Filmlerin, dizilerin gerçek olmadığının en somut göstergesi nedir? Bence, 2 yaşındaki çocuğunu yatağa yatırıp yanağına bir öpücük konduran anne odadan çıkınca mutlulukla gözlerini yuman ve uykuya geçen çocuk. Ancak filmlerde olur bu. Bir de sonra karı-koca mutlu mutlu saatlerce takılmıyorlar mı rahatsız edilmeden?

Bir de reklamlara gıcığım: Bebekler gibi mışıl mışıl uyku! Hangi uyku, hangi mışıl? diye sorarım kendilerine. Valla sabaha kadar mışıl mışıl uyuyan çocuk benim çevremde 10’da 2. Evet bir araştırma yaptım yakın arkadaş çevremde. 10 bebekten 2’si deliksiz reklam(!) uykusuna sahip. Diğerleri ve bizimki de elbette gecede en az bir kere kalkıyor. 5 yaşında hala gece yarısı kalkıp anne babasını yoklayan var mesela.

Bebeklerin uyku döngüleri biz yetişkinler gibi değil. Bir kere bizim kadar derin uykuları yok. Bazı bebekler de ekstra hafif uykuya sahip oluyorlar. Uyku evreleri arası geçişlerde ise çoğu bebek uyanıyor ve tekrar nasıl uykuya geçeceklerini bilmiyorlar. Bildikleri tek şey anne. Onu istiyorlar.

Bir söylentiye göre hamilelikteki yaşam biçimi çocuğun düzeninde çok etkili oluyormuş. Söylenti diyorum çünkü bununla ilgili yapılmış bir çalışma bulamadım. Ancak gerçek olmaması için sebep de yok. Hamileliğimde beni yakından takip edenler,  ‘Koray’ın hareketli, gezmeyi seven ve uykuya düşkün olmayan bir çocuk olmasından daha doğal bir  şey yok. Bu kadar aktif bir annenin çocuğu da işte böyle olur’ diyorlar. Hatta kuzenlerimden biri ‘ben tüyoyu aldım, hamileliğimde 9 ay yatıp uyuyacağım’ demişti :)

Benim şikayetim bu aralar 1’ken(yazıyla bir) 2 oldu. Geceleri deliksiz uyumayan daha doğrusu yanında birisi olmazsa uyanan küçük bey, şimdi de yattıktan 2 saat sonra uyanıp yanına çağırıyor birimize. Yemin ediyorum gece yarısı yanımıza gelmesine razıyım. Bir daha şikayet etmeyeceğim o konuda. Çünkü 8’de uyuduktan sonra 10 gibi ‘annneeeee geeelll’ diye emir buyuruyor. Gidiyorum, beni gördüğü anda uykuya devam ediyor. On dakika bekliyorum yatağın kenarında. İyice daldığından emin olunca çıkıyorum. On beş dakika sonra bir daha… en sonunda pes edip yatıyorum ben de. Bitmedi. Bu sefer de ben 1-2 gibi uyanıyorum. Sinir içindeyim elbette. Akşamımın geçip gittiğine mi yanayım, kocamı yalnız bıraktığıma mı?!? Bloglara çoğunlukla bu zaman diliminde yazar oldum. Sabaha karşı uykum gelince de ya Koray’ın ya da Sarp’ın yanına kıvrılıyorum. Zaten çok geçmiyor, evdeki horoz(!) neşe içinde ‘ben uyandım’ diyor.

Çare arıyorum.

Konuş onunla, diyenler oldu. 2.5 bile değil henüz. Nedenlerini anlamasını nasıl beklerim ki?!? Geçiyorum bunu.

Bırak odasında kalsın sen çık odadan, diyenler oldu. Malesef biz o bölümü atlayalı çok oldu. 2-3 sefer denedik. Biraz ağlıyor, ben ses vermeyince de yatağından kalktığı gibi ışığı açıp oyuncaklarının başına gidiyor. Uykusu da iyice açıldığından geri uyutmak en zoruydu. Sonuç: hep beraber bizim yatakta uyuduk.

Aman boşver düzelir, diyenler oldu. Evet düzelecek ama ben de düzeldim(!). İşin aslı sıkıldım, yoruldum. Koray’ın yanımda olmadığı zamana ihtiyacım var. En azından akşamlarım bana kalsın istiyorum. Sabaha görüşeceğiz nasıl olsa. İkinci çocuk bekliyorlar bir de benden?!?!

Gece uyanan veletler için bir kaç çözüm önerisi buldum inernette. İmzalar, uyku uzmanlarının. Bu uzmanlık dalına bayılıyorum(!) o da ayrı konu.

