Nereden başlasam, nasıl anlatsam bilemiyorum.

Anne olduğumdan itibaren büyüklerden en çok duyduğum söz ¨Çocuk dediğin düşe kalka büyür¨ olmuştur. Emekleme süreci ile başlayan bu düşmeler kalkmalar artık hayatımızın olağan bir parçası haline gelir. Öyle ki düştüğünde artık pek ciddiye almadığımız zamanlar artıyor gün geçtikçe, çocuk büyüdükçe. Rahat bir anneyim, hoplamasına zıplamasına karışmamaya çalışırım. Sağlam atar çünkü Koray adımlarını.

Ben böyle düşünürken başımıza hiç olmayacak bir olay geldi geçen gün. Koray çok ciddi bir çarpma ile üst dudağını yardı. ‘Bak işte yaramazlığın sonu bu’ diyeceğim ama değil aslında. Benim düşüncesizliğim, dikkatsizliğim yüzünden oldu işin gerçeği. Her zaman atladığı yerde küçük beyi yakalayıp giydirme planı ile karşısına dikilince olanlar oldu. Benim suratıma çarptı ve dudağı içten dıştan yarıldı. Malesef bende hiçbir problem yok. Olan sadece benim 3 yaşındaki küçük oğluma oldu.

Şehirden uzaktaydık hafta sonu kaçamağı için ve Koray kucağımda bir saatlik araba yolculuğu ile hastaneye yetişmek zorundaydık. Yara yüzde olduğu için bir an önce müdahale edilmesi gerekiyordu ki iz kalmadan tamir edilsin. O bir saat bitmeyecek gibi geldi. Koray’ı sakinleştirmenin yanı sıra kendimi de toparlamalı ve gözyaşları içinde arabayı kullanmaya çalışan babaya destek olmak zorundaydım. Ama yapamıyordum. Benim yüzümden olduğu fikrini atamıyorum kafamdan çünkü. Gözümün önünden onun o dudağı yarık hali, korku dolu gözleri gitmiyor. Gitmiyor.

Büyük bir yarık var, çokça dikiş atıldı. Canı yanıyor belli, morali bozuk. Konuşmuyor, konuşamıyor. Canı daha fazla yanmasın diye çareyi olumlu ve olumsuz anlama gelecek sesler çıkarmakta buldu. Su istiyor, süt istiyor içemiyor. İlaçlarını zaten reddediyor. En sevdiği şey olan çikolatayı aldı eline, götüremedi bile ağzına. Bırakmadı da elinden. Ağlamaya bile hali kalmadı garibimin. Onu yerine de döndüm arkamı ben ağladım.

O çaresiz halleri kalbimi parça parça etti. Anlatmaya çalışıyoruz, can kulağıyla dinliyor ama anlayamıyordu. Ya da anlıyordu da biz onun acısını anlayamadığımız için sıkıntıya düşüyorduk karşılıklı. Çareyi hastaneye götürüp serum taktırmakta bulduk. Hem sıvı ihtiyacını gidermek hem de alması gereken ilaçları verebilmek için en doğru çözüm buydu. İyi ki de yapmışız. Serum takılırken biraz problem yaşamış olsak da serumu çıkarıp atmasına ramak kalsa da en sonunda ikna oldu. Bu ilaçlar onu iyi edecekti ve eskisi gibi yine koşup oynayacaktı. Geriye sadece yemek yemesi kalıyordu.

Karnı acıktığında ekmek istedi, eline aldı ama yine cesaret edemedi yemeğe. Hastanede günümüz yatarak, uyuyarak, kitap okuyarak ve en çok da iPad ile oynayarak geçti. Arada sırada serumdan yana siniri bozulduysa da ona da alıştı en sonunda. Ana-oğul babamızın iş dönüşünü beklemeye başladık dört gözle. Oğlan babaya çok düşkün. Biliyorum onu görünce daha da iyi olacaktı.

Ve mucize…

Baba geldi, Koray sevinçten çılgına döndü ve akşam yemeği için gelen çorbaya ekmekleri bana bana yedi. Çok değil ama yedi. Karnı doydu. O lokmaları yutmaya çalıştıkça benim gözlerim yaşla doldu. Oysa ne basit bir şey. Büyük bir hastalığımız yok. Çocuğun dudak yarığından dolayı iki gün yemek yiyememesi bile beni bu derece perişan etmişken gerçekten hasta olan çocuklara ve ailelerine sabır, sağlık, güç diliyorum. Zor çok zor.

Bugün daha iyiyiz. Serum ile ilaçlarını, ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri de aldığı için dudağı hızla iyileşiyor, acısı diniyor. O da kendini daha güçlü hissediyor. Biraz aksi ve mutsuz. Sinirinin bozuk olduğu her halinde belli, gülmemek için ‘cool’ görünümünü bozmamak için zorluyor kendini. Biz de onu öpüp öpüp kokluyoruz.

Yine de ona baktıkça o ilk hali gözümün önünden gitmiyor.

İşte bu yüzden üzerine basa basa diyorum ki uykuymuş, beslenmeymiş, eğitimmiş hepsi BOŞ. Öyle ki asla uykuyu, beslenmeyi boşveren bir anne olmadım, Koray toparlandığında ben yine tam saatinde yatması için elimden geleni ardıma koymayacağım ama işte şu anda her şey BOŞ.

 

Nasıl ‘boş’ olmasın ki. Minicik kaldı sanki.

Neyse düzelecek, yine koşturacak ve ben ona yine ‘yapma, atlama, hoplama’ diyeceğim.