Çocuk öyle rahat mı?

Şimdi ben bu bebek taşımayla yatıp kalkıyorum ve ciddi bir destekçisiyim ya, Koray da doğduğundan beri sling içinde ya… O kadar çok tuhaf soru ve yorum ile karşılaşıyorum ki. Yeni doğduğunda bizimki bir somun ekmek büyüklüğündeydi ve slinginin içinde kaybolup gidiyordu ama bir o kadar da mutluydu. Biz sokaklarda oğlumla koyun koyuna gezerken, ”kızım bebek nefes alıyor mu?” diye belki 10-15 kişiden uyarı almışımdır. Koray büyüyüp de adam olduğundan beri de Slingo Hug’a koyup, bazen önde bazen arkada geziyoruz. Önüme taktığımda ”Rahat mı ki o?” diye soruyorlardı ki genelde tam da o anlarda Koray mışıl mışıl uyuyordu kafası göğsümde. Bir gün sırtımıza alalım dedik. Tuhaf tuhaf bakışlar, ‘cık cık’ sesler… ne demekse??? Bebeği sırtımızda taşıyınca düşüncesiz, kötü anne baba oluyoruz ama bizi onaylamayan o hanımlar, beyler alışveriş merkezinin ortasında şaplağı yapıştırıveriyorlar 2 yaşındaki çocuklarına.

Çocuk öyle rahat mı? ‘Hayır, değil’ diyeceğim bir daha soran olursa, söz veriyorum. Kendini güvende hissetmeyen bebek, çocuk ya da büyük biri diyelim uykuya geçebilir mi, sorarım. Kendimi düşünüyorum. En ufak bir sıkıntı, güvensizlik, rahatsızlık hissi bende uykusuzluk ve huzursuzluk şeklinde etki ediyor. Şimdi bir bebek kendini en çok nerede güvende hisseder? Annesinin kucağında. Sling ile çocuk annesiyle temas ederek gününü geçirse ne olur? Şımarır mı yoksa huzurlu ve rahat olduğu için daha sakin ve mutlu bir yapısı mı olur? Ben tüm bunların cevabını çok önce verdiğim için Koray bugün hala Slingo’sunu içinde geziyor. Bazen pusete koymak istediğimde direnişle karşılaşabiliyorum oysa Slingo Hug’ı elimde görünce pozisyon alıyor resmen. Yanıma yaklaşıp ellerini uzatıyor ki onu kolayca yerleştirebileyim.

Nereden aklıma geldi bu konu?

Aslında Attachment Parenting’in uykuyla ilgili bir yazısını paylaşacaktım ama ‘babywearing-slingler’ bu akımın ilk adımı olduğundan ben yine başa döneyim dedim çünkü yine bir Slingo günümüzde sokaklardayken, teyzenin teki yanıma yaklaşıp ‘kızım çıkar o çocuğu içinden, bırak hava(!) alsın biraz, hem devamlı anneyle de olmaz ki’ dedi ve hemen gitti. Ben daha ağzımı açamadan, sözleri havada asılıyken uzaklaştı. Deli zannettim. Yok değildi. 14-15 aylık bir bebek devamlı anneyle olmayacak da nerede, kiminle olacak? Ben de bunu anlayamadım.

Attachment parenting yani doğal ebeveynlik bizim Türk toplumunda var mı yok mu şimdi? İlk bakışta biz Türkler çocuklarını çok seven, onlarla hayatları boyunca ilgili ebeveynler olarak görülürüz. Görülürüz, kendimizi öyle zannederiz de çocuğunu hem sever hem döver cinsinden ebeveynlik ne derece doğal oluyor bana bir söyleyin. Hele hele ilgili anne-baba kavramını, ölünceye kadar hayatına burnumu sokarım, ben anneyim! şeklinde algılamak en göze çarpan özelliğimiz. Biraz yakından bakınca aslında bizdeki ebeveynliğin doğallıktan oldukça uzak olduğunu görüyorum. Ayakta sallayarak uyutmak, 8 yaşına kadar emzirmek, 25 yaşına kadar aynı odada uyumak, 40 yaşındaki oğluna ‘sakın aç kalma oğlummm’ diye haykırmak yetmiyor yani en doğalından ebeveynlik olmuyor. Bizde kavramlar karışık. Ben doğalım, çocuğumla çok ilgiliyim, o ne isterse onu yaparım deyip çocuğunu televizyonun karşısına koyup eğitimine katkıda bulunduğunu sanan çok anne-baba var. Hatta çalışmayıp evde oturan buna rağmen bebeğini gerçekten tanımayan bir sürü örnek var. Vakit geçirmedikleri ve gözlemlemedikleri için ne sever, ne ister, ne anlatır, neye ihtiyacı olur bir türlü bilemezler ve karşılıklı anlaşamadıkları için sinir harbi yaşarlar annesiyle zavallı bebeği. En sonunda anne bağırış çağırış (çok ileri gidip eline koluna hakim olamadan tokadı yapıştıranları ne yapmalı bilmem) bebeğinin üstüne yürür. Düşünsenize o minik insan, henüz iki kelimeyi bir araya getirip de derdini anlatamadığından sıkıntısı çözülmediği gibi daha da çok strese giriyor. En güvendiği kişi, annesi tarafından hırpalanıyor ve yine televizyonun karşısına oturtulup bir başına bırakılıyor. Ben bebeğimi kucağımda büyüteceğim demiştim, yazmıştım. Gün geliyor yatağımıza ortak da oluyor ama benim derdim kendine güveni olan, çevresindeki insanları seven ve doğaya saygı duyan, çalışan, üreten bir birey olsun. Özgür olsun. Okusun, bol bol okusun, her şeyi okusun, her şeyi sorgulasın, gerekirse beni de… Yeter ki kendi olsun, mutlu olsun.

Yani çocuk böyle çok rahat teyzecim, annesine dokunarak büyüyor çünkü!

0

1 Yorum

  • güzin says:

    Bugünkü yazı gerçekten çok güzel. Bebeklerimiz en huzurlu ve güvenli yerin neresi olduğunu çok iyi bildikleri için zaten kucağı çok seviyorlar, hele bir de boynuma sımsıkı sarılması yok mu daha ne isterim ki…varsın taşıyayım bütün gün belim kopana kadar ))

Leave a Reply