Ödüllendirme: Çocuğa uyduğu her kural veya yaptığı doğru davranış işin bir ödül verme. Takvim sayfalarına renkli yıldızlar yapıştırmak oldukça etkili oluyormuş. Mesela dişlerini fırçaladı, bulunduğunuz güne bir yıldız yapıştırıyorsunuz. Yatağına tam saatinde gitti, bir yıldız daha. Gece boyu kendi yatağında kalır ve de kimseyi yanına çağırmazsa bu sefer kocaman bir yıldız yapıştırıyorsunuz.

Bu yöntemin işe yaradığını söyleyen anneler var ama bana kalırsa 2-3 yaşındakine bunu anlatmak çok zor. Ben Koray’a ‘şunu yaparsan yıldız vereceğim’ desem, elimdeki tüm çıkartma paketini ister. Üstelik ilk cümlemi de es geçerek. Bu yöntem de bize uymuyor şu anda.

‘İki dakikaya döneceğim’ diyerek oyalama yöntemi bana ilginç geldi. Çocuğa ‘sen yatağında sessizce bekle, ben iki dakikaya geliyorum’ diyoruz. Elbette hemen gitmiyoruz. O ‘annem gelecek’ diye beklerken ümit edeceğiz ki uykuya dalsın. Aynı methodun bir başka cümlesi de şu: ‘Ben kendi odamda olacağım. Eğer sessiz olursan iki dakika sonra gelip seni kontrol edeceğim yoksa aşağıya iniyorum.’ İlk duyduğunuzda kulağa biraz zalimce gelebilir. Oysa ben bu sözleri neredeyse bire bir geçen hafta, henüz bu yazıdan haberim yokken Koray’a sarf ettim. Oldukça sakin ve kararlıydım. Oralı olmadı, böğürmeye devam etti. İndim salona. Sonra ses kesildi. ‘Tamam’ dedim. Mutfağa kahve yapmaya gittim. Salona döndüğümde bizimki tüm şirinliğiyle beni bekliyordu. ‘Sen gelmedin, bak ben geldim’ bakışı vardı suratında.

Sonuç: bu yöntemi de beceremedim.

Yavaş yavaş uzaklaşma: Bunu daha önce duymuştum. Deneyip de başaran yoktu benim çevremde. Aslında oldukça mantıklı ve hümanist bir yaklaşım çocuğun uyku problemine. Şöyle ki, her gece çocuğunuzdan bir adım uzaklaşarak uykuya geçmesini bekliyorsunuz. Örneğin; ilk gece baş ucunda oturun. Ona küçük küçük dokunun. Rahatlatın, masal anlatın. İkinci gece teması azaltın ama henüz uzaklaşmayın. Üçüncü gece yine uzaklaşmıyorsunuz ama fiziksel teması kesiyorsunuz. Dördüncü gece bir sandalye alın ve yataktan bir adım uzakta oturun. Böyle böyle her gece yataktan biraz daha uzaklaşarak onun daha fazla kendi kendine uykuya geçmesini sağlıyorsunuz. Elbette onunla konuşmaya devam ederek. Zaten bu duruma iyice alıştığında sizin kapının önünde durup ‘hadi bakalım iyi geceler’ demeniz uykuya geçmesi için yeterli oluyormuş.

Valla ben bu yöntemi hakkıyla denemedim. Bir iki kere yavaş yavaş uzaklaşmaya çalıştım. Kalkıp anne gel, elimi tut, otamı buramı kaşı, karnımı ov gibi bahanelerle beni yanına getirtti. Ama dediğim gibi hakkıyla denemedim. Sanırım en akıllıcası bu. Yavaş yavaş ama sakin bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.

Unutmadan bir de kontrollü ağlatma var. Benim Koray’a 5 aylık civarı oldukça hafifletilmiş şekilde uyguladığım ve ikinci gün başarıya ulaştığım yöntem. Ancak 2.5 yaşındaki inatçı keçiyi kontrollüsü, kontrolsüzü ıslah etmez. Sabaha kadar ağlar durur. Yukarıda anlattığım gibi kalkıp oyun da oynayabilir, salona inebilir veya biz de yatmışsak odamıza gelebilir. Engel olmak zor. Yatağına bağlamam tek çözüm.

İçinizden ‘bırak işte uyusun seninle’ diyenler olacaktır. Tamam da uyuduktan iki saat sonra kalkması beni çileden çıkarıyor. Yalnız uyumak istemiyor ve bunda oldukça da kararlı. İyi de ben kendime ait zamanlar istiyorum.  Buna ‘bencillik’ diyen de çıkabilir. İnsanın kendi ihtiyaçlarına kulak vermesi değildir bencillik. Kaldı ki oğlumun hayati ihtiyaçlarını anında karşılarım ama akşam uykusuna benimle birlikte yatmasını istemiyorum. Ben, ‘ben’ olmak istiyorum. Sadece ‘İrem’ olmak istiyorum bir süre. Kısa bir süre. ‘Anne’ olmayayım bir kaç saat? Ne olur ki?