaklık yanağınıza bir öpücük kondurur, dünya değişir bir anda. Umrunuzda olmaz geride kalanlar. Çocuk sahibi olmak böyle bir şeydir. Hayatınız değişir. Kalbiniz daha hızlı atar, aklınız daha çok çalışır. Bence.

İşte bu yüzden ‘Ben çocuğa uymam, çocuk bana uysun’ gibi ütopik fikirleri duyunca gülümsüyorum sadece ve ‘inşallah’ diyorum. Bu demek değil ki anne-baba çocuğun kölesi olsun ama bir gerçek var ki o da her şeyin alt-üst olduğu. Nasıl anlatsam bilmem ki sadece hayat değil her şey değişiyor. Uyku düzeni, ev düzeni, mutfak düzeni hatta sen bile. Fiziksel, ruhsal, duygusal olarak hem de. O yüzden çocuk bana uysun olmuyor. Uysun tabi, uyumlu olsun. Evdeki yaşam şekline, alışkanlıklara uysun. Çok rahat olur ama anne-babanın da yaşamı çocuğun rahatı ve mutluluğunu sağlamak olmalı. Yani her ikisi de uygulanabilir diye düşünüyorum. Kendimizden örnek vereyim: Biz mümkün olduğunca her fırsatta seyahat eden bir çifttik. Çocuk sahibi olmanın buna engel olmasına izin vermedik ve Koray’ı da kendimize benzettik. Uzun-kısa, uzak-yakın- uçakla, arabayla, otobüsle her türlü yolculuğa çıkıyoruz. Çıkıyoruz ama eskisi gibi aklımızın estiği gibi gezmiyoruz elbette. Onu rahat ettirecek planlar yapıyoruz. Akşam 9 en geç 10’da otel odasına/eve geri dönüyoruz ki yatağında uyusun. Böylece hem geziyoruz hem de Koray’ın bize ayak uydurmasını sağlıyoruz.

Her zaman kolay olmuyor elbette. Çocuk büyüdükçe kendi kurallarını getirmeye çalışıyor. Siz de onu ezmeden, ona saygı göstererek düzeni sağlamaya çalışıyorsunuz. Diyebilirim ki çocuklu hayat zor, kolay, zevkli, korkutucu, eğlenceli, gürültülü, komik, kaotik bir şey. Sevgisi ise her şeye değer.